Bu yazı tabut.net sitesinde yayınlanmıştır.

Yazı: Cansu Fırıncı

Besir Fuad (Sol Başta ayakta)
Besir Fuad (Sol Başta ayakta)

Bir Beşir Fuad vardır, 1852’de doğmuş. Osmanlıdaki ilk materyalist olduğu söylenir. 1887 yılında ayrılmış aramızdan. Daha doğrusu kendisini ayırmış. Emile Zola’dan, Victor Hugo’dan çeviriler yapmış bu arada. Bu kısacık arada. Bilimden, edebiyata, siyasete kadar geniş bir yelpazede makaleler yayımlamış, kalem kavgalarına girişmiş. Gazetecilik etmiş hatta.

Bilimsel araştırmalar da yapmış. İnsan bedenini merak etmiş. Kadavra üzerinde çalışmak için izin istemiş, vermemişler. Ama merak bilimin temelidir demişler, merakı rahat bırakmamış Beşir’i.

İlkin morfini kediler üzerinde denemiş. Sinirlerin yoğun olduğu yerlere morfin aşılamış ve oraları kızgın ateşle dağlamış. Uyuşan sinirlerin ateşe verdiği tepkiyi ölçmüş. Derinin altındaki katmanları, lifleri, kasları, sinirleri incelemiş. Ama asıl merak ettiği şeye dokunamıyor henüz; insana.

Beşir’in annesi ruhsal bozukluğu olan bir kadın. Beşir erken yaşta evlenmiş, mutlu değil. Beşir’in bir başka sevgilisi var, ondan hamile kalmış. Beşir babadan kalan mirası bitirmek üzere. Beşir bilim yapmak istiyor. İnsanı incelemek istiyor. Ama kadavraya izin yok. Beşir’in inceleyebileceği bir kadavra yok. Birisi dışında.

Beşir her alanda bize kendini açmış. Hem de her manasıyla. Merakı o haddeye varmış ki artık, kendi bedenini kullanmaya karar vermiş bilimsel araştırma için.

Son gecesinde eve gelip, hizmetçiye rahatsız edilmek istemediğini söyleyerek, odasına çekilmiş. Dolabından morfini çıkarmış, vücudunda belirli yerleri hokkasıyla işaretlemiş. İşaretlediği yerlere morfini enjekte etmiş. Önüne boş bir kağıt açmış. Sonra çantasının içinden ayırmadığı neşterini çıkarmış. Bir süre etrafı seyretmiş, morfin etkisi gösterince usulca neşteri sol bileğinde kaydırmış. İlkin çok sakinmiş Beşir. Gördüklerini büyük bir vakurlukla yazmaya başlamış. Yağ tabakasını, sinirleri, kasları bir bir not etmeye başlamış önündeki kağıda.

Aradan biraz zaman geçince morfin etkisini yitirmiş. Beşir ilkin sıkmış dişlerini, sonra acı bir çığlık koparmış. Efendisinin durumundan zaten şüphelenen hizmetçi telaşla tırmanmış merdivenleri, kapıyı hışımla açmış.

“Beyefendi bir ses işittim”

“Yok bir şey çık dışarı, beni rahatsız etmeyin!

Oda loş, Beşir de saklıyor bileğini. Kadıncağız el mahkûm süklüm püklüm çıkmış dışarı.

Beşir bu arada ikinci bir kağıda vasiyetini yazıyor. Ve vasiyet şöyle bitiyor:

“Cesedimi, kadavra olarak kullanılmak üzere tıbbiye talebelerine bağışlıyorum. İnşallah buna müsaade ederler…”

Reklamlar