Bu yazı Birgün gazetesinin pazar ekinde yayınlandı.

Yazı: Cansu Fırıncı

Kemal Özer
Kemal Özer

Güneşin battığı zamanlar vardır, battığı ve ertesi gün doğmadığı. Karanlık ve boğucu bir ortamın içerisinde, dipsiz bucaksız bir okyanusun ortasında kalakalırsınız. İşte böyle dönemlerde, kapkaranlık okyanusun ortasında yolunuzu aydınlatan tek ışık, hiçbir karanlığın boğmaya gücünün yetmediği o büyüleyici ay ışığıdır.

Ay ışığının denize bıraktığı yakamozun aydınlığıyla ayağınızı basacağınız karayı görebilir, ona doğru yüzer, sonunda ayağınızı karaya basarak boğulmaktan kurtulursunuz. Çevrenizde yolunuzu aydınlatan başka hiçbir ışık huzmesi yoktur. Ancak yakamoza tutunarak, onun yaydığı ışığı takip ederek bu boğucu karanlıkta yok olup gitmekten kurtulabilirsiniz.

İşte Kemal Ağabey de karanlığın içinde, ıssız bucaksız okyanusta çaresizce çırpınanların yolunu aydınlatan bir ay ışığıydı.

Bizler, 80’ sonrasında doğan ve 2000’lerin başında edebiyat dünyasına adım atan genç şairler olarak, böylesine boğucu bir karanlığın içinde çırpınmaktaydık. Elbet el “yordam”ıyla yolumuzu arıyor, sisin ve pusun içerisinden bizi boğulmaktan kurtaracak adaya doğru kulaç atıyorduk. Ancak her seferinde karşıdan gelen dev bir dalga bizi başladığımız noktaya geri fırlatıveriyordu.

Bizim genç şairler olarak toplumcu edebiyatın sesi olmaya soyunduğumuz dönemde, ve hâlâ da öyle, toplumsal hayatta 80 karanlığı, edebiyatta da bütün yerine parçayı, toplumsal olanın yerine bireyin sorunlarını ön plana koyan İkinci Yeni estetiği galebe çalıyordu. Soğuk savaş koşullarında sanatı siyasetten arındırmak üzerine kurulu olan bu estetik algının şairlerinden pek çoğu sonradan bu tutumdan vazgeçip, toplumcu duyarlılıkla şiirler yazdılar ancak 80’ sonrasında hakim olan eylim bu duyarlılıkla yazılan şiirler değil İkinci Yeni’nin kuruluş manifestosunun boğucu, bütün yerine parçayı önemseyen, bireyin iç sorunlarına odaklanan “şiir biçimi” oldu.

Bu öylesine baskın bir şiir dili ve algısı oluşturmuştu ki ve öylesine yaygınlık kazanmıştı ki bizim gibi toplumcu şiirin peşinde olan şairleri de etkisine almış ve şiirimizden kolay kolay atamayacağımız etkiler bırakmıştı. Bu etkiden kurtulmaya, arınmaya çalışıyor ancak tatmin edici bir sonuç alamıyorduk.

Kemal Özer ile tanıştığımız andan itibaren, onun saçtığı ışık bizi toplumcu edebiyatın kara sularına hem de inanılmaz bir hızla ulaştırdı. Boğulmaktan, galebe çalana teslim olmaktan, savrulup başka karalara çıkmaktan kurtulduk.

Kemal Ağabey, karanlığın içinde yolumuzu bulmamızı sağlayan bir ay ışığıydı.

O yaydığı ışığı hep daha geniş bir kesime ulaştırmanın da çabasını verdi. Yalnızca üretmekle kalmadı, ürettiğini toplumun daha geniş kesimleriyle buluşturmanın da yollarını aradı…

Çalışma yöntemi, Asım Bezirci’nin eleştiriye uyguladığı yöntemin şiire uygulanmasıydı. Onun özgünlüğü Asım Bezirci’nin eleştiride uyguladığını, inanılmaz bir öngörüyle şiire uygulama cesaretini göstermesindeydi. Asım Bezirci de öldüğünde geride on binlerce sayfa arşiv, belge bıraktı, Kemal Ağabey de… İkisi de edebiyatı bir meslek olarak tanımlayan ve tüm yaşamlarını da buna göre “tasarımlayan” yazarlardı. Kemal Ağabey’in yazdığı her dizenin ardında yıllar, binlerce sayfalık arşivler, belgeler, anılar, fotoğraflar, söyleşiler vardı.

Kemal Ağabey Asım Bezirci’den bahsederken sesi titrerdi. 2 Temmuz’da 33 aydını ve 2 masum çalışanı ateşe veren gericiler sandılar ki, yalnızca 35 kişiyi yaktılar. Oysa o yangından sonra on binlerce insan her gün binlerce kez yandı. Kemal Ağabey’in kalbi de 16 yıldan beri her gün yandı… durdu en sonunda…

Şimdi, onun son beş yılında yoldaşlığını, yol arkadaşlığını yapan genç toplumcu ozanlara çok iş düşüyor. Bu işlerin başında Kemal Özer’e yakışır birer ozan olmak var. Bununla birlikte ve en az bunun kadar önemli olan bir şey daha var: Kemal Özer’e yakışır birer komünist olmak. Bu yoldaşlardan, yol arkadaşlarından biri de ben oldum, ne mutlu bana! Ve ne yazık, ışıksız kaldım…

(Yazılacak çok şey var, ama yüreğim şimdilik bu kadarına izin veriyor. Kavganın yüreği durmaz Kemal ağabey, sen yaşıyorsun…)

Cansu Fırıncı

Reklamlar