Bu yazı Akköy dergisinde yayınlandı.

Yazı: Cansu Fırıncı

2003 yılıydı Didim’deki etkinliklere katıldığımda. Kemal Özer ile orada tanıştık. Güven Pamukçu’ya sırf bu nedenle bile minnet borçluyum. O zaman Ankara’daydım, şimdi İstanbul’da. Akköy edebiyat günleri hâlâ devam ediyor…

Güven Pamukçu
Güven Pamukçu

Büyükşehir’de yaşayan bilir! Hergün onlarca kültür sanat etkinliği düzenlenir. Afişler, finansman sağlayan güzide sponsorlar, devasa bütçeli belediyelerin desteği… Liste uzatılabilir. Ancak büyükşehirli için ne gam! Kentin dışına ötelenmiş bitpazarı, etkinlik salonlarından daha kalabalıktır. Nasıl desem, mesela Ankara’da kültür sanat etkinliği deyince kulağıma hep bir sinek vızıltısı gelir. Bu demek değildirki nitelikli, ilgiye değer etkinlikler yapılmıyor. Tersine, örneğin edebiyatçılar derneği katılmaya değer etkinlikler düzenliyor. Ankara’nın toplumsal yaşantısına pozitif bir girdi yapabilmek için çırpınıyor. Ne fayda! Buralarda artık edebiyatın esamesi okunmuyor. Sanat toplum yaşantısının bir bileşeni olmaktan çıkalı, dedemin deyişiyle: Fuuu! Eşek bir dünya yol dolandı a torun!

İçinizi burdum farkındayım. Ama bir de Didim vardı bu yaz. Geçen yaz da vardı. Gelecek yaz da var! İşte bu içime birazcık olsun su serpti. Siz de serinleyin! Kaldığım otelin, Forza’nın otelinin, bir köpeği vardı. Yeminle günde üç kez denize giriyordu. Otelin güler yüzlü çalışanları anlattıydı da inanamadımdı. Gözlerime gördüm, inandım. Şimdi bundan bize ne diyecek olanlar çıkar aranızdan. Bana ne! Ben dergimin okurunun oradaki sıcacık atmosferi alabildiğine hissetmesini istiyorum kardeşim. Forza’nın sabahın köründe kalkıp bizi nefis bir koya, cennet koyuna götürüşünü, öğlen tam vaktinde alıp yemeğe yetiştirişini bilmesini istiyorum. Efe’yle akşam serinliğinde, otelin girişinde tüttürdüğümüz nargileyi, her gün sabırla derin dondurucuya gömen o bahtsız kızcağızı bilsin istiyorum. Cevat Abi’nin torununu baştan çıkartışımızı, e dolayısıyla da Gönül Hanımı zıvanadan çıkartışımızı bilsin istiyorum. Sabahın altısında Halil İbo’yla, Turgay Fişekçi’yle, Efe Duyan’la birlikte yaptığımız deniz sefasında neredeyse gülmekten boğulacağımız bilinsin istiyorum.

Öylesine iç içeydik ki doğayla, şimdi bu beton yığını, yıkılası kent üstüme üstüme geliyor.

Sıcaklık yalnızca burdan da gelmiyor. Bizim gibi genç kuşakla, eski kuşak arasında bir iletişim kanalı kurdu Didim. Yoksa ben biricik Kemal Ağabey’den hiç bir kitaptan öğrenemeyeceğim o değerli bilgileri nasıl edinebilirdim. Günde ortalama üç saat sohbet ettik onunla. Keşke daha çok vaktimiz olsaydı. Herkese tavsiye ederim. Yakalarsanız bırakmayın.

