Bu röportaj  sol.org.tr sitesinde yayınlandı.

Röportaj: Cansu Fırıncı

Ulaş Özdemir ve Mustafa Kılçık, 17 Nisan cumartesi günü, İstanbul Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde (NHKM) gerçekleştirecekleri konserde, Maraş’ın bugün “görünen” yüzünü daha ötelere taşıyıp, “görünmeyen” ya da görünmek istemeyen yüzüne mercek tutacak, halk müziği repertuarından bunları kazıp çıkaracak.

Ulaş Özdemir, konser öncesinde sorularımızı yanıtladı.

Öncelikle ne zaman yola çıktınız türkülerinizi söylemek için, “Maraş’tan Öteye Giden Yol Uzun”u tanıtır mısınız biraz bize?

Biz Mustafa Kılçık arkadaşımızla beraber yaklaşık 10 yıldan fazla bir süredir devam eden bir muhabbetimiz var. Aynı zamanda son 5-6 yıldır Anadolu’nun dört bir köşesinde ve yurtdışında çeşitli konser, dinleti, muhabbet ve cemlerde birlikte çalıyor, söylüyoruz. Her ikimiz de Maraşlı olduğumuz için -Mustafa aslen Nurhaklı, ben de, her ne kadar artık köyümüz merkeze bağlı olsa da, köken olarak Pazarcıklıyım- müzikal birlikteliğimiz, “Bu yörenin müzikal kültürüne yeni bir soluk getirebilir miyiz” sorusuyla birlikte “Maraş’tan Öteye Giden Yol Uzun”u ortaya çıkardı. Halen bu projeyi geliştirme yolundayız.

Maraş bölgesinin engin bir halk müziği geleneği var. Bu geleneğin sizdeki izdüşümünü paylaşır mısınız bizlerle?

Maraş yöresi -bunu sadece Maraş il sınırı olarak değil, etkileşimde olduğu çevreyi de düşünerek söylüyorum- halk müziği repertuarı açısından oldukça önemli, ancak kadri pek bilinmemiş, hatta bilinmek istenmemiş bir yöre. Özellikle Tacim Dede, Mehmet Mustafa Dede, Mehmet Yüksel Dede, Sadık Hüseyin Dede, İbrahim Aldede gibi kaynak kişiler olan dedeler, diğer yanda ise özellikle geçtiğimiz yüzyıldan bugüne en önemli âşıkların arasında sayabileceğimiz Meluli, İbreti, Mücrimi, Perişan Güzel, Mahrumi, Mahzuni, Meçhuli, Emekçi gibi halk ozanlarının yetiştiği bölge olması, yörenin önemini göstermektedir. Bu saydığımız isimlerin tamamı Alevi-Bektaşi kültüründen gelen kişilerdir. Ancak Maraş’ta sadece Alevi-Bektaşiler müzik üretir gibi bir şey söylemiyoruz, tam tersine Maraş’ta bunlar da var, artık bunları da görün diye yüksek sesle duymayanlara sesleniyoruz.

İrca ettiğiniz müzik yoğun olarak Alevi-Bektaşi müziğinin kaynaklarından kök alıyor. Yalnızca bu kesimlere mi hitap ediyorsunuz bu seçimle. Yoksa değişik halk kesimlerini de kapsayan bir yapısı var mı üretimlerinizin?

Veysel, Daimi ya da Mahzuni sadece Alevi-Bektaşiler’e mi hitap ediyordu? Ya da geçmişten Pir Sultan, Nesimi? Bunlar Alevi-Bektaşi kökenli olabilirler, ki bu kadar ozanın Alevi toplumundan çıkmasının bu inançla, düşünceyle, kültür yapısıyla şüphesiz bir ilişkisi var; ama bu ozanlar toplumun tüm yaşamını aktaran ana kaynaklardır. Bizler de onların sözlerine ses verip, yine toplumun, bu sözlere kulak vermek isteyen tüm kesimlerine duyurmak istiyoruz. Çünkü bu sözler dünden bugüne bu topraklarda yaşananları anlatıyor. Tasavvufi yanını sorarsanız, o kısmı da baskın dini düşünceye karşı insanı temel alan kendine has bir felsefeyi anlatıyor; Mansur’dan, Nesimi’den bu yana asılan, kesilen, derisi yüzülen bir düşünce tarihinden, bir şiir geleneğinden bahsediyoruz. Hepsi de hakk’ı, yani insanı ve halkı anlatıyor.

