Kaçalım, beni gören sen sanacak…*

Senin adın ne, dedim.

Benim adın senin adın olsun, dedi.

Bizi birbirimizle karıştırırlar, dedim.

Biz birbirimizi karıştırırsak, dedi.

O zaman serçe parmaklarımızı değiştirelim, dedim. Ne vakit elini tutarsam, kuş olur öteki dilim, elini bırakırsam ne vakit kanat çırpıp kaçarsın avuçlarımdan.

Birleşince serçe olursak, tek bir kalbimiz olur, dedi. Ben korkarım, ya ölürsem.

Kalbin durursa ben de dururum, dedim. Yeniden atar kalbim, adımı vurarak adına.

O zaman serçelere ne olur, dedi.

Serçeler ölür serçelik yaşar, dedim.

Peki ya sen ölürsen?

Yaşıyor muyum, dedim.

Kalbime dokundu, gözlerimiz açıktı. Kapandı. Uyandım.

Kanatlarım kırık, dedim.

Peki nasıl uçuyoruz, dedi.

Hazerfen, dedim.

Erir miyiz, dedi. İkaros, yakamoz olmuş mudur, dedi.

Gölgesi düşmüştür belki.

Gölgesi yoksa ölmüştür, dedi. Göbeğini açıp gösterdi.

Göbek deliğin yoksa hiç doğmamışsındır, dedim.

Biz birbirimizi yaratmadık mı, dedi.

Havraları, kiliseleri, camileri yaktım. Kalbimde çarpıntı vardı. Gözlerimiz açıktı. Kapandı. Uyandım.

Ben doğuştan seferi Cansu… İnanmak iki kere yasak bana. İbadet iki kere. İki kere gelip gittim ömrümün içinde. Tavaf ettim kendimi iki kere, iman ettim kendime iki kere. İki kere verdim malımın yüzde kırkını kendime, iki kere.

Ben doğuştan seferi Cansu. Sevgilimin adı Cansu. Tuttum kendi elimi kendi yerime.

Aynalardan usandım.

Sen hiç âşık oldun mu adaşım? **

*Yılmaz Odabaşı, Feride’den.

**Sabahattin Ali, Değirmen öyküsünden.

Reklamlar