Abuk bir hikâye. Bana sorarsanız mizah! Sormazsanız zaten sorun  yok. İlk kez de bloğumda yayımlanıyor.

Yazan: Cansu Fırıncı

1.Öğrenci: Arkadaşlar sıfır beş ucu olan var mı?

2.Öğrenci: Kulaklarıma inanamıyorum! Sen kalem ucu istedin. Arkadaşlar duydunuz mu? Altı aydır eli kalem yüzü görmeyen adam kalem ucu arıyor.

3.Öğrenci: Yok canım yanlış duydun sen, kalem ucu demedi kırmızı ruju dedi.

1.Öğrenci: Kalem ucu dedim ne var bunda bu kadar şaşıracak?

4.Öğrenci: Vatandaş bugün tarihi bir gündür, bugünü unutma! Yaz bir kenara diyeceğim ama arkadaşımızın ucu yok yazamaz ki! Zaten senin sağ elin kalem tutmayı unutmuştur garibim.

1.Öğrenci: Yok canım, bizim de elimiz kalem tutar çok şükür. Hem size de ne oluyor canım, eliniz kalem tutuyor da işe yarar bir şey yazıyorsunuz sanki!

Diğer öğrenciler:  Oooo!

2.Öğrenci: Sen büyüyünce garanti yazar olursun beyim!

3.öğrenci: Çatlatma da adamı söyle ne yapacaksın sen ucu?

4.öğrenci: Ben buldum kopya hazırlayacaksın.

1.Öğrenci: Hayır!

2.Öğrenci: Tarih kitabındaki Kösem Sultana bıyık çizeceksin.

1.Öğrenci: Hayır!

3.Öğrenci: Ayıp bir şey yapmayacaksın ya o kalemle, söylesene be.

1.Öğrenci: Gözünüze sokacak değilim telaşlanmayın! Yarından itibaren babamdan da zenginim. Bu kalemle çok mühim bir iş yapacağım, iddia oynayacağım.

2.Öğrenci: Ben demedim mi size bu adam büyüyünce yazar olacak diye?

4.Öğrenci: Ne alakası var yani şimdi. Adam iddia oynayacağım dedi, makale yazacağım demedi ki.

2.Öğrenci: Tamam işte akıllım, yazar olacak adam ama spor köşesi yazarı!

1.Öğrenci: Birden, öyle durduk yerde aklıma geldi de soruvereyim dedim, sen nereliydin?

2.Öğrenci: Antalyalı, ne olacak ki?

1.Öğrenci: Antalyalı olduğuna göre orayla ilgili her şeyi de bilirsin öyle değil mi?

2.Öğrenci: Bilirim elbet!

1.Öğrenci: Öyleyse söyle bakalım, Akdeniz’de en çok ne yetişir?

2.Öğrenci: Bunu bilmeyecek ne var akıllım, tabii ki turunçgiller.

1.Öğrenci: Aferin, ilk soruyu bildin. Şimdi sıra ikincisinde; turunçgiller hangi meyvelerden oluşur?

2.Öğrenci: Portakal, Mandalina, greyfurt, limon, havuç…

1.Öğrenci: Çok güzel! Yalnız benim anlayamadığım bir şey var. Onca portakalın, mandalinanın, greyfurdun, limonun, havucun arasından senin gibi bir hıyar nasıl yetişmiş?

2.Öğrenci: Bana mı dedin sen o lafı?

1.Öğrenci: Dön bak bakalım şöyle bir etrafına senden başka hıyar var mı?

2.Öğrenci: Senin gözüne de patlıcan çok yakışır, gel bakalım buraya.

3.Öğrenci: Vur, bir sağ gözüne bir sol gözüne.

4.Öğrenci: Harca onu, topal karga gibi gezinsin sınıfta. Var mısın bir iddia da biz oynayalım?

3.Öğrenci: Varım be, benden bir yeşillik işler.

4.Öğrenci: Kabul!

Diğer öğrenciler: Vur, vur, vur!

(Müfettiş ve müdür sınıfa girerler)

Müdür: Bu ne rezalet! Oturun yerlerinize çabuk, terbiyesizler. Koca adam oldunuz hâlâ tepişip duruyorsunuz. Af edersiniz müfettiş bey. Kusura bakmayın sinirlerime hâkim olamadım bir an.

Müfettiş: Sorun etmeyin müdür bey ancak gençlerimize karşı hoşgörülü davranmalıyız. Malum önlerinde çok uzun ve zorlu bir maraton var vesaire vesaire vesaire!

