Bu yazı soL dergisinde yayımlandı.

Yazı: Cansu Fırıncı

Geleneksel tiyatromuzun önemli kaynaklarından biri olan Karagöz, uzun yıllardan bu yana medyada yalnızca Türk-Yunan çekişmesi olarak gündeme geliyor. Karagöz’ün Yunanistan’a mı yoksa Türkiye’ye mi ait olduğu tartışmaları iki ülke temsilcilerinin başvurularıyla Unesco’nun gündemine taşınarak uluslararası bir soruna dönüştü.

Yaşanan son gelime ise şöyle: Yunanistan, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu’nun (UNESCO) gölge oyunu Hacivat ile Karagöz’ü “Türklerin kültürel mirası” olarak tescil etmesine tepki gösterdi. UNESCO’nun Eylül ayında aldığı ve kısa süre önce tescil ettiği kararında Yunanistan Kültür Bakanlığı daire başkanlarından Teti Hacinikolau’nun “Karagöz Yunanistan kültür mirasının figürüdür” şeklinde iki satırlık çekincesi yer aldı.

İki ülkenin siyasetçileri ve kültür adamları arasında kürekçi dövüşü misali kısır bir alana sıkıştırılan sahiplenme kavgası, olayın farklı ve trajik diğer boyutlarını gözlerden uzak tutmaya yarıyor. Şoven, milliyetçi duygularla, yıllardan bu yana Türk-Yunan düşmanlığını körükleyen bu tutumun dünyadaki gölge tiyatroları içerisinde en önemli yeri kaplayan Karagöz’ü “sallamadığını”, iki ülke milliyetçilerinin de amacının bağcıyı dövmek olduğunu not düşmek gerekiyor…

Türkiye, Unesco’ya Karagöz’ün bir “Türk Kültürü” olduğunu onaylatmak için başvurduğu sıralarda, cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanarak Resmi Gazete’de yayımlanan iki ayrı Bakanlar Kurulu kararından biri Kültür Bakanlığı’na bağlı iki müdürlüğün kapatılmasını, diğeri ise Diyanet İşleri Bakanlığı’nın merkez teşkilatına bağlı iki yeni şube müdürlüğünün kurulmasını öngörüyordu. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan gelen talep üzerine alınan kararda kapatılan iki topluluk ise şunlardı: Devlet Halk Ozanları Topluluğu ile Geleneksel Türk Tiyatrosu Topluluğu…

Geleneksel Türk Tiyatrosu Topluluğu, Karagöz, Ortaoyunu, Meddah gibi geleneksel tiyatro kaynaklarını derlemek, tanıtmak ve yaşatmak için çalışan bir kurumdu.

Topluluğun kapatılması gerekçesi ise: Aktarılan kaynağın kâr getirmemesi!

Yani Türkiye devleti Unesco’ya Karagöz’ün bir “Türk Kültürü” olduğunu tescillettirmek için başvurduğu sıralarda kuruluş amacı Karagöz’ü yaşatmak olan bir topluluğu kârlı olmadığı gerekçesiyle kapatıyordu…

Kapatılan toplulukların yerine ise Diyanet İşleri’ne bağlı iki yeni şube açıldı. Çok “kârlı” olsa gerek!

Bürokratların ve kimi kültür adamlarının ağzından salyalar akarak “Karagöz Türktür Türk Kalacak” mealindeki beyanları ise hamasi sözler olmaktan öteye geçemiyor. Zira Türkiye’de Karagöz’ün hali içler acısı…

Yaşı oldukça ilerlemiş ve sayısı bir elin parmağını geçmeyen Karagöz ustalarının dışında Karagöz oynatmayı bilen az sayıda kişinin bulunduğu ülkemizde dünyaca ünlü gölge sanatının geleceği pek parlak görünmüyor. Neredeyse hiçbir devlet desteği olmayan ve bireysel çabalarla yaşatılan Karagöz, yalnızca çocuklara izlettirilebilen ve ramazanlarda gerici belediyelerin eğlence aracına dönüşmüş durumda.

1940’lı yıllara kadar tüm halkın, her yaştan izleyicinin severek izlediği Karagöz, yıllar süren ilgisizliğin ve Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’nın umursamaz tavrı neticesinde unutulup yol olmak tehlikesiyle karşı karşıya.

Yunanistan’da ise durum oldukça farklı. Partilerden ve politikalardan bağımsız olarak devlet desteği ve aktarılan kaynaklarla yaşatılmaya çalışılan gölge oyunu Karagozis oldukça geniş bir kesimin ilgisini toplamaya devam ediyor.

