Bu yazı Kavuklu dergisinde ve haberveriyorum.net ile tabut.net sitelerinde yayınlandı.

Yazı Cansu Fırıncı

Genco Erkal
Genco Erkal

Oyun Marx’ın ölümünden bu yana kendisine atılan iftiralara cevap verebilmek için dünyaya geri dönmesiyle başlıyor. Ancak öte dünyada geriye dönme işlemi sırasında gerçekleşen bürokratik bir hata sonucunda Marx daha önce yaşadığı Londra Soho yerine New York Soho’ya iniyor.

Yazar bu karışıklıkla, Marx’ın yaşadığı dönemde kapitalizmin ana merkezi olan İngiltere’nin yerini bugün ABD’nin almış olmasına bir gönderme yapıyor. Böylelikle Marx, Marksizm karşıtı-Neoliberal ideolojinin merkezinden kendisini savunuyor oyun boyunca.

Oyunun yazarı Howard Zinn cana yakın ve sıcak bir Marx portresi çıkarmış. Oyunun Marx’ı herhangi bir belediye otobüsünde rast gelebileceğimiz entelektüel ve konuşmayı seven bir emekli tipini andırıyor. Genco Erkal’da tartışmasız oyunculuğuyla, bizden, sıcak, sevecen Marx’ı sermiş gözlerinizin önüne.

Oyunda dekor yok denecek kadar az. Bir masa bir sandalye ile oynanıyor oyun. Genco Erkal da neredeyse bir meddah üslubuyla oynuyor böylesi bir dekor önünde. Masanın üzerinde birkaç kitap ve zaman zaman yudumladığı biranın şişesi var. Arkada bir barkovizyon perdesi duruyor, Marx’ın anlattığı döneme ait görüntüler oyunun önüne geçmeyecek şekilde zaman zaman arkadan akıyor.

Ciddi meselelerin tartışıldığı oyunda mizah öğesinin sıkça kullanıldığını görüyoruz. Örneğin öte dünyadan kendisini savunmak için dünyaya dönmeye karar veren Marx’a önce izin verilmediğini öğreniyoruz Marx’tan. Kendisinin de bunun üzerine protestoya başladığını ve öte dünyada da “Protestonun işe yaradığını”. “Devrimci dayanışmanın” örneklerinin sergilendiğini de anlatıyor bizlere, örneğin Gandi, Marx için açlık grevi yapıyor, Sokrates “Seyahat özgürlüğünün” olmadığı bir yerde özgürlükten söz edilemeyeceğini söylüyor ve protestoya katılıyor. Ortalığın karışması üzerine de Marx’a yıkıcı fikirlerini yaymamak koşuluyla kendisini savunabileceği söyleniyor ve bir saatliğine dünyaya dönüşüne izin veriliyor.

Peki, Marx kendisini nasıl savunuyor? İşte burada düşüncelerini bizlerle paylaşanın Marx mı yoksa anarşizme meyilli olduğunu belirten Zinn mi olduğunu iyi okumak gerekiyor. Oyunun pek çok yerinde Marx değil, Marx’ın ağzından Zinn konuşuyor ve Marx’ın pek çok kuramını kendi yorumuyla ama Marx’ın düşünceleriymiş gibi seyirciye sunuyor.

Zinn kitaba yazdığı önsözde “proleterya diktatörlüğü” kavramı için şunları söylüyor:

1960’lı yılların sonunda öyle bir noktaya geldim ki, birkaç nedenden ötürü anarşizmle ilgilenmeye başladım. Bu nedenlerden biri Sovyetler Birliği’nde Stalinizmin yol açtığı korku ve dehşetle ilgili artan kanıtlar klasik Marksist kavram “proleterya diktatörlüğü”nün yeniden ele alınması gerektiğini gösteriyordu.”

