Bu röportaj Sanat Cephesi dergisinde yayılandı.

Röportaj Cansu Fırıncı

Levent Bey, dilerseniz öncel İstanbul Halk Tiyatrosu’ndan söz edelim biraz. Son dönemde ses getiren oyunlar izlemeye başladık sizden?

Biz aynı dünyaya inanan insanlar olarak bir araya geldik. Aynı dünyaya inandığımız için de üç aşağı beş yukarı söyleyeceğimiz aynı oluyor, bizimle aynı şeyleri söylemiş, bizimle aynı kaygıları taşıyan insanların sözlerini seyircilerle paylaşmak için kurduk tiyatroyu. Türk yazarlarının oyunlarına çok önem veriyoruz. Alevli Günler oyununun yazarı Irmak bunun en büyük kanıtı bizim için. Zaten bu güne kadar dört oyun çalışıldı: Can Tarlası, Sürmanşet, Gagarin Sokağı ve Alevli Günler. Bunlardan bir tek Gagarin Sokağı Gregori Görk’ün bir oyunu. O da zaten hiçbir İngiliz, bir İskoç oyunu gibi değil, bizden birinin bir oyunu gibi. Biz biraz bunun peşinde koşuyoruz, bizim için Türk oyun yazarlarının yetişmesi, Türkiye’nin problemleriyle ilgili, yaşadığımız ülkenin görmezden geldiğimiz olaylarını anlatacak Türk yazarlarının yetişmesini istiyoruz.

Halk tiyatrosu deyince karagöz, meddah, ortaoyunu geliyor hemen akla. Bu ismi almanızın, seyirlik sanatlarımızla özel bir bağ kurma isteğiyle bir alakası var mı?

Hayır. Türkiye’de tiyatro her şeyde olduğu gibi bir kutuplaşma sürecine girdi. Ya Cihangir’e tiyatro yapılıyor ya da Anadolu’ya tiyatro yapılıyor. Sonuçta biz burada yaşıyoruz, İstanbul minyatür bir Türkiye gibi neticede. Biz Artvin’de de oynadığımızda da aynı tepkileri alıyoruz Cihangir’de oynadığımızda da aynı tepkileri alıyoruz. Bizim yaptığımız oyunlar sadece bir kesime değil, halkın tümüne hitap ediyor. Bunun için yoruluyoruz çok fazla.

Tiyatronun toplumu değiştirmek, dönüştürmek gibi bir görevi yok. Ama tiyatronun olduğu bütün toplumlar, gelişen toplumlardır. Toplumun gelişiminde pay sahibidir tiyatro.

İlk dikkatimizi çeken şey ekibi oluşturan oyuncuların tamamının çok popüler isimler olması. Hepsi dizi ve sinemadan çok tanınan isimler. Bunun özel bir nedeni var mı? Bir gün hiç tanınmayan altı oyuncuyla da bir oyun çıkartabilir misiniz?

Tabii ki çıkartırız. Biz, Yıldıray, Bahtiyar ve ben şehir tiyatrosu oyuncusuyuz. Cem Davran da şehir tiyatrosu oyuncusu. Oyunculuk dediğimiz şey Türkiye’de çok fazla insan tarafından yapılmıyor. Bir de sahne oyunculuğu dediğimiz şeyi yapabilecek oyuncu sayısı da çok fazla değil Türkiye’de. Bu insanlar zaten bir şekilde ünlü olmuşlar. Tecrübe de gerektiren roller bunlar, birazdan izleyeceğiniz oyunda olduğu gibi. Mesela aramızda daha yeni mezun Tuçe Kıltaç var. Hem yönetmen yardımcılığını yaptı oyunun hem de oynuyor. Küçük bir kompozisyonu var. Bunlara da özen gösteriyoruz. Deniz Celiloğlu’nu kim tanırdı, Gagarin Sokağı’ndan, Bahtiyar Engin, Yıldıray şahinler, Levent Üzümcü, Deniz Celiloğlu oynuyoruz oyunu. Sürmanşet’te Arif Akaya yönetmeniydi oyunun ve bu kadroyu istedi, o oyunu da izledik. Erkan Can ile orada da beraberdik. Can Tarlası’nda Dolunay Soysert, bugün Türkiye’nin en başarılı kadın oyuncularından bir tanesi, öyle de olduğu için ünlü oldu zaten. Biz de oyunlarımızı başarılı oyuncularla yapmak istiyoruz. Çünkü artık çok sıkıldık başarısız oyuncularla sahne üstünde olmak zorunda kalmaktan. Bir oyuncu başarılıysa zaten o da ünü getiriyor. Biz ünlü oyuncularla çalışmıyoruz, başarılı oyuncularla çalışıyor. Böyle bakmak daha doğru olur.