Maraşlı dedeler ve âşıklardan deyişleri geleneksel enstrümanlar kullanarak icra ediyorsunuz. Son dönemde türkülerimizi “modernize etme” iddiasıyla popülerleştirme çabaları revaçta. Sizin neden başka türlüsünü tercih ettiniz? Geniş kesimlerle buluşmak gibi bir kaygınız yok mu?

Bizim “geniş” kitlelerle buluşmak gibi bir derdimiz yok. Yıllardır sessis sedasız dünyanı dört bir yanında bu seslere kulak verenlerle zaten bir araya geliyoruz, elimizden geldiğince bu geleneği sürdürmeye çalışıyoruz. Nicelik olarak bu neye tekabül eder bilemeyiz, ancak bizim için önemli olan nicelik değil. Ayrıca çaldığımız sazları “otantik”lik olsun diye ya da seçtiğimiz repertuarı “orjinal”lik olsun diye seçmiyoruz.

Bir zamanlar içinde yaşadığımız, müziğini içinde öğrendiğimiz, sonrasında büyük şehirlere gelsek de halen temasımız olan bir yörenin kendine has müziğini, o müzik kültürünü oluşturan dinamiklerle icra ediyoruz. Bunu yapmaya çalışırken, her gün yeni bir şeyle karşılaşıyor, yeni bir özelliğini keşfediyoruz. İcralarımızda bunları aktarmaya çalışıyoruz.

Performansınız sırasında yanlıca müzik icra etmiyor, Nesimi’den Nurhak Dağları’nda Sinan Cemgillerin katliamına kadar bölgede yaşanan pek çok olayı da anıyor ve eserlerle ilişkisini anlatıyorsunuz. Bu salt bir politik bir tutumdan, toplumsal hafıza tazeleme isteğinden mi kaynaklanıyor yoksa halk müziği ve toplumsal olaylar arasındaki bağıntıya yaklaşım açısının bir ürünü mü?

Maraş’ın halk müziğindeki yerinin yanı sıra, toplumsal açıdan da yüzyıllara yayılan önemli bir yeri var. Saydığınız örneklerin yanı sıra Zeytun’da yaşayan Ermeniler’den Çeçen ve Çerkesler’e kadar pek çok etnik grubun da bu coğrafyada önemli rolü olduğu görülmektedir. Repertuarımızda yer alan eserlerin, kimi zaman görünen, kimi zaman ise oldukça derinlerinde bu toplumsal olayların izleri bulunmaktadır; bunları icralarımız sırasında aktarmayı birer görev olarak görüyoruz. Bu durum, müziğe, kültüre ve yöreye bakışımıza da yeni anlamlar kazandırıyor.

Yas tutmakla, ağıt yakmakla, hesap sormak, mücadele etmek arasında salınan bir halk müziği geleneğimiz var. Maraş katliamı da yası tutulası bir yara tarihimizde. Peki, mücadele ile icra ettiğiniz müzik arasındaki ilişki ya da mesafeden bahseder misiniz?

Mustafa’yla birlikte Maraş olaylarını yaşamış olan iki genç müzisyeniz. Böylesi bir repertuarı ortaya koymamızda, Maraş’ın yukarıda anlattığımız yüzünü göstermek istememizde, bu olaylardan sonra şehrin görünmek istenmeyen yüzünü göstermek, bu çığ gibi eserler aracılığıyla Maraş’tan öteye bir yol gittiğini duyurmak gibi bir amaç var şüphesiz. Kaybettiklerimizin acısını her zaman hatırlamakla birlikte burada bir yas tutmuyoruz, var olan bir gerçeği müziğimizle dolaysız olarak aktarıyoruz. Bu da mücadelenin bir başka türü.

Maraş’tan öteye giden yol uzun, sizin de belirttiğiniz gibi. Peki, yeni projeleriniz var mı bu yoldan ötesine ilişkin?

Mustafa ve ben, bu projenin yanı sıra çeşitli müzikal çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Mustafa’nın solo albümü “Firak” geçtiğimiz günlerde piyasaya çıktı, albümle ilgili çeşitli etkinliklere katılıyor. Ben, İranlı müzisyenlerle çalışmalarımı sürdürüyorum. Aynı zamanda trubadur ve âşık müziğini bir araya getiren, Sam Karpeina (mandola, vokal) ve Bijan Chemirani’nin (tonbak, def) yer aldığı bir projeyi 18 Haziran’da NHKM bahçesinde sunacağız.

Reklamlar