3.Öğrenci: Ben iddiadan vazgeçtim iyisi mi biz at yarışı oynayalım. İnsan bildiği alanda daha başarılı olur derler!

4.Öğrenci: Ben şu kafasını kitaptan kaldırmayan kıza oynarım haberin olsun.

3.Öğrenci: Daha ilk ayakta kaybedersin, at değil ki inek o be!

Müdür: Kendi aranızda fısıldaşmayın.

(Kapıdan öğretmen girer)

Öğretmen: Kusura bakmayın müdür bey biraz geç kaldım. Bir öğrencimin velisi geldi de onunla sohbet ediyorduk.

Müdür: Lütfen bir daha tekrarlanmasın. Bildiğiniz gibi müessesemiz derslerin vaktinde başlamasına büyük bir özen gösterir. Müfettiş bey sınıfınızı teftiş etmeye geldi. Bugün dersinize kendileri de katılacaklar.

5.Öğrenci: Aa, terbiyesizler!

Müdür: Anlamadım.

5.Öğrenci: Terbiyesizler!

Müdür: İçlerinde bir akıllı sen vardın sen de mi yoldan çıktın kızım? Hem terbiyesizce olacak ne var bunda, müfettiş bey okulumuzu teftişe gelmiş. Mayo defilesine çıkmadık ya burada!

5.Öğrenci: Hayır müdür bey yanlış anladınız, terbiyesiz olan siz değilsiniz o.

Müdür: Müfettiş bey mi?

5.Öğrenci: Hayır müfettiş bey de değil o işte.

Müdür: O kim kızım, çatlatma da söyle.

5.Öğrenci: Defterime bunları yazan terbiyesiz kimse o.

Öğretmen: Ne yazmışlar defterine?

5.Öğrenci: Şey yazmışlar öğretmenim.

Öğretmen: Ne yazmışlar kızım?

5.Öğrenci: Şey yazmışlar, şey…

Müdür: Anlaşıldı sen söyleyemeyeceksin ver bakalım defteri.

Müfettiş: Ne yazmışlar müdür bey?

Müdür: Şey yazmışlar efendim.

Müfettiş: Ne yazmışlar?

Müdür: Şey yazmışlar müfettiş bey.

Müfettiş: Siz versenize şu defteri bana.

Öğrenciler: Ne yazmışlar müfettiş bey?

Müfettiş: Şey yazmışlar.

Öğrenciler: Şey yazmışlar ama ne yazmışlar müfettiş bey?

Müfettiş: Şey yazmışlar canım şey işte. Eh, terbiyesizlere bak hem kızın defterine şey yazmışlar hem de utanmadan dalga geçiyorlar. Kim yazdı bunu, hemen çıksın ortaya. Demek çıkmıyor, ben onu çıkartmasını bilirim. Bütün erkekler tahtanın önüne çıksın. Dizilin şöyle, sen eline al bakalım tebeşiri. Müdür bey siz de defteri tutun bakalım şöyle. Sen!

1.Öğrenci: Ben mi?

Müfettiş: Evet sen, tahtaya küçük a yaz. Tamam çekil kenara.

Müdür: Sanırım bu değil.

Müfettiş: Arkadaki al eline tebeşiri küçük a yaz tahtaya.

Müdür: Sanırım bu da değil. Şapkası biraz daha eğri olsa benzeyecek ama…

Müfettiş: Arkadaki sen yaz.

Müdür: Yok bu da değil, bu hiç değil, bu a bile değil, yavrum bu ne biçim a, Çin alfabesi mi öğretiyoruz biz size. Sınıfta öğrenci kalmadı müfettiş bey. Kimse yazmamış.

2.Öğrenci: Müdür bey, defterin sahibi yazmadı bir tek.

3.Öğrenci: Evet, o da yazsın da görelim. Adalet bunu gerektirir.

5.Öğrenci: Üstüme iyilik sağlık, kendi defterime şey yazacak değilim ya!

4.Öğrenci: Kendine o kadar güveniyorsan yaz da görelim.

Müfettiş: Arkadaşların haklı, al eline tebeşiri bir de sen yaz bakalım.

5.Öğrenci: Üstüme iyilik sağlık. İyi ya yazalım bari.

Öğretmen: Değil efendim, ben onun yazısını tanırım.

Müdür: Hakikaten de benzemiyor. Canım zaten insan hiç kendi defterine şey yazar mı?

