Bu röportaj Sanat Cephesi dergisinde yayınlandı.

Röportaj: Cansu Fırıncı

Yiğit Sertdemir, Fotoğraf: Cansu Fırıncı

Kumbaracı 50, Vakit Gazetesi’nin sahnede oynanacak Yala ama Yutma oyunu üzerine başlattığı provakasyonun ardından, ruhsat işlemleri tamamlanmak üzereyken, yangın merdiveninin olmadığı gerekçesiyle kapatıldı. Kısa bir süre sonra da yeniden açıldı. Oldukça tehlikeli bir süreci tiyatronuzu küllerini denize savurmak zorunda kalmadan atlattınız. Öncelikle geçmiş olsun. Bize sürecin ayrıntılarını aktarır mısınız?

Vakit gazetesinin hedef göstermesi 2 Şubat’tır. Acıdır. Oyunu okumak, izlemek zahmetine bile katlanmadan, içeriğiyle ilgisi olmayan bir biçimde üstelik. Haber düştü, hemen peşi sıra da tehdit ve hakaret telefonları, mailler, fakslar… Biz 2 Şubat günü teyakkuza geçtik, bildiğiniz gibi Vakit gazetesi “meşhur”dur provokasyon yönünden, süreç içerisinde yaşanacak olanların camları kırmakla kalmayacağının farkındaydık. Olay gününün akşamı “Yala ama Yutma” ekibi hemen sağduyulu bir yaklaşım sergiledi, bir provokasyon yapılıyor, içine düşmemeliyiz diye. Tehdit ve hakaret telefonlarının dozu gittikçe arttı tabii, ertesi gün tiyatromuzun sokağında “sakallılar” dolaşmaya başladı. Olay giderek büyümeye başladı. Biz bütün süreç boyunca, evet olanlar saçma ama nasıl yapsak da oyunu salonumuzda oynatsak diye düşündük. Kumbaracı 50 olarak bir an bile aklımıza Yala ama Yutma oyunu salonumuzda oynasın mı ya da oynamasın mı diye bir düşünce gelmedi.

8 Şubat sabahı ki o güne kadar da Vakit gazetesi provokasyon yapmaya devam etti, izleyici yorumlarını filan verdiler, profesörleri konuşturdular, nasıl profesör olduklarını çözemediğim insanları, oyuncularla ilgili “bağırsakları çürümüş insanlar” gibi ifadeler kullandılar, kimi oyuncuları doğrudan hedef gösterdiler, biz dilekçe verdik. Dilekçe, Vakit gazetesinde provokasyon haberleri çıktığını, tehdit mesajları aldığımızı, oyunun salonumuzda 15-16 Haziran tarihlerinde oynayacağını, güvenlik önlemi talep ettiğimizi bildiriyordu. Yala ama Yutma ekibi de benzeri bir dilekçeyi gerekli makamlara iletti. Öğleden sonra da belediye görevlileri geldi ve yangın merdiveni olmadığı gerekçesiyle salonumuzu kapattı. Evet, tarihsel bir rastlantı! Birinci Dünya Savaşı da zaten bir Sırp askerinin Avusturya veliahtını öldürmesiyle başladı! Doğrudur, biz aksini ispatlayamayız, kimse de ispatlayamaz. Ama bundan sonra verdikleri sözlerde durmaları onların samimiyetini ispatlayabilir. Beyoğlu Belediye Başkanı “hiç kimse benim mıntıkamda yapılan bir sanatsal aktiviteye siyasal bir müdahalede bulunamaz” dedi. Bekleyip göreceğiz, doğrudur muhakkak! “Tüm tiyatrolar benim güvencem altındadır” dedi bekleyip göreceğiz, doğrudur muhakkak!

Ruhsat süreci komiktir biz ruhsat için başvurmuştuk zaten, yangın merdiveni de üç gün sonra takılacaktı. Gizlimiz saklımız yoktu.

Yani, öğleden sonra 15.30’da gelip tiyatroyu kapatmak için bir neden yoktu?

