Bu röportaj sol.org.tr sitesinde yayınlandı.

Röportaj: Cansu Fırıncı

Tekel eyleminde direnen işçilerin fotoğraflarını çektiniz. Tekel işçilerinin yanında olma ve direnişin fotoğrafını çekme gerekçeniz neydi?

Yaşamımın pek çok aşamasında örnek aldığım bir cümle var, Mayakovski’nin “Kalbinden dışarı atlayamazsın” sözü. Bu benim için çok şey ifade ediyor ve açıklayıcı da. Kalbimden dışarı atlayamadığım için, emeğin yanında olduğum için, paylaşımın yanında olduğum için, o insanların yanında olmak istediğim için oradaydım. Çıkış noktası bu olduktan sonra müzik de yapıyor olsan, fotoğrafçı da olsan gene o insanları anlatırsın, o insanların yanında olursun. Zaten bir sürü sanatçının bu olaya destek vermesini de sanırım bu açıklıyor. Sonuçta onların hiçbirisi tekel işçisi değil ama bu mücadelenin desteklenmesi gerektiğini iyi biliyorlar. Çünkü bir örnek oluşturacak bu direniş. Yaşamın zenginleşmesine örnek oluşturacak. Ben de bu direnişe çorbada tuzumuz olsun anlamında, verebileceğim destek var mı diye düşündüm ve bu yüzden oradaydım.

Tekel direnişinde çektiğiniz fotoğraflardan oluşturduğunuz sergide ilk göze çarpan şey birlikte mücadele eden işçilerden ziyade tek tek işçi portrelerinin oluşturduğu yoğunluk oluyor. Bunun nedeni nedir?

Açıkçası bu kişisel bir seçim bir üslup. Portrelerden ziyade orada işçilerin oluşturduğu bir yaşam, atmosfer vardı. Çadırlarına astıkları çiçekler, çocuklarının onlar için yaptıkları resimler. Hatta fotoğraflardan birinde bir duvar halısı bile vardı, bu o insanların eylem alanlarını ne kadar benimsediklerini anlatan bir şey. Beni çok etkiledi açıkçası. Buna benzer çok detay yakaladım. İşçi portreleri de çok şey anlatıyordu. Kızgınlıklar, kavgalar, bir mücadele içerisinde olma hali… Örneğin Kadıköy Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nin afişini tasarımlayan arkadaşın kullandığı çiçekli fotoğraf, herhalde o fotoğraf için ben yirmi ayrı fotoğraf çektim farklı açılardan. O enstantaneyi kaçırmak istemedim. Bana çok anlamlı geldi. İnsanların nasıl bir dünyada yaşamak istedikleriyle ilgili bir algılama biçimiydi sanki.

Sonuç olarak, Tekel işçilerinin mücadele sırasında yaşadıkları duyguyu, umudu, umutsuzluğu, sevinci, hüznü, kazanma isteğini tek tek işçilerin yüzlerinde aradım. Bu yüzden çektim portreleri.

İşçi portreleri gibi somut fotoğrafların yanında mesela simide uzanan çocuk eli gibi daha imgesel, detay fotoğraflar da var. Sanki iki farklı duyguyu bir arada yaşamışsınız gibi Tekel direnişinde?

Ben detaylara önem veren birisiyim. Yaşanmışlıkların belirtisinin detaylarda olduğunu düşünüyorum. Mesela işçiler maaş bordrolarından çıktı almışlar ve çadırlarına asmışlar. Yağmurda ıslanmış ve deforme olmuştu. Ben fotoğrafı çektiğimde onların gündeminden çıkmıştı artık, belki de ilk asıldığında bir şey ifade ediyordu. Ben gördüğümde çok etkilendim, sanatsal malzeme ortaya çıkmıştı bu halinden. Belki de farkında değillerdi, anlatmak istediğini kendi başına anlatan bir metaı vardı ortada hem de estetik anlamda bakanı çeken bir şey vardı. Normalde insanlar çekip giderler onun yanından ve dönüp bakmazlar bile. İşte o bordroda benim gözüm bir yaşanmışlık gördü.