Müfettiş: Haklısınız müdür bey. İyi ama peki bu kızcağızın defterine kim şey yazdı?

1.öğrenci: Müdür bey, bu hususun mutlaka açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Ailelerimiz bu şey meselesini öğrenirlerse yazanı bulmanız için size muhakkak şey edeceklerdir. Hatta benim babam her ay okula verdiği aidatı bile şey etmeyi düşünebilir.

2.Öğrenci: Benim babam mutlaka şey eder.

3.Öğrenci: Benim babam yalnızca aidatı şey etmekle kalmaz, bu şey olayını milli eğitime de şey ettirir.

Müdür: İyi ama çocuklar gördünüz işte hepinize şey ettirdik ama şey eden olmadı.

4.Öğrenci: Ben araştırmanın yeterince derin yapılmadığı düşüncesindeyim. Mesela, aramızda hâlâ eline tebeşiri alıp tahtaya şey etmeyenler var!

Öğretmen: Nasıl yani? Kızın defterine şeyi biz yazacak değiliz ya!

5.Öğrenci: Onu bunu bilmem. Defterime şey yazanın bulunmasını istiyorum. Yoksa bu durumu aileme bildirmek zorunda kalacağım. Hem kendi defterime şey yazıldığı halde tahtaya çıkartıp bana da yazdırdığınıza göre sizin de yazmanız gerekir!

3.Öğrenci: Üstelik adalet bunu gerektirir öyle değil mi müfettiş bey? Yoksa bu durumu milli eğitime mi şey ettirsek, ne dersiniz arkadaşlar?

Müfettiş: Aman çocuklar ne gerek var olayı büyütmeye? Müdür bey, öğretmen bey yazıverelim ne olur sanki?

2.Öğrenci: Evet, anlaştık öyleyse. Müfettiş bey alın şu tebeşiri elinize tahtaya küçük a yazın. Nasıl sizce benziyor mu arkadaşlar?

Öğrenciler: Hayır!

2.Öğrenci: Öğretmenim sıra sizde. Alın elinize tebeşiri. Nasıl, benziyor mu arkadaşlar?

Öğrenciler: Hayır!

2.Öğrenci: Müdür bey sizi şöyle tahtanın yanına alalım. Alın elinize tebeşiri. Nasıl, benziyor mu arkadaşlar!

Öğrenciler: Evet!

1.Öğrenci: Tıpkısının aynısı!

3.Öğrenci: Hık demiş burnundan düşmüş!

4.Öğrenci: Utanmadınız mı zavallı kızın defterine şey yazmaya!

Öğrenciler: Yuh!

Müfettiş: Yeter susun! Hata bizde ki sizin gibi haylazların aklına uyduk. Çabuk oturun yerlerinize yaramaz keratalar. Öğretmenim siz de lütfen dersinize başlayın. Ben bu sınıfta biraz daha fazla kalırsam aklımı oynatacağım.

Öğretmen: Müfettiş bey siz bir saattir buradasınız ya ben ne yapayım? Veliler okutmak için avuç dolusu para döktükleri için çocuklarına söz söyletmiyor. Biz de disiplini sağlayamıyoruz.

Müdür: Size esaslı bir ceza vermenin zamanı geldi. Tam bir hafta bahçe yasağı. Bahçeye adımını atanı disiplin kuruluna veririm ona göre!

1.Öğrenci: Aman öğretmenim yapmayın!

2.Öğrenci: Bizi asın, kesin ama bahçe yasağı koymayın!

Müfettiş: Ne var bu bahçede bu kadar vazgeçilmez olan?

3.Öğrenci: Okul bahçesi değil mübarek oto galerisi Müfettiş bey!

4.Öğrenci: Ömrünüzde hayatınızda göremeyeceğiniz arabalar var orda.

Müfettiş: O kadar arabanın okul bahçesinde ne işi var?

Müdür: Müfettiş bey, okulumuzun bahçesini otopark olarak işletiyoruz. Malum okullarımızın çok büyük bir ödenek sıkıntısı var. İnanır mısınız hademelerin maaşlarını bile zar zor ödüyoruz. Elektrik parası, su parası, odun kömür parası derken…

1.Öğrenci: Müdür bey ayrıca o bahçe bizim genel kültürümüzü de artırıyor.

Müfettiş: Nasıl oluyor o iş?

2.Öğrenci: Nasıl olacak, bir sürü şarkıcı, türkücü, manken arabasını bizim bahçeye park ediyor.

