Bu yazı Kavuklu dergisinde Yayınlandı.

Yazı Cansu Fırıncı

Reşat Nuri Güntekin
Reşat Nuri Güntekin

Tiyatro Kedi prodüksiyonuyla sahnelenmeye devam eden R.Nuri Güntekin’in romanından uyarlama “çalıkuşu” ödüle doymak bilmedi(!) Şişli belediyesi ve Tiyatro Kedi tarafından organize edilen “1.Muhsin Ertuğrul tiyatro ödülleri” Kendin pişir kendin ye mesire yerlerini andıran ödül saçmalığı, “Çalıkuşu” oyununa en başarılı özel tiyatro, en başarılı yönetmen ve en başarılı oyun müziği dallarında ödül getirdi. Bir tek Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ü atlamışlar. Ona da Kavuklu dergisi ödülünü versin; “al takke ve külah” ödülü (!)

Son dönemde, klasik yazınımızdan uyarlama diziler moda oldu. Olsun, kitap okumayan toplumda hayırlıdır diyelim. Yalan yanlış uyarlanıyor ya hadi onu da geçelim. Okur doğrusunu öğrenirler. Zaten bugün ülkemizde gösterilen dizilerden doğru bir şey beklenebilir mi? Deveye sormuşlar misali…

Konumuz Çalıkuşu ve elbette Reşat Nuri Güntekin. Bilinir elbet, yazarımız Cumhuriyet dönemine içeriden ama sert eleştiriler getiren bir tarzın öncülerinden.

Sabahattin Ali’nin ‘Halkı Askerlikten Soğutmak” suçlamasıyla toplatılan ve yargılanan kitabı Kuyucaklı Yusuf’ta bir suç unsuru bulunmadığını tespit eden kurulun başında bulunan Güntekin, romanlarındaki tutumunu bir yazar olarak da göstermiştir.

Yeşil Gece handiyse bugüne ışık tutan bir kılavuz niteliğinde. Kurtuluş mücadelesinin altını oyan gericilerin kuruluştan sonra yeni düzende nasıl yerlerini aldıklarını çarpıcı bir kurguyla, su gibi akan bir üslupla anlatmış.

Balıkesir Muhasebecisi örneğin, şimdi Şehir Tiyatroları’nda sergileniyor. Sınıfsız-İmtiyazsız toplum şiarının aslında içi boş bir söylem olduğunu, kuruluştan kısa bir zaman sonra bu ideallerle yanıp tutuşanların memleketi nasıl soyup soğana çevirdiklerini anlatır. Oyun öyle de reji edilmiş, tempo bir an olsun düşmüyor, oyunculuklar mükemmel, anlatı ön plana çıkarılmış, işin plastiğine kaçılmamış.

Bir de Çalıkuşu var Tiyatro Kedi tarafından sahnelerimizde sergilenen. Rejisörü Hakan Altıner.

Birinci Feride’yi oynayan bir manken, Ebru Cündübeyoğlu. Evet evet birinci Feride’yi oynuyor. İkincisi de var, üçüncüsü de. Neden bir dördüncüsü yok merak konusu. Ama öyle olsa sahnede bir simetri olur, Cündübeyoğlu ön plana çıkamaz…

Eskiden Birinci sigarası vardı birinci kalite tütün, İkinci, Üçüncü sigaraları da alt kalite tütündü…

Tek başına, sadeliği, doğallığı, saflığı ile görmemiz gereken Feride üçleme yapılmış rejide, sahneye kuş kondurmuş rejisör. Kuşun konmasına bir dal gerek, sallandırmış sahnenin ortasından salıncağı, üç oyuncu konuyor şakıyorlar.

Arkada bir fon bezi sallanıyor, sanırım bir ağaç deseni, öyle olması gerek, ben romanı okudum da oradan biliyorum, fon siyah, ağaç bir garip, Frankeştayn’ın şatosuna giden yola benzettim ilkin, “Aman Feride Kaç” diyecektim neredeyse. Demedim.

Reji ortaya yığmış oyunu, oyuncular durmadan perdeliyorlar birbirlerini, izleyenin kafası bir sağa, bir sola.