Biz ruhsat için başvurduk, yangın merdiveninizi tamamlayın dediler, biz de tamam dedik. Şimdiki kuşak pek çok şeyden habersiz, Türkiye tarihinde yakılan, bombalanan pek çok tiyatro var, tiyatro tarihimiz bu tür provokasyonlarla dolu…

Vakit gazetesinin böyle bir provokasyonu yapmasını neye bağlıyorsunuz? Erotik bir çağrışımı olması bir sebep miydi?

Daha çok dine hakaret olarak algıladılar. Üstelik oyunu seyretmediler, okumadıkları da aşikâr. Bunları konuşuyor olmak aslında bana çok komik geliyor… Direkt olarak dinle ilişkilendirdiler ve hiç ilgisi yok! Oyunda melekler konseyi diye bir konsey var, buradan yola çıktılar, şimdi soruyorum hiçbir dinde melekler konseyi diye bir konsey var mı? Böyle bir şey geçiyor mu hiçbir kitapta? Geçmiyorsa, farklı, fantastik bir şey yaratılmış demek ki oyunun içinde. Neden bu zamanda böyle bir şey olduğu çok ciddi bir soru ve üzerinde dikkatle düşünülmesi gerekiyor… Bu bir başlangıç olabilir. Tiyatro üzerinden başka bir süreç başlatılmak isteniyor olabilir.

Tiyatromuzun kapatıldığı gün hep birlikte buradaydık Kumbaracı 50 olarak ve Yala ama Yutma ekibi de buradaydı. Önce telsiz sesleri geldi, ben kapıya fırladım ne oluyor diye, Ayşe’yi hemen odaya ittim, zarar vermesinler diye. Sonra belediye görevlileri olduğunu anladım. Tiyatromuzu mühürlemeye gelmişlerdi. Hayatımda yaşadığım en büyük acının bu olduğunu söyleyebilirim… Tiyatromuzun kapısına mühür vurulması. Bu salon desteklerle kurulmuş olan bir salon, herkesle paylaşmak amacıyla açılmış bir yer, hiç birimizin buradan maddi bir beklentisi yok. Herkes bir işte çalışıyor ve altıdan sonra tiyatro yapmak için bir araya geliyor, böyle yola çıkıldı zaten. Dışarıda kazanıp, tiyatro yapmak isteyen insanların var ettiği bir solon burası. Dışarından salonumuza gelen ekiplerden hiçbir maddi kazancımız yok. Salon sıkıntısı yaşayan dostlarımızın oynayabilecekleri bir yer olması için de açtık bu salonu. On altı ayrı grup oynuyor burada, bu yüzden kuruldu burası… Böyle bir yerin, bu kadar iyi niyetle kurulmuş olan bir yerin böyle muameleye maruz kalmış olması açıkçası çok acı. Biz çok çektik, başkası çekmesin diye açtık burayı…

Ben çok kızgınım, çok öfkeliyim ve kolay kolay da geçmeyecek öfkem. Biz bir yokuşta kıstırıldık, alttan yobazlar sıkıştırdı, yukarıdan da “napıyor ya bunlar, birbirlerini satıyorlar” diyen, daha doğrusu hangi topraklarda olduğunu bilmeyen sözüm ona entelektüeller sıkıştırdı. Bazıları da “korkak bunlar” diyerek kendilerince bizim ucuz kahraman olmamızı beklediler. Biz sabahlara kadar kriz toplantıları yaptık, ne yapmak lazım diye. Dedik ki “durun”. Evet Beyoğlu Belediyesi  ruhsat vermek için eksiklerimizi gidermemizi istiyor, doğrudur. Eksiklerimizi giderdik ve artık ruhsatımız var…

Peki güvenlik talebinden sonra neler oldu?

