Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay mecliste verilen bir soru önergesini cevapladı. Soru önergesi Sine-Sen’in başvurusunu yaptığı sinema yasası üzerineydi. Günay Böyle bir çalışmalarının olmadığını bune gerek de olmadığını, bütün sanatçıların 5510 sayılı yasaya göre zaten sigortalı kapsamında olduklarını söyledi. Biz de sanat örgütlerinin temsilcilerine sorduk: Doğru mu? 5510 Sayılı yasa sanatçıların ihtiyacını karşılar mı? Yoksa ayrı bir yasaya gereksinim var mı iddia edildiği üzere? Hepimiz sigortalı mıyız sahiden?

Sorularımızı Tobav Başkanı Tamer Levent, Tiyatro oyuncusu Orhan Aydın, Sine-Sen Genel Başkanı Zafer Ayden, Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği İstanbul Temsilcisi Orhan Kurtuldu, Özerk Sanat Konseyi Dönem Genel Sekreteri Canol Kocagöz yanıtladı.

Bu röportaj sol.org.tr sitesinde yayınlandı.

Röportaj: Cansu Fırıncı

Tamer Levent TOBAV Genel Başkanı

Oyuncuların iş sözleşmesine dayalı kanunlarla, mesleki ayırım gözetmeksizin çalıştırılması ülkemize has bir uygulamadır. Örneğin bu uygulamalarda, sinema ve tiyatroda çalışan oyuncuların bir iş kazası sonucunda, vücutlarının görünen yerlerinde bir hasar olduğunda, bu hasarın plastik cerrahi ile onarılması söz konusu olmalıdır. Mevcut iş yasalarında ise bu hak değil bir lüks olarak algılanmaktadır.

Bu farklılık bile, sinema ve sahne oyuncularının ve de onlarla birlikte söz konusu sektörlerde çalışanların meslek tanımlarının gerekli olduğunun kanıtıdır.

5846 sayılı fikir ve sanat eserleri kanunu çerçevesinde kurulan TOMEB bu anlamda meslek tanımlarını  gerçekleştirmek ve oyuncu haklarını talep etmekle hükümlüdür.

Dünyadaki örneklerden hareket edecek olursak, ISO meslek tanımları sözlüğünde sahne sanatlarında çalışanların ayrı, sinema ve kamera gerisinde çalışanların hakları ayrı ayrı ifade edilmiştir.

Bu gün  Devlet Tiyatrolarında, Devlet Opera ve Balesi’nde sahne çalışanları kuruluş kanununa göre özerk, 1970’de gerçekleştirilen bir uygulama ile ise, 657 Devlet Memurları kanuna geçici olarak bağlanmış görünmektedirler. Oysa, bu kurumların  kuruluş kanunlarında  sanatkârların plastik cerrahi hakları  bulunmaktadır. Bu ayrıntı dahi, kuruluşunda meslek tanımları yapılmadığı için geçici olarak 657 sayılı yasaya bağlanan bu kurumların da 657 sayının 1’ci maddesinde belirtildiği gibi kendi özel kanunlarını yapmaları gerekmektedir.

1949 yılında hazırlanan 5441 sayılı kuruluş kanunu bir gün söz konusu kurumların 657 sayılı yasaya bağlanacağını hayal bile edememişti. Ancak bu yasa oyunculuk mesleğinin farklılığını ve özelliğini ortaya koyan plastik cerrahi hakkını onlara en başından vermişti.

Sahne mesleklerini gerçekleştirenler, oyundan 2 saat önce yüksek adrenalin yüklenmektedirler. Oyun sırasında bu adrenalin 2 saat süreyle en yüksek seviyeye çıkar.

Oyun bittikten sonra ise ortalama iki saat içerisinde normale iner. Bu meslekleri gerçekleştirenler, diğer mesleklerin paydos saatinden sonra sahne görevlerini yerine getirirler. Bütün bunlar ve sahne mesleklerinin koşulları yüksek iş kazası riski ile buluşur.

Bunların ötesinde, toplumun empati ve öz eleştiri kültürünü zenginleştirdiği için sosyal misyonu da göz önünde bulundurulduğunda, bu mesleklerin tanımlarının özel bir iş yasası ile  gerçekleştirilmesi kaçınılmazdır.

