Bu yazı Taraf gazetesinin hafta sonu ekinde yayınlandı.

Yazı: Cansu Fırıncı

Nihat Behram
Nihat Behram

Edebiyatımızın üretken ve direngen isimlerinden Nihat Behram son zamanlarda, oldukça ilginç ithamların muhatabı haline geldi.

İthamların sahipleri ‘edebiyatın içinden eleştirel yaklaşım’ izlenimi vermeye çalışsalar da satır araları okunduğunda gerçeğin hiç de böyle olmadığı rahatlıkla anlaşılıyor. Nihat Behram tam da ideolojik gerekçelerle hedef tahtasına oturtuluyor.

Altı hiçbir biçimde doldurulmadan, pek çok yanlış ya da çarpıtılmış olarak aktarılan bilgilerle hırpalanmak istenense, Behram’ın temsil ettiği ve asla taviz vermediği yurtsever, sosyalist kimliğidir.

Nihat Behram eleştirilmez değildir elbet. Ancak bu ayarda bir yazarın duruşuna ve şiirine eleştiri getiriyorsanız, söylediklerinizin altını doldurmak da boynunuzun borcudur.

Birkaç hafta önce Zaman gazetesinde Bahadır Can Yüce, M. İrfan Atılgan mahlasıyla bir yazı yayımladı. Yüce, yazısında Varlık Dergisi’nin hazırladığı Ergenekon dosyası için Nihat Behram’dan görüş alınmasına çatıp, “arabesk şarkı sözü yazarı” Behram yerine genç şairlerden görüş alınmasının daha doğru olacağını söylüyor…

Bu ifadede ilkin gözümüze takılan “arabesk şarkı sözü yazarı” cümlesi… Çok parlak, çok cesurca! Peki, Yüce bu güne değin tek bir satır olsun, Behram’ın neden arabesk şarkı sözü yazarı” olduğunu yazmış mı? Böylesine iddialı ve ispata muhtaç bir cümleyi Nihat Behram gibi bir yazar için sarf ettikten sonra şairin bir dizeciğiyle olsun açıklamış mı?

Amacınız polemik yaratıp kendi adınızdan bahsettirmek, reklamınızı yapmaksa dikkatli olmalısınız!  Aklımıza ister istemez Duygu Asena’nın ortada fol yok yumurta yokken Nâzım Hikmet için “kartpostal şairi” demesi ve Can Yücel’in her zamanki hazır cevaplığıyla Asena’nın suratına yapıştırdığı, edebiyat tarihine kazınan mükemmel cümle geliyor…

İlkin o kadar ilgimizi çekmeyen ama üzerinde biraz durunca aklımızı kurcalayan ikinci cümle ise Varlık’taki Ergenekon dosyasına neden Behram’dan görüş alındığını sorması Yüce’nin. Diyor ki ardından, “pek çok genç yazar var, onların görüşleri alınsın”.

Ne kadar masum bir cümle! Yalnız dikkat edelim, Yüce, bu cümleyi Ergenekon operasyonunun savcısı gibi çalışan Zaman gazetesinde sarf ediyor! Bunu yaparken de kendi adını değil, mahlas kullanıyor. Dosya’da Behram’dan daha yaşlı yazarlar varken, tutuyor Behram’ı hedef seçiyor. Behram’ın aydınları ve halkını AKP karanlığıyla mücadeleye çağırması Yüce’yi çileden çıkarmış belli ki.

Behram’ın Varlık’ın Ergenekon dosyasına verdiği cevaplar pusulasını şaşırmış Türk aydını için oldukça önemli uyarılar içeriyor. AKP eliyle gelenin demokrasi olmadığı, AKP’nin halk düşmanı bir parti olduğu sağlam temellere dayandırılarak anlatılıyor. Bahadır Can Yüce ise, Behram’ın argümanlarını tartışıp becerebiliyorsa çürütmek yerine, zavallı tek bir cümlecikle, üstelik adını da maskeleyerek çamur atmaya çalışıyor.