Ya Cevat çapan? Her konuşmasında ağzımız bir karış açık kaldı. Şimdi dinleyin:
“ Ben, Sabahattin Bey, Bedri Bey, Can Baba, Vedat Bey bir gün …”

Sabahattin dediği, Sabahattin Eyuboğlu, Bedri dediği Bedri Rahmi Eyuboğlu, Can dediği Can Yücel, Vedat dediği Vedat Günyol. Kültür sanat hayatının temel direklerini yaşantımıza taşıdı. Gözlerinin içiyle güldü. Yüzümüzü güldürdü. Torununu baştan çıkartıp onu birazcık olsun üzdüysek de sanırım bize gönül komadı.

Bir de gecenin bir yarısı başlayıp sabah noktalanan, Arap yazarlarla söyleşilerimiz oldu. İsmail El Mulahhim, Mahmud Ali Es Said, Salih Al Rahhal. Birlikte Filistin’den konuştuk. Sapanların şiirselliğinde buluştuk. Kadehimizi Filistin’e kaldırdık. Birbirimize sarıldık. Çünkü gözlerimizle, yüreğimizle birdik. Emperyalizme ve siyonizme lanetler yağdırdık.
Apollon Tapınağı’ndaki etkinlikte anladım ki Pamuk Güven burada bir başka etkinlik örmüş. Belediye’nin ve diğer kuruluşlarının katkılarını azımsamıyoruz elbet, ancak burada yapılan iş bir insanın tek başına bir kenti dönüştürebileceğinin ispatıdır.

Didim’de çarpanı düşükte olsa, kültür sanat toplum yaşantısını belirleyen bir etkendir. Bu etken eğer gerekli olanaklarla donatılırsa katkısını artırma potansiyelini de içinde taşımaktadır.

Bunu nereden mi çıkarttım. Akköy’de bizi bir mahalleye götürdüler. Bu mahalle’nin tüm sokaklarına çeşitli edebiyatçıların isimleri verilmişti. Küçücük çocuklar bu isimleri tek tek biliyorlardı. İnsanlar yapılan bu uygulamayı benimsemişti. Apollon tapınağında yapılan etkinliğe katılım hiç de az sayılmazdı. Gerçi diğer etkinliklere bu denli yoğun bir katılım olmadı. Kiminde etkinliğin yeri değişmişti çünkü kiminde de dışarısı dururken düğün salonunu içi tercih edilmişti. Belediye’nin iyi niyetinden kuşkum yok. Ancak bu tarz organizasyonlarda düşe kalka yetkinleşeceklerini biliyorum. Önemli olan yakalanan bu potansiyeli açığa çıkartma iradesine sahip olmak. Belediye Başkanı Mümin Kamacı’nın gözlerinden bu ışıltı okunuyordu. Zaten yaptığı işten belli değil mi? Gülben Ergen’i getirip Televole kültürünü yeniden üreteceğine, Bilsen Başaran’ın o güzelim konuşmasını Didimlilerle buluşturdu.

Bu proje’nin kendisi gerekli olanaklar sunulursa Didim’le sınırlı kalamayacak bir proje. Didim’de etkisini artırdığı oranda Didim’den taşacak, çevresini de dönüştürmeye başlayacak. Çünkü popüler olanla değil, insani olanla yola çıkılmış. Çünkü sermeye değil insan merkeze konmuş. Çünkü iyi ki köy kütüphanesi kurucusu güven pamukçu var.

Şimdi devlete muhbirlik yapan birisi gibi soralım: Burada neden Gülben Ergen değil, Musti değil, Kemal Özer, Cevat Çapan var? Neden Barış’tan bahsediliyor? Yapı Kredi’ye başvursana kardeşim, sponsorun olsun? Şu genç toplumcu edebiyatçı bozuntularını ne diye orada bizim saf, temiz halkımızla buluşturuyon ha? Hem şu kız isimli olanı var ya, can mı su mu öyle neyim bir şeymiş adı, öğrendim ha! Senin kütüphanende kedileri sevmiş. Yoksam başbakanımıza bir şeyler mi demek isteyyor? Olmaz kardeşim ben nidiyim böyle kültürü sanatı, bölücülük bu! Alo, uyansana bakanım, Didim’de neler oluyor?

Reklamlar