Bu yazı Sanat Cephesi dergisinde yayınlandı.

Yazı: Cansu Fırıncı

Yeni yılın ilk dakikaları yüzde kırk yedilik ezici bir taraftar desteğiyle, iktidarın atak oyunu ile başladı. Peş peşe direkte patlayan toplar, ev sahibi takımın oyuncularında şok etkisi yarattı. Orta sahada oyun hâkimiyetini bir türlü kuramayan emekos, bir kısım laikosun ‘acaba demokrasi mi geliyor’ söylentisi üzerine zor anlar yaşadı.

Böyle bir söylenti çıktı çünkü Ergenekon isimli kökü içerde bir mafyatik örgütlenmenin kulüpler üzerinde baskı yaptığı ve müsabakalara şike karıştırdığı ortaya çıkarılmıştı. Federasyon bu demokrasi düşmanı yapılanmanın üzerine kararlılıkla gidecekti, derin spor tasfiye edilecekti. Fair play sahalarımıza hakim olacak, kırmızı kart tarihe karışacak, taraftarlar her maçtan sonra kucaklaşıp öpüşecek, artık iyi olan kazanacaktı… Ki birden bire Cumhuriyet Gazetesi’ni topa tutanın İlhan Selçuk Olduğu, Uğur Mumcu’yu katledenin Doğu Pirinçek olduğu söyleniverdi. Demokrasi düşmanı, darbeci bütün paşalar birer birer tutuklandı ve fakat Kenan Paşa çıplak kadın resimleri çizmeye devam etti. Gelmekte olan demokrasinin içine edildi.

Ortalık biraz duruldu demeye başlanmıştı ki, Atilla Olgaç, netleştirilemeyen sayıda Rumu öldürdüğünü itiraf ediverdi. Sonradan her ne kadar senaryo dediyse de dinletemedi. İşin ilginci bu açıklamadan sonra kimsenin şaşkınlık nidası çıkarmaması oldu. Kurtlar Vadisi’nde büründüğü Kılıç karakteri ile bir başka senaryoda yüzlerce Türkü, Kürdü, Lazı, Rumu ve bilumum mahlûkatı öldüren bir adamın Kıbrıs’ta neler yapabileceği herkesin malumuydu. Malumuydu malumu olmasına da Olgaç’ın birliği çatışmalara hiç katılmamıştı ki. Hatta Olgaç’ın eline silah yerine patates verilmişti (Hepimize böylesi nasip olsun, silaha hayır patatese evet!). Yalan söyleme huyu olduğu salındı ortalığa, fakat bu itiraf uluslararası bir krize doğru yol aldı. Kıbrıs Rum Kesimi AİHM’ye başvurdu, AB “Müzakereleri durdurabiliriz ha” dedi. Anti-Emperyalistlerin hala başaramadığını tek başına neredeyse başaracak, söylediği bir yalan ile neredeyse emekosları AB bataklığından kurtaracaktı. Olmadı, emekliye ayrıldı.

Bu da tutmayınca, zaten kitapları çatır çatır basılan, oyunları gümbür gümbür oynanan, İnek hariç ona sonra geleceğiz, her hafta adına bir etkinlik düzenlenen, adını taşıyan kültür evlerinin, kültür merkezlerinin, vakıfların olduğu fakat kültür bakanının Almanya’daki fuara bir türlü yakıştıramadığı Nâzım Hikmet’e vatandaşlığı iade edildi.

Beş yüz bin imza ile Komünist Nazım’a vatandaşlığı zaten iade edilmişken, onlar kendi yarattıkları bir mite, bir yalana şeklen bir iade yaptılar. Örgütlü mücadeleden kopmuş, Sovyetlerden umutsuz, kadın avcısı bir Nâzım mitine, düpedüz bir yalana itibar kazandırmaya çalıştılar. Gerçek Nâzım’a sövüp, klonunu överek, ofsayttan gol kazanma taktiği de henüz tutmadı. İnek oyununun afiş tasarımcısına gelince, sütaş ayran liginden madalya almayı hak etti, İnek yazısı ile Nazım yazısını aynı font ve aynı puntoda yazarak ineklik etti.