Behram sol.org.tr’deki köşesinde konuyla ilgili kaleme aldığı yazıda, Yüce’ye haklı olarak “gün yüzüne çık, saklanma, gel karşıma açıkça tartışalım” diye seslendi. Zaman gazetesinde hedef tutulmasının altında yatan yurtsever/sol düşmanlığını yine sağlam argümanlarla ortaya serdi. O günden bugüne değin Yüce’den ses seda yok!

Yüce’den çıkmayan ses, bu defa Taraf Gazetesi’nde Vahap Demir imzasıyla geldi. Vahap Demir, “Arabesk Öfke ve Bir Ödülün Anatomisi” diyordu yazısının başlığında. Bu başlıkla Bahadır Can Yüce’nin “Arabesk şarkı sözü yazarı” tanımlamasını dolaylı yoldan sahipleniyor ayrıca yeni bir iddia da atıyordu ortaya: Nihat Behram’a verilen M.C. Anday ödülünün jürisi’nde Ataol Behramoğlu var…

Demir’e göre Nihat Behram hem arabesk şarkı sözü yazarı hem de aldığı ödül şaibeli… Demir de tıpkı Yüce gibi arabesklik nitelemesini ispatlamıyor. Ortaya atıyor, desteksiz bir biçimde. Ancak Demir’in desteksizlikleri bununla da kalmamış…

Bana kalırsa Nihat Behram ilkin bunun hesabını versin; ödülü (ve 5000 TL’yi)  iade etsin ve ondan sonra “kazancım para değil onur!” sözünü başkasına karşı kullansın.” diyor. Basit bir internet araştırmasıyla ulaşılabilecek bir bilgi var ortada. Üstelik ödülün ne basın duyurusunda ne de internette herhangi bir sitede 5.000 lira diye bir rakam söz konusu değil. Çünkü ödül 3.000 lira!

Akla kimi sorular takılıyor ister istemez. Vahap Demir hiçbir yerde böyle bir şey yazılı değilken acaba 5.000 lira rakamına nereden ulaştı? Bilgi kendisine ait değil mi acaba? Birileri 5.000 lira dedi de Demir de hiç araştırma ihtiyacı hissetmeden yazıverdi mi yoksa?

Vahap Demir “Bazen bu atıp tutanlar; yazarlar, sanatçılar ve belli bir siyasi görüşün parlattığı isimler de olabiliyor.” diyor Behram için.

İşte aslında Demir’in yazısı boyunca söylediklerinin altında yatan psikoloji kendini burada ele veriyor! Demir’in derdi Behram’ın temsil ettiği siyasi değerlerle. Fakat söylediklerini desteklemiyor, gene desteksiz yazıyor. Nihat Behram “belli bir siyasi görüşün parlattığı bir isim” öyle mi? Yani yazarlığı fasa fiso! Siyasi görüşü olmasa bir hiç mi Behram? Çok parlak, çok cesur! Ama ispatlanmaya muhtaç!

Sonra yazısının içinde Yüce’yi savunmaya geçiyor: “”Ayrıca mahlas kullanmak, yazın dünyasında, çok olağan bir durumken bundan yüzsüzlük diye bahsetmek, bir başka tahammülsüzlüktür.” Demir, genel geçer bir doğrudan söz ediyor. Ayakları somuta basmadan, soyut bir alandan fetva veriyor. Evet, yazarların mahlas kullanması olağan bir durumdur. Ancak yazarlar durup durduk yerde mi mahlas kullanır?

Yüce gayet rahat bir şekilde kendi adıyla yazabileceği yazısını neden başka bir adın arkasına gizlenerek yazmak gereksinimi duymuştur? Üstelik Behram’ın verdiği cevaptan sonra Yüce ortalarda olmadığı gibi ardına gizlendiği Atılgan da ortalarda yok! İnsanın aklına Himan çizgi filmindeki Titrek geliyor!

