Bu yazı haberveriyorum.net sitesinde yayınlandı.

Yazı: Cansu Fırıncı

Açılım kahvaltısına katılan isimlere bakınca, tarifi imkânsız duygulara kapıldığımı itiraf etmeliyim. Bir yanda Cem Yılmaz, Ata Demirer, Şahan Gökbakar, Şafak Sezer gibi “yeni jenerasyon” komedyenler, diğer yanda Metin Akpınar gibi ’80 sonrasında Yasaklar’ın, Deliler’in başrol oyuncusu, tartışmasız Türkiye’nin en büyük komedi oyuncularından birisi…

İki sene kadar önce politik stand-up gündeme gelmiş, yukarıda adı geçen beyzadelere neden politik konulara girmedikleri sorulmuştu da gak guk edip geçiştirmişleri. Ferhan Şensoy katıldığı bir programda tek kişilik oyunlarının aslında politik stand-up olduğunu anlatmıştı canlı yayında.

Cem Yılmaz’dan ne beklenirdi ki zaten, kahvaltıya katılıp espri “patlatmaktan” başka? Namzet, stand-up gösterisinde Hindistan’daki fakirliği ballandıra ballandıra anlatmıyor mu! Adamlar fakirlikten dişlerini söktürmüşler, duy da inanma! İnanışları da ona göreymiş, kast sisteminden bahsediyor sözümona. Doğrudur, Cem Yılmaz’ın fakirlerle karşılaşmak için Hindistan’a kadar gitmesi gerekir çünkü. Bindiği lüks otomobilin hızından, kırmızı ışıkta mendil satan çocuklar görünmez oluyor zaar… Geçiniz bir kalem.

İyi komedyen, sadece güldüren adam mıdır sahi?

Onlar Dolmabahçe’de “Sultan Sofrasında” biat ederken, ben Maltepe Nâzım Kültürevi’nde Tekel işçileriyle birlikteydim. Etkinlikten sonra ilk iş internetten Dolmabahçe’ye katılan sanatçıların isimlerine baktım. Metin Akpınar’ın ismini görünce ilkin inanamadım, tekrar baktım bir yanlışlık olmasın diye, baktığım siteye güvenemedim başka sitelere baktım. Haberin doğru olduğunu anladığımda başımdan aşağı kaynar su döküldü sanki. Bir şeyler kırıldı içimde. Bir süre öyle kalakaldım.

Metin Akpınar’la aynı mesleği icra eden bir insan olarak, onun tiyatro mirasından çok şey öğrendim, Devekuşu Kabare’nin en zor dönemlerde ne kerte önemli ve muhalif oyunlar koyduklarını iyi bilirim. Deliler’i, Yasaklar’ı, Beyoğlu Beyoğlu’nu, Aşk Olsun’u, Zeki Alaysa-Metin Akpınar filmlerinin tamamını defalarca izledim.

Yasaklar’daki Araplar sahnesi örneğin, dönemin iktidarının Araplara Boğaz kıyılarını nasıl peşkeş çektiğini tiyatro estetiği içerisinde ne kadar güzel anlattıklarını, tiyatro okullarında gösterilecek kerte iyi oyunculuklar sergilediklerini kim inkâr edebilir?

Ama benim içimi en çok acıtan Deliler’deki “AKM’yi yıktırmam” çığlığı oluyor bu gün…

Akli dengesini kaybetmiş ve yıllar sonra sağlığına kavuşmuş adamı oynayan Metin Akpınar’ın canlandırdığı tipleme, konuşulanlar karşısında nasıl da çılgına döner. Geçen zaman içerisinde modaya uyup dinci olan, Zeki Alaysa’nın canlandırdığı tipleme:

“Geçen mahallenin çocuklarını sünnet ettirmek için istedim salonu vermediler, ertesi gün geçiyorum önünden kapıda bir afiş, Figaro’nun Düğünü! Bak bak pezevenklere bak, bize vermiyorlar salonu Figaro denen ecnebiye veriyorlar! Neydi oranın adı yahu, bir şeyin Kültür Merkezi’ydi. Hah Atatürk Kültür Merkezi, yıkalım gitsin” deyince Metin Akpınar yattığı sedyeden fırlayıp nasıl da haykırıyordu:

“Yektir Allah, size Atatürk’ün hiçbir şeyini yıktırmam! Nasıl Böyle konuşabiliyorsunuz, nasıl böyle şeyler söyleyebiliyorsunuz, yıktırmam!

Bugün sofrasına katıldığın başbakanın temsil ettiği hükümet, AKM’ni türlü hilelerle kapatıp, yıkmanın yollarını aramadı mı be Metin Usta? Punduna getirseler, bizler AKM’nin önünde siper olup kamuoyu oluşturamasak yerinde yeller esmeyecek miydi senin sahneden fırlattığın o “yıktırmam!” repliğinin ünlediği mekân!

Hoş, sadece Kültür Merkezi’ni yıkmaya niyetli olsalar keşke! Cumhuriyet’in dibine dinamit koyduklarının da mı farkında değilsin? Yoksa Abuzer Kadayıf’a mı dönüştün gerçekten?

Atatürk Kültür Merkezi, hiç yıkılmayacaksa, senin kahvaltıda başbakana biat ettiğin gün bir kere yıkıldı, haberin olsun usta. Bir de haddim olmadan sana bir tavsiye verip noktalayayım bu yarı duygusal yazıyı: Bir daha inanmadığın replikleri söyleme sahneden, olmaz mı?

Reklamlar