Emine Erdoğan gözyaşları içerisinde dua mırıldanır gibi şiirini okurken, Tayip Erdoğan Çetin Altan’a ödül vermeye hazırlandı. Belli ki ısınma hareketleri iyi yapılmış, tam bir motivasyonla sahaya çıkılmıştı. Türkiye artık yazarlarını yargılayan bir ülke değildi çok şükür! Fakat Nedim Gürsel’in Allahın Kızları romanı demokrasi hareketinin kapsama alanı dışındaydı.

Aslında tüm bu artistik hareketler Yaşar Kemal’e Abdullah Gül’ün elinden verilen ödül ile başladı. Bazı hatalar yapılmış olabilirdi. Ama devlet artık akıllanmış, demokrasiyi sahiplenmişti. Muhsin Ertuğrul, Taksim Sahnesi ve hâlâ tadilatına başlanmayan AKM’ye ne demeliydi?

Davos’ta bir kedi miyav dedi.

İsrail Konsolosluğu’nun önünde nöbete duruldu, Edebiyatçılar Derneği, Pen, TYS’den yazarlar Filistin’e destek ziyaretine giderek, yılın en atak tavırlarından birini sergilediler. Askeri anlaşmaların iptal edilmesi talep edildi. Ticari anlaşmaların da…

Chavez İsrail Konsolosu’na, sesin çok yüksek çıkıyor demekle kalmadı “Hadi ordan, kapı şurada” da dedi. Dediğini yaptı, aslanlar gibi.

İstanbul Değişim Atölyesi Oyuncuları ellerinde kefenlerle Kadıköy sokaklarına indi. Taraftar öfkeli ve üzgündü…

Bir kısım medyatik sinemacı kültür bakanı ile yemek yerken görüntülendi. Kültür Bakanı’na Rusya Kültür İşleri Bakanı da eşlik etti. Kameralara hep birlikte “Maraba Televole” dediler. Maçtan önce ağır yemek yediği anlaşılan bakana şike suçlamaları yapıldı.

Akla bir soru geldi ve soruldu ‘Meclise Ufuk” arabuluculuk mu demekti?  Cumhurbaşkanı ve Kültür Bakanı ile sanatçıları yemekli toplantılarda buluşturma taktiğiyle oynayan Ufuk, Emek Milli Takımı’na ufak geldi.

Karşı tarafın kale direğinde patlayan en sert şutlardan birini Sonbahar Filmi çekti.

Emekos son zamanlarda atağa kalktı, on binlerce Alevi-Bektaşi yurttaşımız Ankara’da ampulüslere kırmızı kart gösterdi. Krizin faturasını biz ödemeyeceğiz diyen yüz binlerce emekçi İstanbul’a çıkartma yaptı. Takım futbolu oynayınca sonuca yönelik hamlelerin çabuklaştığı bir kez daha kavrandı.

Yaşar Nuri’nin Allah İle Aldatmak kitabı pek bir sattı. Allah Allah… Fesupanallah!

Orhan Alkaya Şehir Tiyatrosu’ndan Yedi Tepeli Aşk oyununu kaldırdı. “Alevileri rencide ederdi” dedi. Aleviler “olmazdık” dedilerse de dinletemediler. Ampulüslerin kültür adamı olmak zor vesselam, demokrat Alkaya kendi kalesine gol yedi.

Laz Marks oyunu, Karaca Sahnesi’nde engellendi.

Bilim Kurgu Orhan Durusu’nu yitirdi. Işıklar içinde yatsın…

Sahnemiz Gazanfer Özcan’ı yitirdi, ışıklar içinde…

Sivas 93’ten sonra Maraş da sahneye taşındı. Sakıncalı Piyade Ocak ayında faili meçhuller için oynadı.

Tomris Giritlioğlu, 6-7 Eylül’ü anlatmayı da beceremedi.

Saçma bir yemek programı seyirciyi esir kıldı, maça ve mücadeleye olan konsantrasyonu azaltmaya devam etti. Emekosların içine dedikodu nifakını sokmaya çalıştı…

Değişim Atölyesi ise Zengin Mutfağı ile mutfakta aslında nelerin döndüğünü gözler önüne serdi.

Davos’ta bir kedi miyav dedi. İsrail öldürmeye devam ediyor kardeş Filistin takımının emekçilerini, çocuklarını…

Siyasi litaretüre yeni iki kelime eklendi:

“Van Minüt”

Reklamlar