Okan Bayülgen’in programında “oyunculuk kendini seslendirebilmekle başlar” dediniz. Telefon’la bağlanan konuk Kenan İmirzalıoğlu ile ilgili bir soru sormuştu size…

Bu seyircinin densizliğiydi aslında. Ben de orada bir parça gerildim. Çünkü yani oyunculuğu sadece durup bakmak olarak, ekranda ya da sinema perdesinde poz vermek olarak gören insanlara karşı yeter demek geliyor artık içimden. Sinemayla uğraşan pek çok insan bile oyunculuğu başka görüyorlar. Ne yapayım elimden başka bir şey gelmiyor, önce ona açıklık getireyim.

İkinci olarak da evet oyuncuyum diyen bir insanın kendini seslendirmesi lazım, tabii canım. Bu tartışılacak mevzuu mu şimdi! Bu insanları kimler seslendiriyor, kendini seslendiremeyen insanları? Bu olacak şey mi şimdi? Benim sesim el vermedi ama modelim harika… İş mi yani!

Televizyonda, dizilerde görüyoruz sizi. Çok büyük paraların döndüğü işler bunlar ve bir piyasası var tabir-i caizse. Kimileri “sanat piyasası” de diyor buna. Beri taraftan da neredeyse hiç para kazandırmayan hatta üzerine para harcamak gereken tiyatro sanatını icra ediyorsunuz. Bu ikisi bir arada nasıl oluyor? Bir çelişki hissetmiyor musunuz?

Ben sanat piyasası diye bir şeye katılmıyorum. Ama biz aramızda “dışarıda” diyoruz buna. “Dışarıda” böyle bir dünya var ve biz bu dünyadan para kazanıyoruz. Çocuğumuzun eğitim masrafları dahil olmak üzere, evde yediğimiz yemek dahil olmak üzere para kazanıyoruz. Çocuğuma para vermişim, evimin kirasını vermişin, arabama benzin koyabiliyorum, açta değilim açıkta değilim. Bir miktar da param kalıyor geriye ben de bunu tiyatroya yatıyorum. Döngü bu işte. Biz oyunlardan para kazanmıyoruz ki! Gerçekten para kazanmıyoruz.

Biz de İstanbul Halk Tiyatrosu olarak oyun çıkarıyoruz, seyirci geliyor iki saat hoş vakit geçiriyoruz birlikte, alkışlıyorlar, biz de mutlu oluyoruz. Aç olsak daha kötüydü, sanat piyasası denen şey bize para kazandırıyor. Reklam seslendiriyoruz, dizide oynuyoruz, para kazanıyoruz ve olabildiğince ahlaklı kalmaya çalışıyoruz, devam ediyoruz hayatımıza. Keşke bunlar olmasaydı, tiyatrodan para kazanabilmemiz mümkün olsaydı, çok isterdim bunu ya! Gerçekten keşke olsaydı ama yok!

Bir programda “sosyalizme duyduğum inanç gereği kötü projelerin içindeki iyi oyuncu olmaktansa çok iyi projelerin içerisindeki vasat eleman olmayı tercih ederim” dediniz. Bize inandığınız sosyalizmi anlatabilir misiniz biraz?

Şunu söyleyebilirim, eğitim, sağlık, barınma, beslenme, insan hakları ve adalet önünde insanlar eşittirler. Şunu söyleyeyim size en basitinden anladığımın ne olduğunu anlatmak için, apartman görevlisi Mehmet Bey’in oğluyla Avukat Ahmet Bey’in oğlu belki aynı okula gitmiyorlardır. Biri daha boğaz manzaralı daha yeşillikler içerisinde bir okula gidiyor olabilir ama verilen eğitimin standart, aynı kalitede bir eğitim olması gerekir. Sosyal devlet ilkesine inanıyorum yani. Doğası gereği insanların tamamıyla eşit olabileceklerini düşünmüyorum ama birileri benim aklım çok, fırsatı ben yakaladım diye başkaların aç, yoksul kalmasına yol açamamalıdır!

Reklamlar