Orhan Aydın-Tiyatro oyuncusu

Bakan beyin açıklaması gerçeklerden uzak, ciddiyetsiz, samimiyetsiz ve bilgisizliklerle dolu bir açıklamadır.

Bu açıklamayla, AKP yeni ve  bir büyük yalanla toplumun karşısındadır.

Bugün tüm sanat alanlarında sigortalı yaratıcı sayısı, neredeyse yok denecek düzeydedir.

TV’lere çekilen yaklaşık 70 adet dizide çalışan toplam 1.500 insan kaçak çalıştırılmaktadır.

Bırakın sigortayı, bazı haklarını koruma altına alabilecekleri sözleşmeleri dahi yoktur.

Aynı durum Tiyatro alanında da yaşanmaktadır.

Her yıl devlet yardımı için kuyruğa giren yaklaşık 300’ün üzerindeki tiyatrolarda çalışan 1.200 kişinin çok azı çalıştıran tarafından, yine küçük bir bölümü de kendileri ödeyerek sigortalıdırlar.

Sinema dünyası ise içler acısıdır.

Bu gün 40 yılını 50 yılını bu alanda heba  etmiş nice bildik ismin sigortası yoktur.

Alan adeta hak ihlallerinin yaşandığı bir cehennemdir.

Sinema Emekçileri Sendikası bünyesinde örgütlenmiş 2.200 kişinin yüzde doksanı sigortasız ve iş güvencesinden yoksundur.

Resim-Müzik-Edebiyat alanları içinde söylenenler yalandır.

Bakan beyin ‘sigortalıdır’ dediği kaç insan bulup sayacağını merak ediyorum.

Sanat alanlarının sözde meslek ilan edildiği bir süreç yaşıyoruz. Bakan yanılıyor.

Hiçbir sanat alanı yaratıcısı, yasalarla tanımlanmamıştır.

Bu ülkenin sinema yasası yoktur.

Bu ülkenin Tiyatro yasası yoktur.

Anayasa da ‘Devlet sanatı ve sanatçısını korur’ denilen 63. maddenin dışında bizlere yönelik tek kelime yoktur.

Bu söz konusu madde de afakîdir, kadüktür, işlevsizdir. Yani koca bir yalandır.

Devlet sanata, sanatçıya hiçbir dönemde sahip çıkmamış, onları işlerine geldiği zaman  ‘süs malzemesi’ olarak kullanmanın ötesinde önemsemiştir.

AKP’nin bu alandaki uygulamalarını, göz boyama yöntemlerini açılımlar adıyla yaşıyoruz. Her paketten incik-boncuk çıkıyor!

21. yüzyıldayız bu ayıp bu ülkeye yeter de artar bile.

.

Bakan bey ve kadrosu, akıllarını başlarına devşirip alan örgütleri ile yansız-tarafsız sağlıklı bir çalışma yürütmek zorundalar.

Sine-Sen/ Sinema Emekçileri Sendikası, Genel Başkan Zafer Ayden

Yıllardır söylüyoruz, sonuç alıncaya kadar da söylemeye devam edeceğiz… Biz sinema ve TV-dizilerinde çalışanlar olarak-oyuncusundan set işçisine-“ORMAN DÜZENİ” diye tanımlayabileceğimiz koşullarda çalışıyoruz. Sigortalarımız ödenmiyor! Bunun ispatı kolay, setlerde çalışan, jeneriklerde adı geçen 50’yi aşkın insanın kaçının sigortası ödeniyor, bakmak yeterli. Çalışanlara fatura kesmeleri konusunda dayatmalar var. Televizyonlarda yayınlanan diziler, dünyanın hiç bir yerinde 90+ dakika değil. Haftalık periyotlarla yayınlanan bu dizilerin çekilebilmesi ve yayına yetişmesi için günde ortalama 16-18 saat çalışılıyor. Zaten düşük olan ücretler ya geç ödeniyor ya da hiç ödenmiyor. Tüm bu olumsuzlukları yapımcıların büyük bir çoğunluğu da kabul ediyor.

Bu sorunları yetersiz de olsa meclis gündemine getirip soru önergesi veren sayın milletvekilinin sorularının büyük bir kısmının muhatabı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. Bir kısmı RTÜK’ün inisiyatifinde.