Öncelikle Yala ama Yutma ekibi prova yapamadı, salon 16 Şubat tarihinde öğleden sonra açıldı. Dolayısıyla oyun tarihlerine yetişmedi. Oyun ekibi de karar aldı belirsiz bir süreye kadar oyunu erteleme kararı aldı. Biz oynamalarını istiyorduk Kumbaracı 50 olarak ama kafaları rahat olduğunda oynamalarını istiyorduk. Ayça ile de konuştuk, hem bizim adımıza hem kendi adlarına oldukça endişe duyuyordular. Kalkıp kimse mutlu olsun diye kendisini feda edemez. Ertesi gün, şöyle haberler çıktı: Kumbaracı 50 oyunu programdan çıkardı! Bunlar aptal ve ahmaklar! Kötü niyet, art niyet bu. Uyduruyorlar! Yala ama Yutma ekibi kendisi bir açıklama yaptığı halde, utanmadan bunları yazdılar!

Güvenlik geldi! Sivil polislerle biz 15-16 Haziran’da iki gün burada bekledik.

Kültür Bakanlığından hiçbir yetkili aradı mı peki, olaylarla ilgili bilgi almak için? Sonuçta ciddi bir provokasyon söz konusu ve tehdit aldınız?

Hayır, o cenahtan sadece Beyoğlu Belediye Başkanı aradı, yangın merdiveni eksikliği ile kapatılmamızın talihsiz bir rastlantı olduğunu söyledi. Ben olayı bilmiyorum bana açıklayın dedi. Biz de anlattık kendisine. “Oyun daha oynamadı mı yani” diye sordu hayır dedik “bunlar doğmamış çocuğa don biçmişler” dedi. Bir tek o aradı, bilgi aldı. Ertuğrul Günay’ın bir yerde şöyle bir demeci olmuş diye biliyorum: “Sanatçılar da halkın duyarlılıklarını dikkate alsınlar”…

Ben özellikle tiyatro camiasına çok öfkeliyim. Şimdi olay durulsa, herkes sakin bir gözle baksa net olarak görecekler durumu. Biz tiyatromuz kapatıldığında bunları kamuoyu ile paylaştık. Kumbaracı 50 sahnesinin Altıdan Sonra Tiyatro ekibi dışında hiçbir ekiple organik bağı yoktur. Salonumuzda oynayan diğer tüm ekipler misafirimizdir. Çünkü Yala ama Yutma Ekibine salon açılacak mı diye soruyorlar, bize oyun oynayacak mı diye soruyorlar. Doğru soruları doğru insanlara sormayı bile beceremiyorlar. Basın bültenimizde bunları söyledikten sonra bir tiyatro sitesinde direkt ben hedef gösterildim. Şehir Tiyatrosu’nda oyuncu olduğum için korkmuşum ve Yala ama Yutma ekibini satmışım! Aynen böyle yazdı utanmadan… Yazıyı okuduk anlamadık bir daha okuduk anlamadık. Belediyeden korkmuşuz, Vakit gazetesinden korkmuşuz, daha neler, neler! Kumbaracı 50 sahnesi oyunu kaldırmamalıymış, biz oyun filan kaldırmadık ki! Bu kadar cahil, bu kadar kaypaklar!

Tiyatromuzun bulunduğu yokuşta çember sakallı tipler türedi, salonumuza girip “o oyun oynayacak mı burada” diye soranlar vardı, oyunun adını bile ağzına almak istemeyen tipler, ben de özellikle anlamazlığa gelip hangi oyun diye ısrarla söyletmeye çalıştım. Sivri burunlu ayakkabı giyen Ogün Samast kılıklı, mafyöz tipler girip çıktı salonumuza. Bu sırada da kimi “entelektüel” san’atçılar provokasyonu artırmaya çalıştılar, adam yığalım tiyatronun önüne diye. Burada daha önce oynamış kimi arkadaşlar ya da tiyatrocu dostlarımız sanki olup bitenlerden habersizmişler gibi günler sonra telefonla arayıp “ya neler olmuş, hiç duymadık” diye düpedüz yalan söylediler. Uzayda yaşıyorlar sanırım…

Biz ucuz kahraman olmak istemedik, tiyatromuzu yobazlar, faşistler bastı diye basbas bağırabilirdik, bunun rantını yemeye çalışabilirdik, provokasyona gelip tiyatromuzun yakılmasına yol açabilirdik ve emin olun daha büyük kapılar açılırdı önümüzde. Ama bunu terci etmedik. Dürüst olanın da bu olduğunu düşünüyoruz.

Reklamlar