Bu yazı sol.org.tr sitesinde yayımlandı.

Yazı: Belmanur Kartal

Sevgili Cansu Fırıncı’nın etime bıçak gibi saplanan “Uçurtmayı yine vurmasınlar!” yazısını okurken aldım haberini Kübra Nazar’ın… Cansu’nun yüreğine dert olan; aç bebeği için mama çalarken yakalanıp tutuklanan anneyle birlikte cezaevine giren bebeğiydi. “Masumum, bebeğim açtı, ölecekti çalmasaydım, hem çalamadan yakalandım” diyen anne Antalya’da bebeğiyle cezaevine atıldığı o günlerde, “Biz dilenerek hayatta kalmaya çalıştık” diyen Necla’nın bebeği öldü Samsun’da…

Sütten kesilen anaların açlıktan ölen bebelerinden biriydi Kübra da… AKP’lilerin “Sağlık kenti Samsun” diye allayıp pullayıp pazarladıkları bu kentin, Tekkeköy ilçesinin Cumhuriyet Mahallesi’nde…Yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar cumhuriyetinin Cumhuriyet Mahallesi’nde, babası sakat, annesi dilenci bir bebek…

Kübra kadınların en büyüğü demekmiş Arapçada, bir de Nazar koymuşlar ki yanına… Kem gözler değmeyecekti kadınların en büyüğüne… Bu memlekette hem yoksul hem kadın olacaksın, hem de kadınların en büyüğü… Kadınların en büyüğü olamadı o küçük Çingene… Buçuk derlerdi ya onlara; o da 2,5 ay nefes alıp verebildi bu köhne, bu yoz memlekette… Doğarken kaybedenlerden biriydi o, maça 1-0 yenik başlayanlardan… Uçurtma yine takıldı tellerin arasına Cansu… “Bebeklerimizi açlığa mahkûm edenleri tutuklayıp yargılayacaklarına, gözümüzün içine baka baka, kendi hırsızlıklarını temize çekmeye çalıştılar, bir paket bebek mamasına…” demiştin ya sen; uçurtmayı yine vurdular!

Bu ülkede nice uçurtmalar vurulup düşerken bu uçurtmanın düşmesi büyükleri kızdırdı. Sessiz sedasız düşen diğer uçurtmalar gibi “gömün gitsin” diyemedikleri için çok öfkelendiler. “Biz uçsun diye neler yaptık neler ileri demokrasiyamızda” dediler. Çok kızdılar çok… Çünkü uçurtmayı yapanlar, “onlar vurdu uçurtmamızı” deyip büyükleri gösterdiler. Sağlık kenti Samsun’un hastanesi de “yetersiz rüzgardan uçamadı uçurtma” deyince etekleri tutuştu büyüklerin… Uçurtmayı yapan sakat Murat’la dilenci Necla’ya attılar ateş topunu…

“Biz vurmadık, yapanlar düşürdü, uçurtmanın kafasında çatlak var, bu uçurtma nasıl çatlatılmış raporu hele bir yazılsın da görün siz” dediler. Sahipsiz kentin sahipsiz çocukları Necla’yla Murat’ı susturamadılar ama… O sahipsiz çocuklar, “Yalan!..” dediler, “Asıl çatlak,
uçurtmamızı rüzgarsız, bizi aç, yoksul, işsiz bırakanların kafasındadır” dediler.

İnanmayan gitsin dinlesin o sahipsiz çocukları, yürüsün o lağım akan kanal boyunca, görsün o yoksulluk cumhuriyetinin mahallesini… Bu kentte açlıktan ölen Kübra Nazar Bakırcı’nın iki yıl önce ayağını vince kaptırıp sakat ve işsiz kalan babası Murat’ı, kocasına ve çocuklarına dilenerek bakmaya çalışan annesi Necla’yı… “Yok ki abla göğsümde süt, neyle besleyeyim? Emzir bebeği, sürekli emzir diyordu doktor, mememden ayırmıyordum ki bebeği ama çayla ekmekle beslenen bir insandan süt gelir mi? Biz çocuklarımıza dilenerek bakmaya çalıştık, ne kadar bakabilirse bir gariban…” diye ağlayan Necla’yı, “Et yüzüne hasrettik, sen benim halimi görseydin var ya abla… Öyle bir yaşantım vardı benim…Yaşamak diyebilirseniz… Yaşamak diyebilirsen… Neresi yaşamaksa bunun?” diye soran okuması yazması olmayan Murat’ı dinlesin.

“Sen bilmezsin bunların ne korkunç olduğunu… Cenazede bile rahat bırakmadılar bizi… Beş dakika görebildim kızımın soğuk yüzünü, helalleşemedim. Kendi acımızı bize yaşatmadılar” diyen Murat’ın korku dolu gözleri hep aklıma geliyor, düşüme giriyor.

Hani, “Biz yaparız, hem biz daha iyisini yaparız… “ demiştin ya Cansu… Türkiye haritasını uçurtma yaparız değil mi çocuklarımıza? Doya doya oynasınlar, hiçbir açlıkları kalmasın mutluluktan yana diye… Bir duruşma günü tokmağı vurur, kalemini kırarız değil mi bu düzenin?..

belmanur@gmail.com

Reklamlar