Bu sorulara Kültür Bakanlığı nazik yanıtlar vermiş, ancak tüm dünyada (yeraltı işçilerinden sonra) en ağır çalışma koşullarına sahip iş kolu olarak kabul edilen sinemanın özel ve başka kollarla kıyaslanamayacak  koşulları olduğunu söylüyoruz. Örneğin seyrederken zevk aldığımız aksiyon sahneleri çekilirken oyuncu ya da dublorlerin hayati tehlikesi hiçbir iş yasasında yer almayan bir durum. 8 saatten fazla çalışıldığında konsantrasyonunu yitiren çalışanlar kazalara ve tehlikelere açık hale geliyor diyoruz. Yurt dışında film setlerinde ambulans bulunması zorunlu. Bizim insanımız, sinemacımız onlardan daha mı değersiz? Mevcut  iş kanununa göre mevsimlik işçi kategorisinde çalışan emekçilerimiz bir de sosyal güvencesiz çalıştırılınca, 80 yıl da çalışsa emekli olamıyor diyoruz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı sadece iş kazalarından sonra mı sorunlara eğilecek, arkadaşlarımız öldü, ölüyor diyoruz… Çalışanlar yasaya göre sigortalı sayılmakta olabilir ama uygulamada sigortalar ödenmiyor diyoruz… Sigortasının yatırılıp yatırılmadığını öğrenmek isteyen çalışanlar sudan mazeretlerle işten atılıyor…

Medyada okuyoruz, “stratejik bir sektör” den bahsediliyor; ancak strateji ürettiği söylenen sinema emekçileri güvencesiz bir hayatı sürdürmeye çalışıyor. Güvencesiz çalışma hayatı, güvensiz bireyler ve güvensiz toplum demek değil midir?

Bakanlıkça “Sinema İş Yasası” çalışması yok deniyor; o halde acilen çalışmaların başlaması gerekmektedir. Önergeye verilen bu konularla ilgili cevaplar; diğerlerini zaten geçiyoruz ki -spekülatif konulardır-, tatmin edici olmamakla birlikte ısrarla üzerinde durduğumuz ve vahşi, insana yakışmayan bir biçimi tanımlamak için kullandığımız ORMAN DÜZENİ sorununu çözmeye yönelik bir girişimin dahi olmadığını ortaya koymaktadır.

Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği İstanbul Temsilcisi, Orhan Kurtuldu

EMEĞİ  TAŞERONLAŞTIRAN BİR  İKTİDARIN  KÜLTÜR  BAKANINDAN  FARKLI BİR AÇIKLAMA  BEKLENEMEZDİ  ZATEN.

Sayın Bakan diyor ki;” Setlerde sigortasız işçi çalıştırılmıyor.”

Nerden biliyorsunuz sayın bakan?

Sayın bakana sormak lazım.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın maddi destek verdiği filmlerde çalışanların sigortalı olup olmadıklarını kendileri denetleyebiliyorlar mı?

Bakanlığın desteklediği filmlerde dahi çalışan set işçilerinin güvencesiz, sağlıksız ve zor koşullarda nasıl çalıştıklarını Sayın Bakan kendileri biliyorlar mı acaba?

Sayın Bakan aşağıdaki sorunların acaba hangilerinden haberdardır?

-Taşeron yapımcıların sigortasız çalıştırdıkları set çalışanlarının ücretlerini ödemediklerinden

-Yasaların eksik uygulanması ya da hiç uygulanmaması yüzünden, telif hakları sahipleri bütün maddi ve manevi haklarını TV kanallarına ve yapımcılarına devretmek zorunda kaldıklarından,

-Ya da,  ağır çalışma şartlarına direnenlerin işten çıkarıldıklarından hiç mi haberdar değildir?

Yoksa; ben hükümetimin emeği taşeronlaştıran, ülkedeki tüm emekçileri 4-C kapsamına almak isteyen, onları köleleştiren politikalarına karşı çıkamam mı diyor?

Emekçiler, biraz daha sabır!