Belki de üç beş işçi bir araya geldiler, kafa patlattılar bunun üzerine, bunu asalım çadıra, bu bizim mücadelemizin bir ifadesi olacaktır dediler. Tamamıyla kurguluyorum, belki de böyle bir şeyi hiç düşünmemişlerdir. Ben tamamıyla senaryolaştırıyorum kafamda. Böyle düşündüm ve işçilerinin direnişini ifade edecek bir malzeme olarak gördüğüm için çektim o fotoğrafı. Sergide buna benzer yer alan pek çok detay fotoğraf var. Mesela bir ayakkabı boyacısının fotoğrafı var. Özellikle koydum. O da kendince oradaki işçilere destek vermek için boyadığı ayakkabılardan para almıyordu. Ben fotoğrafı çektiğim anda işçilerle aralarında bir mücadele vardı, işçilerin vermek istediği parayı ısrarla eliyle geri itiyordu. Tam olarak bunu yansıtamadım ama işte şimdi anlatıyorum ve bu beni mutlu ediyor. Röportajı okuduktan sonra sergiye gidenlerde bu düşünceyle fotoğraf buluşacak.

Kısacası şöyle söyleyebilirim: Tekel işçileri bilinçli ya da bilinçsiz olarak kendi mücadelelerinin estetik dilini de ortaya koydular. Ben ve pek çok fotoğraf sanatçısı da bunu gören gözler olduk. Biz sadece bunları saptadık ve çektik.

Elde fotoğraf makinesi ile tanımadığınız insanların fotoğraflarını çekmenin belli zorlukları var. Tekel işçilerinin size yaklaşımı nasıl oldu peki?

İlk karşılaştığımızda bana sürekli olarak sivil polis değilsen çek diyorlardı. Fakat aradan bir süre geçip aşinalık yarattıktan sonra diyalog kurmada çok büyük bir problem yaşamadım diyebilirim. Hemen benimseyip hiç itiraz etmediler neredeyse. Tabii gene de kamerayı gördükleri zaman insanların bir tereddüt geçirme aşamaları oluyor, kısa da olsa. Sonra da bu bizim oğlan deyip rahatlıyorlar.

Tekel gündemi aslında yeni değil. Özelleştirme süreci ile birlikte tekel fabrikalarının kapatılması, kamuya ait işletmelerde çalışanların bu süreçte yaşadığı sıkıntılar uzun bir süredir gündemde. Tekel işçileriyle ilgili başka çalışmalarınız da olacak mı?

Projenin bundan sonraki aşamasını şöyle planlıyorum. Portrelerini çektiğim işçilerin memleketlerine gidip şu anda neler yaptıklarını, yaşam koşullarını fotoğraflamak istiyorum. Umarım gerçekleştirebilirim. O insanların tamamının iletişim bilgilerini almadım o zaman ama ulaşmak hiç problem değil. Birini bulduğun zaman ötekini de mutlaka buluyorsun. Maltepe Nâzım Kültürevi’ndeki sergimin afişinde kullanılan sert yüzlü bir işçi portresi var. Ben sonradan onun Tekel işçisi olmadığını öğrendim örneğin. Çamlıhemşin’den Tekel işçilerine destek vermek için gelmiş birisiymiş örneğin. O da ayrı bir öykü, yani oraya destek için gelenlerin öyküsü de incelenmesi gereken hoş bir öykü. Çamlıhemşin’den neden kalkıp gelir bir insan? Bu nasıl bir duygudur? Çok insani bir şey. Oradaki insanlarla çay sigara içmek, muhabbet etmek, yanlarında olduğunu göstermek, bir ihtiyacınız var mı diye sormak çok güzel bir şey. Orada simge haline gelmiş Pala var örneğin. Herhalde onu bulmak hiç de zor olmaz. Gidersem, hazır beklediğine eminim.

Tekel İşçileri yok sadece fotoğraflarınızda yani. Oraya destek vermeye gelenler de girmiş ilgi alanınıza.

Aslında bu sonradan gelişti. Çıkış noktam tabii ki Tekel işçileriydi. Fakat gördüğüm manzaradan çok etkilendim. Oradaki insanları tanıyınca, Tekel işçisi olup olmamaları önemini yitirdi. Orada o insanlarla oturup, onlarla bekleyen insanlar da Tekel işçilerine dönüştü benim için.

Reklamlar