Bu yazı sol dergisinde yayınlandı.

Yazı: Cansu Fırıncı

Murat BelgeElbet kimse babasının ya da kan bağı olan her hangi birinin işlediği suç, yaptığı hata yüzünden yargılanamaz. Suç, hata genlerle nesilden nesile geçmez. Bunun en güzel örneği de ünlü turancı Nihal Atsız’ın oğlu Şair Yağmur atsız. Turancılığı psiko-patolojik bir düzeye vardırmış olan Atsız ölmeden önce yazdığı, “oğulcuğum” diye başlayan vasiyetinde farklı nedenlerden dolayı Türkler hariç bütün halkları düşman ilan ediyor ve Türkler için baş düşmanın komünizm belası olduğunu söylüyordu. Bu düşmanlar arasında yalnızca komünistler, İngilizler, Almanlar, Ermeniler bulunmuyordu Atsıza göre; Çerkezler, Abazalar, Azeriler, Araplar da vardı. Bu kadar halkı düşman ilan eden bir mektubu okuduğunda sevgili Yağmur Atsız’ın “her halde adamlar haklı” ya da “bu işte bir terslik var” diye düşünmüş olması muhtemel. Yağmurun babasının vasiyetine uymayarak yani hayırsız evlatlık ederek dünyanın tüm halklarının kardeşliği için çalıştığını ve eşitlik özgürlük mücadelesine katılarak komünizmi seçtiğini biliyoruz.

Buraya kadar yazılanların tersi de doğru. Yani iyilik, onur, bilinç gibi kavramlar da babadan oğula genler yoluyla aktarılamıyor. Sınıf mücadelesi bazen babaları ve oğulları farklı taraflara savurup atabiliyor. Bilinir, solcular babalarından ileri, oğullarından geri olmanın özlemini duyarlar hep. Ancak hayat doğrusal bir çizgi de ilerlemiyor. Kapitalizmin ideolojik saldırı mekanizmaları çok farklı öznel ve nesnel nedenle birleşerek bazen “oğulları” kendi tarafına çekebiliyor: örneğin Nâzım Hikmet ve Mehmet Nâzım. “Baba” bir ömrü insanca bir yaşam, eşitlikçi bir dünya yaratabilmek için geçirirken, “oğul” benim babam bir ruble şairiydi diyerek karşı tarafı seçebiliyor.

Evet iyilik de kötülük de, ileri ya da geri siyasal bilinç ve düşünce de genlerle geçmiyor. Ancak halkımızın bir güzel deyişi var “Babasının oğlu”. Bu deyimin ülkemizde yazık ki çok karşılığı var. Aydın olarak görülen, bir dönem eşitlik mücadelesi adına söz söylemiş olanlarda da hatta bu ülkeye başbakanlık yapanlarda da karşılığı var.

Sondan başlarsak. “toprak işleyenin, su kullananın” sloganıyla emekçi halktan oy alarak iktidara gelen, ancak emek düşmanlığıyla tescilli Ecevit. Emekçilerin sırtına binip iktidara geldikten sonra “canım toprak ağası da köylü değil mi” mantığıyla icra ettiklerini, sosyalizmin önünü kesmek için nasıl canla başla çalıştığını biliyoruz.