Koltukların ve iktidarların ömrü artık dolmak üzeredir…

Özerk Sanat Konseyi Dönem Genel Sekreteri, Canol Kocagöz

SİNEMA SANATÇILARIN  KURTULUŞU İÇİN

SENDİKAL MÜCADELEYİ YÜKSELTELİM

Son günlerde  dizi çekimlerinde işverenin tedbirsizlik ile lakaytlığından, sanatçı arkadaşlarımızın bu konuda eğitim eksikliklerinden veya aşırı çalışmanın getirdiği yorgunluktan geçirdikleri ölümlü kazalar ard arda gelince sinema sektörünün TBMM’de mercek altına alınmasına sebep oldu. Tamamen iyi niyetle  bu konuyu TBMM’de gündeme getiren DSP İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Jale Ağırbaş’a ÖZERK SANAT KONSEYİ olarak teşekkür ederim.

Ama soru  sanatçıların iş kolu ve SSK  yasalarına dayandırılması meselesi olduğu zaman  Kültür Bakanı mevcut T.C yasalarına dayanarak  yasak savan cevaplarla konuyu geçiştirmeye çalışıyor. Hatta yasalardan uygulamalar da vererek.

Esasında çalışma hayatı sinema alanında geçirdiği deneyimlerle İş kolu Yasası’nın 17 maddesine Güzel sanatları da ekledi.

SSK veya şimdiki adıyla kısaca Sosyal Güvenlik Yasası’nda da sanatçıların sigortalı olmaları gerektiği yazılmaktadır. Ama ayrıca Gelir Vergisi’nin sanatçılarla ilgili hükümlerine göre de makbuz karşılığı yapılarak ödemeler gerçekleştirilmektedir. Daha çok sanatçılar bu hükümden yararlandırılarak makbuz imzalatılarak veya banka hesap numarasına stopajı kesilerek ödemesi gerçekleştirildiği için sosyal güvenlik yasalarından yararlanamamaktadır. Bu durumda da neredeyse tüm alandaki sanatçılar demin sözünü ettiğim makbuz karşılığı ödeme kapsamında çalıştıklarından sosyal sigorta kapsamı dışında kalmışlardır ve kalmaya devam etmektedirler.

Sanatçıları da ileriki yaşta sanatçılığını ispat ederek sigorta borçlanması beklemelerine sebep olmaktadırlar. Bu insanlık dışı sinsi durumu arkadaşlarımız tam farkına varmadıklarından  şimdi aldıkları ücretleri tam ücret zannetmekte ücretinin de yüksek olduğu kanısına varmaktadır. Bu da işverenin sanatçılarla ilişkisini kolaylaştırmaktadır.

Halbuki böyle olmadığını yıllar sonra sanatçı veriminin düştüğü veya çalışamaz duruma geldiği zamanlarda anlamakta bu zamanda iş işten çoktan geçmiş olmaktadır.

Bakanlık şimdi ölümlü kazaların olduğu sinema sektörüne sus payı olarak bazı özel ayrıcalıklar yapacakmış havası vererek veya nakdi yardımlar yaparak meseleyi küllendirmek istemekte  ve ayrıca Özerk Sanat Konseyi içinde bulunan sinema kurumlarına özel yasa çıkaracakmış gibi davranarak mücadelesi 1975’lere kadar dayanan devletle, 1995 yılında protokol imzalayan bu yıldan beri sanat alanlarının Ekonomik-Demokratik ve Politik Mücadelesini yürüten ve  TÜRKİYE SANAT KURUMU YASASI  çıkması için mücadele veren  ÖZERK SANAT KONSEYİ’ni de arkadan vurmak istemektedir.

Sermayenin  iktidarının Sinema alanında hayatın diğer alanında davrandığı gibi sermayenin istediğini yapan erktekilerin, 1975-1976’da ACAR FİLM İşçilerinin yaptıkları mücadeleyi bastırmak için yaptıkları ayak oyunlarını bugün gibi  hatırlıyoruz. Sendikal alandan sinema emekçilerini çıkarmak için yapmadığı numaralar kalmamıştı.

Biz ÖSK olarak, genel olarak sanat alanının sendikalarda, özel olarak ÖSK bileşenimiz Sinema emekçilerinin DİSK Sine-Sen’de örgütlenmesini istiyoruz.

Reklamlar