Bu yazı Sanat Cephesi dergisinde yayınlandı.

Yazı: Cansu Fırıncı

Atilla Olgaç, nam-ı diğer Kılıç

Sevgili okur,

uzun zamandır yürütmekte olduğum, meşakkatli bir çalışma sonucunda vardığım kimi sonuçları seninle paylaşmak istedim.

Bahsi geçen bu çalışmam Kurtlar Vadisi projesinin insan üstünde yaptığı etkiye ilişkindir. İnsanüstü ya da Üstün İnsan bir takım sonuçlara varmış olmaklığım, tamamen benim kişiliğim dışındadır, bu böylece biline.

Vardığım sonuçlardan biri ve belki de en önemlisi şudur ki, bu Kurtlar Vadisi denen mel’un zehr, sadece izleyen üzerinde değil oynayan üzerinde de son derece tahripkâr etkilere sahiptir.

Tezimi kanıtlayacak biricik örnek ise Atilla Olgaç, nam-ı diğer Kılıç Beyefendi’dir.

Atilla Olgaç, Nam-ı diğer Kılıç, dizide düzinelerce insanı öldürdüğü yetmezmiş gibi, diziden sonra da durduk yerde on Rumun katili olup çıkıvermiştir.

Beyefendi, kendini sakınacak bir kın bulamadığından mıdır nedendir, büyüyen tepkiler üzerine, aslında bir senaryodan bahsettiğini söylemek gereği duymuştur.

Ancak işe Kıbrıs Rum kesimi, Avrupa Birliği ve ABD Rum Lobisinin karışması ile senaryo uluslararası bir krize dönüşmüş ya da sözü geçen kurumların ülkemiz halkı için yeni bir senaryo kurguladığı düşüncesi bende hâkim olmaya başlamıştır.

Gerçi bir ara “Ulan bizim henüz başaramadığımızı bu adam başarır, her şerde bir hayır vardır, belki de AB’ye giriş sürecimiz böylece kendiliğinden ortadan kalkmış olur” diye düşündüysem de sonradan bu saflığıma hayret ederek kendime iki tokat aşk ederek bu nesbetsiz düşünceden hemen kurtuldum.

Atilla Olgaç’a, nam-ı diğer kılıç, Devlet Tiyatroları’ndan da soruşturma açılıp, kendisinin “siz beni atmadınız beni istifa ettim” demek cüretini sessiz sedasız da olsa göstermesinden sonra benzetmek gibi olmasın ama Engels’in Anti-Dühring’inde Dühring’e acımasını gibi ona acımaya başladım.

Kurtluk’ta Düşeni Yemek Kanundur…

Kurtlar Vadisi dizinin düsturlarından birisi olan yukarıdaki vezin söz, Olgaç için de işlemektedir. Evet evet, kesinlikle işlemektedir.

Polat Alemdar’ın, bir dönem babasının sağ kolluğunu yapmış olan ve dizide belki de bir ada tutarı kadar insanın ölüm emrini vermiş olan Kılıç’ına sahip çıkmamış olması, bende bir ‘dizi’ soru işareti uyandırmadı desem, yalan söylemiş olurum ki ben yalanı hiç sevmem, söyleyenden nefret ederim. Polat Alemdar’dan da nefret ederim çünkü kendisi koca bir yalandan ibarettir, bunu belirsiz bir dağ başında durmadan gökyüzüne karşı uluyan kurdu şahit gösterebilirim.  Evet evet gösterebilirim.

Dizide soğan keser gibi kelle kesen, üstelik gözü bile yaşarmayacak kadar kaşarlanmış olan Polat Alemdar’ın, Kılıç’ın “Sadece On Rumcuğu” üstelik de senaryo gereği kesmiş olmasına, Türk düşmanı camianın göstermiş olduğu tepki karşısında suskun kalmış olması beni şüpheye düşürmesin de kuyuya mı düşürsün a efendi?

Evvela, Polat Alemdar’ın “Has Türk” olduğundan şüphe ettim, eğer mümkünse kafatasını ölçmek isterim.

Sonra Polat Alemdar’ın ABD’sinden AB’sine kadar, her türlü Türk düşmanı odağa kafa tutan bir kahraman olduğundan da şüphe ettim.

Neticede, Kılıç öldü, Olgaç Rumlarla kafayı bozdu, otuz dokuz yıllık sanat hayatı da mahvoldu. Yandı, bitti, kül oldu. Yandı gülüm keten helva.

Demek ki neymiş, Nev-Teşkilat-ı Mahsusa, Modern Osmanlı Polat Alemdar ve şürekâsı, Emperyalizmin elinde bir oyuncak, bir sabun köpüğünden ibaretmiş.

Davos’ta esip gürleyen, İsrail’e haddini bildiren(!) Fatih Yeni Tayip’inse, Rum Kesimi’ne ve AB’ye esip gürleyemeyeceğini adım gibi bildiğimden geçiniz bir kalem.

Sayın Olgaç’a gelince:Değdi mi bunca yıldır hizmet ettiğiniz sanatı feda ettiğiniz şeylere? Üstünüze yapışan bir “çeteci rolü”, persona non grata ilan edilmek ve yalnızca bunla hatırlanacak olmak?

On Rum’u hayalen ya da senaryo gereği bile öldürmek yerine, kardeş bir halkın evladı olarak bir “Rum”u yaşatsaydınız sahnelerimizde, böyle mi biterdi bu işin sonu?

Cansu Fırıncı

Reklamlar