Muhalif tiyatro sanatçıları için önemli bir araç olan karagöz, toplumsal sorunlara duyarlı ve solcu Karagozis ustaları tarafından toplumsal muhalefetin önemli bir parçası haline getirilmiş durumda. Kolay kurulan perdesi, hafif tasfirleri ve tek bir oynatıcı tarafından, büyük mekânlarda ve küçük alanlarda kolayca canlandırılmasıyla, muhalif sanatçılara büyük olanaklar sunan Karagozis neredeyse her kahvede hükümeti, hükümetin uygulamalarını ve politikalarını taşlayarak varlığını sürdürüyor.

Tıpkı türkü gibi halk kültürünün önemli bir parçası olan ve ilerici sanat insanlarının beslendikleri önemli kaynaklardan biri, temaşa sanatlarının önemli bir parçası olan Karagöz, Ortaoyunu ve Meddah bizde ise gericilerin ellerine terk edilmiş durumda.

AKP’li Belediyelerin ramazan eğlencesine dönüşen geleneksel sahne sanatlarının devrimci, ilerici kitlelerle bağı neredeyse kopmuş durumda.

Bugünkü durumun tersine Karagöz-Ortaoyunu-Meddah uzunca yıllar ilerici sanat adamlarının yararlandıkları kaynaklar arasındaydı ve yüzünü aydınlıktan yana dönen yurttaşlarımız da bu sanat adamlarının yaratılarını beğeniyle izliyordu. Haldun Taner, Erkan Yücel, Savaş Yurttaş, Ferhan Şensoy gibi pek çok sanat adamının köklerinde batı tiyatrosuyla başarılı bir biçimde kaynaştırılan geleneksel tiyatro yatmaktadır. Halk kültürü araştırmacılarının da önemli bir yer verdiği geleneksel sanatımıza en titizlikle eğilen devrimci kültür adamlarımızda birinin de Pertev Nail Boratav olduğu unutulmamalıdır.

Türk ve Yunan bürokratlarının milliyetçi politikalarına meze yapmaya çalıştıkları Karagöz’ün içerisinde Türk, Kürt, Yahudi, Acem, Arnavut, Çingene, Yunanlı başta olmak üzere pek çok farklı ulusa ait olan tipler bulunmakta ve gölge perdesinde her bir tasvir kendi kültürünün birer minyatürü olarak yerini almakta, farklı kültürden insanların bir arada yaşadıkları sıkıntılar, acılar, dostluklar, uyumsuzluklar, kardeşlikler hiçbir halkın temsilcisini rencide etmeyecek şekilde işlenmektedir.

Hiçbir eğitimi olmayan, kaba ama sempatik olan Karagöz, halkın binlerce yılın içinden süzerek oluşturduğu dehasını ve sağduyusunu temsil eder. Sürüp gitmekte olan düzene çomak sokar ve herşeyi alt üst eder. Karagöz’ün en yakın arkadaşı olan Hacivat, okumuş, varlıklı, bir ayağı düzene basan bir entelektüeldir. Var olan sistemden nemalanmakta ancak son tahlilde düzeni bozan Karagöz’ün yanında durmaktadır.

Neredeyse bütün oyunlarında ya evsiz kalan ya da işsiz kalan Karagöz’e ev ya da iş aranmakta ve bu süreçte Karagöz’ün karşılaştığı terslikler üzerinden güncel pek çok konuya eleştirel göndermeler yapılmaktadır.

Halklar arasına kin tohumları ekmeye çalışan iki ülke milliyetçilerinin tersine, Karagöz halklar arasındaki ortak duyarlıkların, ortak kültürel mirasın bir göstergesidir. İlk nerede çıktı, kime kimden geçti tartışmalarının bir yerden sonra anlamı kalmamaktadır. Cengiz Aytmatov’un bizde filme de uyarlanan eserinde sorduğu gibi “Yapan mı yoksa bakıp büyüten mi babadır?”

Karagöz hem Türkiye’nin hem de Yunanistan’ın hatta Mısır’ın ve İran’ın ortak kültürel mirasıdır. Bu ortak kültürel miras bölge halklarını birbirine daha yakınlaştırmaya, düşmanlıkları körüklemeye değil dostluğu tesis etmeye yarayabilir ancak.

Yunanistan’da Karagozis ilerici, muhalif sanat adamlarının elinde bir silah olarak emek düşmanı hükümetleri vurmayı sürdürüyor. Bizde ise gericilerin ramazan eğlencesi olarak her geçen gün yok olmayı.

Türkiye’de yaşanan maalesef trajik bir durumdur. Çünkü solcu, sosyalist, devrimci, ilerici kültür adamları ve toplumsal muhalefet örgütleri ve elbette yüzünü aydınlıktan yana dönen yurttaşlarımız, Karacaoğlan’dan, Dadaloğlu’ndan, Ruhi Su’dan nasıl vazgeçemez, onları gericilerin, yobazların, milliyetçilerin eline nasıl bırakamazlarsa, Karagöz’ü de öylece bırakamazlar. “Halk Kültürü” sosyalistler için yobazların eline bırakılamayacak kadar besleyici ve kıymetlidir çünkü…

Reklamlar