Bu yazı Kavuklu dergisinde yayınlandı.

Yazı: Cansu Fırıncı

Erkan Yücel

Ortaoyunu’nun ne zaman ve nerede çıktığı tartışmalarından ziyade, yapısal özelliklerine ve bugüne sunduğu olanaklara bakmakta fayda var. Ayrıca sonda söyleyeceğimizi başta söylersek; Türkiye’nin devrimcileri, aydınları, ilerici sanat adamları nasıl türküden ve Ruhi Su’dan vazgeçemezlerse, Ortaoyunu’ndan ve Hamdi’den, Dümbüllü’den de öylece vazgeçemezler. Çünkü bir ülkenin devrimci sanatçısının ve sanatının en büyük beslenme kaynağı şüphesiz bir şekilde halk kültürüdür.

Bugün Ortaoyunu’nu Fetullahçılar, Karagöz’ü dinciler, Meddah’ı tarikatçılar temsil ediyorsa bu, seyirlik sanatlarımız onlara ait olduğu için değil, bizler bu alanı onlara, hem de tamamıyla terk ettiğimiz içindir.

AST, DAST, AHOT sürecinde gerek yerleşik sahnesinde, gerekse kasaba kasaba, köy köy dolaşarak Ortaoyunu sahneleyen büyük usta Erkan Yücel Fetullahçı, gerici ya da tarikatçı mıydı? Vatandaş Oyunu ile tanıdığımız Genç Oyuncular? Savaş Yurttaş’ın Sanat Yönetmenliği’ni yaptığı Ekin Tiyatrosu’nun kuruluş bildirgesinde, Ortaoyunu, Meddah ve Karagöz’den beslenen çağdaş bir tiyatro erek gösterilmemiş miydi?

Halkın bin yılların içinden süzerek oluşturduğu bilgeliği simgeleyen Pişekâr’ı, cahil, kaba, ayak takımı olarak nitelenen, halkın zekâsını ve mücadeleciliğini simgeleyen Kavuklu’yu bugün AKP’de somutlaşan zihniyet mi temsil ediyor, yoksa biz mi, devrimciler, aydınlar, ilerici sanat adamları mı?

Cumhuriyetle birlikte yönümüzü batıya döndüğümüz doğrudur. Bunun sayılamayacak kadar çok kazanımları da vardır. Mustafa Kemal’in önderliğindeki kadro, yönümüzü batıya çevirebilmek için önemli atılımlar gerçekleştirmiştir, örneğin Latin alfabesine geçiş gibi. Elbette bu kopuş ve yeniden kuruluş sürecinde sanatsal alanda da gözümüzü batıya dikmemizden daha doğal ne olabilirdi? Ancak bu süreçten Japonya, Çin gibi Asya ülkeleri de geçmemiş midir? Bugün rahatlıkla bir Japon sanatından, Çin sanatından bahsedebiliyoruz, Karagöz’ün de Yunanistan tarafından neredeyse tescilinin alınacağından da…

Şiir’den örnek verecek olursak, dünyanın en büyük şairlerinden olan Nazım Hikmet, şiirini kurarken batı şiirinden yararlandığı kadar, halk şiirinden ve hatta divan şiirinden de yararlanmadı mı? Yani öz kaynaklarımızdan?

Tüm bu söylenenler yeni değildir, Theodor Kasap’ından, Kunoş’una, Özdemir Nutku’suna kadar onlarca aydın ve sanatçımızın, sanatımızın batı ile buluşabilen Ortaoyunu’ndan, Karagöz Tekniği’nden, Meddah’tan geçtiğini söyleye söyleye dillerinde tüy bitmiştir. Haldun Taner’in ortaya koyduğu model de önümüzde durmaktadır.

Erkan Yücel meddah gösterisinin sonunda seyirciyi selamlarken...Pertev Nail Boratav gibi dünyaca ünlü Halk Bilimcilerimizin bizlere bıraktığı kaynaklar, ortaoyunu üzerine gerek tiyatro adamlarımızın gerekse araştırmacı yazarlarımızın ortaya çıkarttığı bilgiler, yeniden değerlendirmek üzere, günümüzün tiyatro sanatçılarını beklemektedir.

Seyircinin hayal gücünü harekete geçirmek üzerine kurulu dekor anlayışı ile rüya gibi bilinçaltı unsurların kullanımı ile kostüm kullanımı, tipleme ve karakterleri ile çağdaş bir tiyatro birikimi gözümüzün önünde öylece duradurmaktadır.

Bizler bir olanak olarak seyirlik sanatlarımızı bırakalı çok oldu ama özellikle Ortaoyunu’nun baş komiği olan Kavuklu sinemamızda ve yazınımızda bizleri güldürmeye ve düşündürmeye devam etti. Sadri Alışık’ın Turist Ömer’i,  Feridun Karakaya’nın Cilalı İbo’su, Aziz Nesin’in Zübük’ü, Kemal Sunal’ın İnek Şaban’ı, Rüştü Asyalı’nın Keloğlanı hep bir tarafında Kavuklu’yu taşıya geldi bizlere.

Haldun Taner’in büyük emeği olan Devekuşu Kabare’de Zeki Alaysa ile Metin Akpınar’ın Pişekâr ile Kavuklu’yu çağrıştırmadığını kim iddia edebilir? Münir Canar’ın Geçmiş Zaman Olur ki isimli Ortaoyunu Devlet Tiyatrosu’nda yedi sene kapalı gişe oynamadı mı, hem de tüm politik dokusuna rağmen? Ferhan Şensoy bugün evrensel bir boyuta ulaşmış olan tiyatrosunun kaynakları arasında Ortaoyunu’nu göstermiyor mu?

Kısa bir yazı ile Ortaoyunu’nun bizce kalıcı özelliklerini ve bugün nasıl yapılması gerektiğini anlatmaya kalkacak cesarette değilim. Ancak Evrensel ve ses getiren bir tiyatroya ulaşmak için, bugün gösterimde olan ve zevkle seyrettiğimiz pek çok oyunumuzun yanında Ortaoyunu’na, Meddaha ve Karagöz’e de muhtaç olduğumuzu söylemekten de alamıyorum kendimi.

Emperyalizm demek özellikle de Ortadoğu ve Balkanlar için büyük oranda kültür emperyalizmi demektir. Kendi yemek kültürünü, kendi içki kültürünü, kendi giyim kültürünü, kendi seyirlik sanatlarını kaybeden bir toplumun, kendisine yabancılaşmasından ve tepkisizleşmesinden doğal ne olabilir?

Eşitlik ve Özgürlük mücadelesinden taraf olan ilerici sanat adamları, kendi kültürünü yitirmekte olan halka kendisini yeniden hatırlatarak, devrimci bir çıkış için yeniden seyirlik sanatlarımıza eğilmeye ne dersiniz?

Cansu Fırıncı

Reklamlar