Feride, idealleri olan, saf, inanmış, acı çeken kadın, Anadolu’ya yabancı, hep hayal kırıklığına uğruyor ama yılmadan ideallerinin peşinden gidiyor. Oyunda ara ki bulasın o kadını. Neden? Ne uyarlayanın ne uygulayanın anlatı umurunda değil de ondan? Hakan Altıner, dekorla, kostümle, müzikle ilgilenmiş daha çok. Feride’yi nasıl yansıtabiliriz diye değil de, Cündübeyoğlu’nu nasıl daha ön plana çıkarabiliriz diye yormuş kafasını.

Oyun henüz çıkmadan, nasıl daha çok satarız sorusuna kilitlemiş kafayı.

Bunu daha oyunu izlemeden, afişe bakarak da anlayabiliyoruz. Tek bir kişinin fotoğrafı var afişte, tahmin edin artık kimin?

Elli yıllık tiyatro oyuncularının adı, afişte fotoğrafı olan mankenin adının altına yazılmış. Dert onun popülerliğini pazarlamak, sanatta star sistemi diye kodladığımız pazarlama tekniğini kullanmak.

Rejisör tamamen plastik, yaşamayan bir “güzel” idealinin peşinden koşmuş provalar boyunca. Oyunun anlatısının, tarihsel arka planının kostümle anlatılabileceği sanısına kapılmış. Müzikle o dokuyu tek başına yansıtabileceğine inanmış. Müzik demişken, en iyi oyun müziği ödülü alan bu müziğin, aslında Çalıkuşu dizisi için hazırlandığını da söylemeden geçmeyelim. En iyi dizi müziğine en iyi oyun müziği veriliyor, ne günlere kaldık demeyelim. Söz konusu sanatta star sistemi olunca her şey mubahtır.

Sonra, bir oyun izleyiciyi her türlü duygusal gerilimin içine sokabilir. Ama tek bir şeyi yapamaz, onu oyundan sıkamaz. Seyirci esnemeye başlamışsa, göz kapakları ağırlaşıyorsa, yanındaki onu dürterek oyuna dönmeye zorluyorsa orada büyük bir sorun var demektir. Tiyatro bir tek bunu yapamaz, yapmamalıdır.

Sonra “biz profesyonel tiyatroyuz” diye ahkâm kesen bir kurumun, oyuncularının diksiyonuna dikkat etmesi gerekir. Feride’nin Fe’si tek e ile okunur, çift e ile değil!

Ayrıca Tarık Pabuççuoğlu gibi yıllarını bu mesleğe vermiş bir sanatçının, anlaşılır konuşmasını beklemek herhalde haddimizi aşmak olmayacaktır.

Oyunculuk kalitesi ile oyuna yaklaşımı ile sahneye çıkar çıkmaz fark edilen Mehmet Ulay’ı ve Dilek Türker’i ayrı tutarak konuşuyorum. Oyunda reaksiyon alınan birkaç sahne varsa onlar da Mehmet Ulay’nin ve Dilek Hanım’ın sahneleriydi, açıkça söylüyorum.

Sonra Tiyatro Kedi’nin Şişli Belediyesi ile akçeli ilişkileri olduğunu biliyorduk da, işin kurmaca bir ödül kurumuna kadar vardırıldığını öğrenmemiştik. Kendin ödül koy, kendin jüri ol, kendine para ödülü ver, iyi iş. Durmak yok, yola devam!

Bu lafım ona Sosyal-demokrat Belediye de böylece neye hizmet ettiğini ifşa edivermiş oldu. Sosyal-demokratlar eskiden toplumcu tiyatroları destekler, onlarla dayanışma içerisinde olurlardı. Şimdinin Sosyal-liberal teokratları, bulvar tiyatroları ile popüler mankenlerle “dayanışma” içerisine giriyorlar demek ki.

Bari Reşat Nuri’yi kullanmadan, Muhsin Ertuğrul’un adını ağzınıza almadan yapın kepazeliklerinizi.

Cansu Fırıncı

Reklamlar