Bu yazı Akköy dergisinde yayınlandı.

Yazı: Cansu Fırıncı

Trajik mi? Alman sanatçılarının ve bilim adamlarının faşizmden kaçarak Türkiye’ye geldiği bir dönemde, S.Ali kendi yurdundan kaçmaya çalışıyor. Neden?

A seçeneği:

Yurdunu sevmediği için (bu seçenek ilkokul öğrencileri için hazırlanmıştır),

B seçeneği:

Zaten kökü dışarıda deyyusun (ya da “ların”),

C seçeneği:

Zaten korkağın biriydi (korkmak insani midir?),

D seçeneği:

O kadar baskıyı sen görsen Bulgarlara değil şeytana sığınırdın (İçimizdeki şeytanı da okuduk yani…),

E seçeneği: (ve en önemlisi)

Sen bu meseleyi en iyisi mi fazla kurcalama istikbalini yakarsın karışamam sonra (sanırım bir devlet görevlisi yazıma müdahale etmeye çalışıyor!)

Bir yazar neden ülkesini terk eder? Ülkesini sevmediği için mi? Sabahattin Ali’nin en azından geride bıraktığı eserler böyle söylemiyor. Onları okuduğumuzda yurt sevgisinin eksik edilmediğini görüyoruz. Yapılan bütün eziyetlere, uyduruk suçlardan çekilen mahpusluklara rağmen doğru cevap bu değil.

Bu ülke tarafından 15 yıl hapse mahkûm edilmiş Nâzım “memleketimi seviyorum” “bu memleket bizim” dizelerini taşımadı mı ta bu günlere.

Peki, eğer gerçekten böyleyse Nâzım’ı sosyalizmin vatanına, Sabahattin Ali’yi Bulgaristan’a kaçmaya zorlayan neydi. Memleketlerini sevdiklerine göre memleketleri olamaz, eğer bu bir çeşit zehirli aşk değilse.

Bu ülkenin zindanlarına girip çıkmış, Sivas’ta katledilmiş Behçet Aysan’a “bir gün bir başka çocuklar Türkiye’yi konuşacaklar” dizelerini yazdırabilen nasıl bir sevgi?

Edip Cansever’e “gülmek bir halk gülebiliyorsa gülmektir/ ne kadar benziyoruz Türkiye’ye” dizelerini yazdıran eziyetten duyulan sapık bir mutluluğun mu göstergesi?

Hayır, biz ne yurdumuzdan nefret ediyoruz, ne kökümüz dışarıda ne de “vatan hainiyiz”.
Bizim nefret ettiğimiz şey yurdumuz değil yazarlar olarak bizleri ve halkımızı bu koşullara mahkûm eden sermaye egemenliği, nam-ı diğer kapitalizm.

Nâzım, Sabahattin Ali’nin katlinin ardından “o bu ülkenin en namuslu çocuğudur.” diye yazmıştı. Evet, tevazua gerek yok bizler bu ülkenin en namuslu çocuklarıyız.

Sabahattin Ali, Bulgar sınırında henüz bilgisine ulaşamadığımız bir şekilde işte bu nedenden öldürüldü; o bir yurtseverdi. Yurt sevgisinin insanları insanlık dışı bir yaşama mahkûm eden, eşitsizlikler üzerine kurulu olan sermaye egemenliğinden nefret etmekle başlayacağını bildiği için öldürüldü. Türkiye sermaye sınıfı geleceğini, bu ülkenin gerçek yurtseverlerinin vatan haini durumuna düşürülmesiyle sağlama alınabileceğini bildiği için onu öldürttü.

Yoksa kim kıyar Sabahattin’e? Mahpusa düştüğünde kırık dökük cama yapıştırılmış gazete parçasını günlerce tersten düzden okuyarak ezberleyen, gördüğü herkesle bezdirircesine konuşan, muzip, şen şakrak, bir âdemoğlu. Okuduklarımdan onun bir insan değil de rengârenk kanatları olan, daldan dala uçup duran, hiç durmadan öten bir kuş olduğuna inanacağım geliyor.

Kendini takip eden hafiyeyi fark ettiğinde hızla bir apartmana dalıp arka kapısından çıkarak hafiyenin arkasına dolanan sonra usulcacık omzuna dokunarak nanik yapan, hayatı bu derece “ciddiye” alan kaç kişi var aramızda?

Saraçoğlu “Vay Sabahattin burcuvalar gibi giyinmişsin” dediğinde “bu ülkede her şeyin en iyisini biz hak ediyoruz çünkü biz üretiyoruz” diyebilecek kaç hazır cevap çıkar toplasak?

Reklamlar