Bu yazı (rahmetli) sanatcephesi dergisinde yayımlanmıştı. Güncelliğini korumaktadır netekim.

Yazı: Cansu Fırıncı

-derler, sakın şaşırma!*

Osmanlı, otoriter, baskıcı, ceberut bir devlet değildi: Osmanlı’da kişisel hak ve özgürlükler yasalarla güvence altına alınmıştı. Her bir Osmanlı yurttaşı imparatorluğu eleştirebilir, protesto gösterileri düzenleyebilir, dilediği örgüte üye olabilir, düşüncelerini ifade edebilirdi.

Osmanlı’da devlet yönetimi babadan oğula geçmezdi, padişahlar demokratik seçimlerle halk tarafından göreve getirildi. Seçme ve seçilme hakkı yasalarla güvence altına alınmıştı: İsteyen padişahlığa aday olabilir, bir kez padişah olanın çocukları devlet yöneticiliği yapamazdı. Halk beş sene sonra beğenmediği padişahı azledip yerine bir başkasını geçirebilirdi.

Osmanlı’da kadın ikinci sınıf vatandaş değildi. Her türlü hakkı yasalarla güvence altına alınmıştı: Kadın kafes arkasında yaşamaz, dilediği gibi giyinerek toplum içine çıkabilirdi. Padişahlık dâhil her türlü devlet kademesinde görev alabilir, seçimlerde oy kullanabilir, mahkemede tek başına şahitlik yapabilirdi.

Osmanlı İşgalci bir devlet değildi: Osmanlı ordusunun lügatinde asla işgal, yağma diye bir tanım yoktu. Osmanlı ordusunun şiarı “yurtta sulh, cihanda sulh”tu.

Osmanlı Ordusunda halklar arası ayrım asla ve kat’a yapılmamıştı: Osmanlı’da her bir yurttaş yasalar karşısında eşitti. Diline, dinine, uyruğuna bakılmaksızın, her bir yurttaş aynı şefkatle kucaklanır, her birine eşit muamele edilirdi.

Osmanlı’da din işleri ile dünya işleri bir ve aynı şey değildi: Osmanlı’da padişah “Allahın yeryüzündeki temsilcisi” değildi. Devletin resmi bir dini yoktu. Toplumsal yaşam din yasalarına göre değil, modern hukuk yasalarına göre değerlendirilirdi. İnanç, inananla inanılan arasında kabul ediliyordu.

Osmanlı’da eğitim çağını doldurmuş hurafelere dayanmıyordu: Osmanlı’da eğitimin temeli bilimsel dünya görüşüne dayanıyordu. Deprem gibi doğal afetler yaradanın hiddetine değil, yer kabuğundaki oynamalara bağlanıyordu. İnsanın varlığı yaradılış kuramına göre değil, evrim kuramına göre açıklanıyordu. Okullarda din dersi zorunlu değildi. Eğitim birliği sağlanmıştı.

Osmanlıda okuma yazma yalnızca bir elitin tekelinde değildi: Osmanlı dünyada okuma yazma oranının en ileri olduğu ülkelerden birisiydi. Cehalet büyük bir ayıp sayılıyor, Halkevleri, Köy Enstitüleri, Tercüme Büroları aracılığıyla toplumsal aydınlanma hareketleri düzenleniyordu.

Osmanlı’da toplumsal yaşam cemaatlere, tarikatlara, padişah, teokrasi ve bürokrasinin iki dudağının arasından çıkan sözlere dayanmıyordu: Osmanlı’da toplumsal yaşamda modern hukuk yasaları geçerli kılınmıştı. Tarikat örgütlenmeleri, cemaatler, tekke ve zaviyeler, türbeler yasa zoruyla ortadan kaldırılmıştı.

Osmanlı iğne üretmekten aciz bir devlet değildi: Osmanlı her beş senede bir kalkınma planları yapar, sanayileşme hamleleri gerçekleştirirdi. Tarım karasabana köylüleri sürerek değil, modern tarım araçlarıyla yapılırdı. Memleket sathına yayılan her bir fabrikada birer zenginlik kaynağıydı.

*Cumhuriyet düşmanı liberal zihniyet yakında bunları yumurtlarsa sakın şaşırmayın. Benden söylemesi.

Reklamlar