Bülen Ecevit’in babası Fahri Ecevit; tek parti dönemi milletvekillerinden. İkinci dünya savaşının patlak vermesiyle ülkemizde seferberlik ilan ediliyor. Tüm erkekler ikinci kez askere alınıyor. Filiz Ali-Atilla özkırımlı’nın hazırladığı Sabahattin Ali kitabında Niyazi Ağırnaslı’dan öğrendiğimize göre bu sırada Fahri Ecevit Sabahattin Ali, Niyazi Berkes, Niyazi Ağırnaslı, Muzaffer Şerif Başoğlu, Pertev Nail Botarav’la birlikte 8.Tümen’de aynı birliğe veriliyor. Alman faşizminin gemi azıya almasından dolayı herkes büyük bir endişe içinde, bazen göz yaşlarını tutamıyorlar. Bu sırada yurt dışında okuyan “oğul” Ecevit ülkeye döndüğünde kışlaya geliyor ve karavanadan yemeğini yerken sessizce konuşulanları dinliyor. Duydukları arasında Sabahattin Ali’nin “Almanlar Sovyetlere bulaşmakla kendi sonlarını hazırlıyor” sözleri de var. Almanların ülkemizi ele geçirme ihtimali karşısında kendini en çok “paralayanlardan” birisi Fahri Ecevit. Ancak meclise kapağı atınca durum değişiyor. DTCF’den solcu hocaların tasfiyesi tasarısı mecliste görüşülürken en ön sırada “kahrolsun komünistler” “Atın bunları Moskofa” nidalarını haykıran gurubun içinde Orhon Seyfi Orhon ve Behçet Kemal Çağlar’la birlikte en ön sırada bulunuyor. Bu nedenle Bülent Ecevit’in meclise girmeden önce solcu ağabeylerinin sözlerini sessizce dinleyip, girdikten sonra bu sesleri kesmek için elinden geleni yapmasına şaşmamalı: Babasının oğlu!

İkinci örneği bir “Aydın”ımızdan vereceğim. Marksizmi bilime amaç sokmakla suçlamasıyla ünlü Murat Belge. Belge’nin bir başka icadı da Proleterya ile ilgili. Marksizm adına geliştirilen bu yaklaşımı anlamak için sanırım Marks olmak gerekli!

Belge’ye göre proleterya sahip olması gereken iki özellikten birisine sahip yalnızca. Birisi negatif birisi pozitif, bu özelliklerden negatif olan bu düzeni yıkma becerisi, pozitif olansa yeni bir düzen kurma becerisi. İşte proleterya da bu ikincisi yokmuş. Bu söylenenlere şaşmamalı.

Murat Belge’nin babası Burhan Asaf Belge. Burhan Belge, cumhuriyetin başlarında, TKP’yle bağlar kurmuş ancak rüzgârın yönünün Kemalizme dönmesiyle birlikte resmi “Ulus” gazetesinde Kemaliz propagandası yapan yazılar yayımlayan bir isim. Ancak rüzgâra göre yön değiştirmeye o kadar alışmış ki, Demokrat Parti iktidarı ele geçirince, radyodan savunmasını ve propagandasını yapmaya kadar vardırmış işi. Bununla da yetinmiyor Belge, Solculara Komünistlere yapılan her türlü baskının meşru olduğunu yazıyor ve söylüyor.

“Oğul” Murat Belge’nin Marksizmi çeşitli yönleriyle tahrif etmeye çalıştığı biliniyor. Ancak “Magazin Edebiyatı” dergisi Picus’un Şubat sayısında hazırladığı “Murat Belge’nin kitaplığı bölümünde” söyledikleri pes dedirtecek cinsten. Belge, solcu öğrencilerin kitap çalma meselesine takmış kafayı: “Yetmişlerde, hatırlıyorum, solcu öğrenciler üniversite kitaplıklarından Marksist kitap çalar veya “makale jiletlerlerdi”. Böyle davrana bilenin nasıl marksist olduğu belliydi ve zaten her şey öyle oldu.” Bir kere belgeye “hatırlatılması” gereken bir şey var. 70 döneminin solcu militanları bunlarla “hatırlanmaz”. Siz istediğiniz kadar uğraşın olmaz. Onlar verdikleri siyasal mücedelelerle, boyunlarını ipe dahi geçirmekten çekinmemeleriyle ve daha bir sürü özellikleriyle hatırlanırlar. Bu o dönemin ve gençlerinin eleştirilmeyeceği anlamına gelmez elbet. Ancak “her şey öyle olmadı” bu çok açık. Bugün toplumumuzun bunca ahmaklaşmasının nedeni, çekilen yoksulluğun ve sefaletin nedeni birkaç solcu gencin kitap çalmasıyla açıklanabilir mi? Ayrıca ülkemizin yurt dışından neden kâğıt ithal ettiği, 2 Milyon’a mâl edilen bir kitabın 20 milyon’a satılmasının nedenleri açık değil mi?

Bundan daha da önemlisi Belge “Sosyalist Türkiye’de” sizin ve sizin gibilerin nasıl “Hatırlanacağınız”.

Cansu Fırıncı

Reklamlar