Zinn ele alınan proletarya diktatörlüğü kavramının yerine Amerika’da faaliyet gösteren genç bir anarşist topluluğun çalışma tarzından keşfettiği şu kavramı öneriyor: “

SNCC (‘Snick’ derdik) bilinçli bir teoriye dayanmaksızın anarşist prensiplerle hareket ediyordu. Merkezi bir otorite yoktu, tabandan demokratik bir şekilde karar alınıyordu. 1960’ların yeni solunda buna “katılımcı demokrasi” deniyordu”

Yani Marx’ın ağzından seyirciyle konuşan Zinn proleterya diktatörlüğü kavramı yerine katılımcı demokrasi kavramını öneriyor. Zinn’in bunu önermesinde bir sakınca yok elbet ancak konu Marx olunca ve bunlar Marx’ın düşünceleriymiş gibi aktarıldığında başlıyor sıkıntı. Marx oyunda aynen şöyle konuşturuluyor Zinn’in kalemiyle

Evet, ‘işçi sınıfının diktatörlüğünden’ söz ettik. Bir partinin merkez komitesinin, hatta tek bir adamın diktatörlüğünden değil, işçi sınıfının diktatörlüğünden, yani kitlelerin devleti ele geçirip, devlet gereksiz duruma gelip yok oluncaya kadar kendi kendilerini yönetmelerinden söz ettik”.

Ayrıca oyunun birden çok yerinde Sovyetler Birliği ile ilgili olumsuz yargılar Marx tarafından dile getiriliyor ve Stalin için cani deniyor.

Öncelikle belirtmek gerekir ki Marx eşitsiz gelişim yasasını sistematik bir düşünce haline getirebilmiş değildi. Devrimin Avrupa’nın en gelişmiş ülkelerinde aynı anda gerçekleşeceğini düşünüyordu. Oysa devrim Avrupanın en geri kalmış ülkesi olan Rusya’da gerçekleşti ve yayılamadı yani tek bir ülkede gerçekleşti. Eğer oyun Marx’ın yaklaşımını yansıtmak üzerine kurulmuş olsaydı geri dönen Marx’ın vereceği ilk tepki

“Nasıl yani, devrim Rusya’da mı gerçekleşti ve tek bir ülkede mi kaldı. Peki ya İngiltere, Fransa, Almanya?” olurdu…

Zinn’in düşünce sistematiğine uygun olarak oyunda Marx’ın hayatındaki kimi insanların rolü de gerektiğinden fazla geriye düşürülmüş ya da öne çıkarılmış. Örneğin Engels bir iki fırça darbesiyle resmedilmişken, Bakunin’in ayrıntılı bir portresi çizilmiş ve sanki Marx’ın en büyük düşünsel rakibi Bakuninmişçesine oyunda gereksiz ağırlıkta bir yer verilmiş. Bakunin’in oyundaki işlevi proleterya diktatörlüğü kavramının karşısına “Paris Komünü’ndeki işçi demokrasisi” kavramının çıkarılması olarak göze çarpıyor. Bakunin’in eleştirilerine Marx’ın doyurucu ve ikna edici cevapları vermekte zorlanması da Bakunin’in temsil ettiği çizginin öne çıkmasına yol açıyor.

Oyunun pek çok yerinde Zinn bu ve benzeri pek çok düşüncesini Marx adına öne sürüyor ve bu düşünceleri destekleyecek kanıtları ya Marx’ın ağzından ya da Bakunin’in ağzından seyirciye iletiyor…

Genco Erkal’ın halen sergilemekte olduğu Sivas 93 oyunu Ankara’da yüz bin kişilik Alevi-Bektaşi mitinginin ve İstanbul’da 35 bin kişilik Sivas anmasının yapıldığı bir dönemde oynandı. Marx oyunu da Marx’ın görsel ve yazılı basın başta olmak üzere dünyada ve ülkemizde yeniden gündeme geldiği bir döneme rastladı. Genco Erkal gibi bir ustanın kitlelerin ilgi duyduğu konuları gündeme getirmesi elbette alkışlanması gereken bir reflekstir. Ancak sergilediği Marx Döndü oyunu Marx’ın düşünce ve eylemlerinin anarşizan ve aynı anlama gelmekle birlikte çarpıtılmış bir yorumunu içeriyor. Marx’a yeniden ilgi gösteren kitleler elbette tiyatro aracılığıyla da kucaklanmalı, ancak konu Marx olunca eğer ona sadık kalmayan bir metinse söz konusu olan, Marx’ı tanımayan kitlelerin bu sefer de onu yanlış tanıması gibi, Genco Erkal’ın da istemeyeceği bir sonucun ortaya çıkması kaçınılmaz gözüküyor. Hele de Genco Erkal gibi işinin ehli, saygın bir tiyatro ustasıysa karşınızdaki, durum daha da korkutucu boyutlara varıyor.

Bu oyunu izleyin elbet ama Marx’ın kendisini de okuyun ve oyunda Marks adına öne sürülen düşünceleri mutlaka ve mutlaka eleştirel aklın süzgecinden geçirin.

Reklamlar