Sonra mal bulmuş mağribi gibi, ödülün verilmesinin üzerinden aylar geçmişken “Anday şiir ödülünün jürisinde Nihat Behram’ın ağabeyi Ataol da var” diyor. Peki, anlaşıldığı kadarıyla Demir’nin aklı başına epey sonra geliyor. Neden Behram, Yüce’ye cevap verene kadar aylarca sustu o zaman? Ödül 6 Ağustos’ta ilan edilmiş, tam üç ay önce!

6 Ağustos’tan bu yana konuyla ilgili ağzını açmayan Demir’in yaşanan polemiğin üzerine ödülü gündeme getirmesi başlı başına şaibeli bir tavır değil mi?

Vahap Demir öyle bir gündeme taşımış ki yaklaşık 3 ay önce açıklanan ödülü, okuyan jüri Ataol Behramoğlu’ndan ibaret sanıyor! Jüri’de kimler var başka?  Gülten Akın, Doğan Hızlan, Eray Canberk, Egemen Berköz, Refik Durbaş ve Enver Ercan. Demir’e göre tüm bu isimler Ataol Behramoğlu’nun tartışılmaz otoritesine teslim olmuşlar öyle mi?

Demir, durmadan desteksiz yazıyor! Jüriden bir kişicikle olsun görüşüp, sormuş mu nedir işin doğrusu diye? Eğer sorsaydı Ataol Behramoğlu’nun “değerlendirilecek dosyalar içinde kardeşimin de dosyası var, bu nedenle ben oy kullanmayacağım” dediğini öğrenirdi. Kim bilir belki de sorup öğrenmiştir!

Sonra bir de örnek veriyor şaibe savını desteklemek için: “Mehmet Akif, ucunda para ödülü olduğu için yarışmaya katılmamıştı (… )Sonunda para ödülünün kaldırıldığı konusunda güvence verilince Mehmet Akif, marşı yazmayı kabul etti.”

Mehmet Akif, muhafazakâr kimliğiyle tanınan bir şairimiz. Demir, Behram’a hep bu hınçla, bu bilinçaltıyla saldırıyor. Bu hıncın altında Behram’ın Anday ödülünü alması üzerine verdiği demeç yatıyor: “Görevimin, aydınlık için savaşmak olduğu bilinciyle; görevimin, özgürlük için, uygarlık, çağdaşlık için, en başta laisizm, Cumhuriyet’in kazanımları, insan hakları, adalet, emekçi halk için savaşmak olduğunu biliyorum.

Behram’ın yurtsever, sol duruşu, laisizmi ve Cumhuriyet’in kazanımlarını savunması kimi çevreleri fazlasıyla rahatsız ediyor…

İlkokulda matematik dersinde dört işleme geçildiğinde ilk öğretilen şey elma ile armudun toplanamayacağıdır! Söz konusu olan bir ulusun bağımsızlık marşıysa onu bir şair anısına düzenlenen bir ödülle kıyaslayamazsınız. Bunu memleket ikinci bir Kurtuluş Savaşı geçirir, Behram da marş yazmak için para isterse, o gün tartışırız!

Demir burada da kalmıyor, bir yazarı kitabını bir yayınevince yayımlandı diye suçluyor! “Everest Yayınları’ndan kitapları çıkıyor Nihat Behram’ın. Peki Everest Yayınları kimin!? Bu işin patronu kim?“. Cümle aynen böyle, pes! Behram, kitabı Everest’ten çıktığı için, düşüncelerini eğip bükmüş, sermayeye kuyruk sallayan şiirler, yazılar mı döşenmiş? Yoksa yayın evi O’nun sosyalist, yurtsever kimliğini bile bile mi basmış kitaplarını?

Nihat Behram’ın her yazar gibi, yayın evlerinden çıkıyor kitapları? Ne yapsın, şapkadan mı çıkarsın?

Yazı boyunca sorduğum tüm sorular, muhataplarınca şüpheye yer bırakmayacak şekilde cevaplanmayı bekliyor!

Cansu Fırıncı

Reklamlar