3.Öğrenci: Biz de onlarla tanışıp hayat hikâyelerini öğreniyoruz. Mesela Kaya İle Hülya ayrılığı tamamen bir reklâmmış. Aslında hâlâ birlikteler. Kaya kendi azıyla itiraf etti. İmzalı fotoğrafını veren bile var.

4.Öğrenci: Türkiye’nin “Muhtar”ıyla bile tanıştık. Aynı televizyondaki gibi… Çok komik adam. Ama altında bir araba var, insan sürmeye kıyamaz.

1.Öğrenci: Daha ne arabalar var, Ferrari, Mercedes, BMV, Lamborgini,

2.Öğrenci: Alfa Romeo, Peugeot,

3.Öğrenci: Müdür Beyin de Wolkswagen Passat’ı var.

Müdür: Yeter! Oturun yerlerinize açın defteri kitabı. Öğretmen bey siz de derse başlayın artık.

Müfettiş: Bir dakika.

Müdür: Buyurun müfettiş bey.

Müfettiş: Benim şu tavanda gördüğüm karartı da nedir?

Öğretmen: Ayak izi müfettiş bey.

Müdür: Siz in misiniz cin misiniz be? Tavana ayağınızı nasıl değdirdiniz? Aranızda o kadar uzun boylu kimse de yok. Allahım aklıma mukayyet ol çıldırmak üzereyim!

Müfettiş: Sakin olun müdür bey bu sefer onları fena yakaladık. Bu haylazlığı yapan iyi bir cezayı hak etti demektir. Öncelikle bu ayak izinin tavanda nasıl oluştuğunu bulmamız gerekli.

Öğretmen: Efendim, bu sınıftaki hiçbir öğrencinin ayağı tavana uzanacak kadar uzun değil. Sıçrasalar bile yetişemezler. Öyleyse birisi ayağından ayakkabısını çıkardıktan sonra sıranın üstüne çıkıp ayakkabısını duvara bastırmış olmalı.

Müfettiş: Tebrik ederim öğretmen bey. Raporumda sizin için çok olumlu notlar yazacağım.

Müdür: Herkes sağ ayakkabısını çıkarsın bakalım ayağından. Sen çık şu sıranın üstüne, ayakkabını bastır izin üstüne.

Öğretmen: Yok bu değil müdür bey, çok küçük kaldı.

Müdür: Sen çık bakalım.

Öğretmen: Bu da çok büyük.

Müdür: Sen çık. Bu da değil. Bu değil, bu hiç değil.

Müfettiş: Ben onu bunu bilmem, tavana bu izi yapan bulunacak. Çıkartın ayağınızdan ayakkabıları müdür bey!

Müdür: Üstüme iyilik sağlık, bir yaşıma daha girdim. Müfettiş bey siz iyi misiniz?

Müfettiş: Değilim, bu sınıf benim sinirlerimi bozdu. Örnek bir davranışta bulunarak önce ayakkabımı ben çıkaracağım. Bakın işte gördüğünüz gibi iz bana ait değil. Hadi müdür bey sıra sizde, çıkarın ayakkabıyı.

Müdür: Fesuphanallah! Peki öyle olsun. Alın çıkardım işte. Benim ayaklarım 38 numara. Bu iz nerden baksanız 44 numara bir ayakkabıya ait.

Müfettiş: Öğretmen bey, sizin ayakkabılarınız kaç numara?

Öğretmen: 43 numara efendim.

Müfettiş: Çıkarın bakalım ayakkabınızı.

Öğretmen: Ayaklarım şişmiş çıkmıyor efendim. Malum bütün gün ayak üstünde duruyoruz.

Müfettiş: Zorlayın biraz çıkar.

Öğretmen: Mümkün değil çıkmıyor efendim.

Müfettiş: Oğlum sen öğretmenine yardım et bakalım. Asıl ayakkabısından.

1.Öğrenci: Sıkışmış çıkmıyor öğretmenim.

Öğretmen: Oğlum asıl çıkar. Yoksa suç üstüme kalacak, asıl asıl.

1.Öğrenci: Amma da sıkışmış mümkün değil çıkmıyor.

Öğretmen: Asıl asıl çıkar, memur maaşı mı bu mübarek!

Müfettiş: Ne, siz ne dediniz? Bu alenen hükümeti tahkire girer. Hem de bunca öğrencinin karşısında. Bugünden tezi yok yeni bir iş arayın!

Reklamlar