Bu yazı ilk kez bloğumda yayımlanıyor.

Yazı: Cansu Fırıncı

Sanıklamalarım derken sıradan bir yazım yanlışı yapmış sayılmam. Evet, evet sayılmam. Çünkü bu kelimeyi bilinçli olarak yazdım. Sayıklamak, konaklamak kelimeleri ile sanık olmak kelimelerini birleştirdim, sanık olmak direkt olarak mastar halinde yazılabilir mi diye bir an düşündüm ve yazılamaz diyen ot yemiş diyerek yazdım, oldu sana sanıklamak!

Sanıklamak kelimesi size anlamsız geliyorsa da çağın gereklerine, ileri demokrasimize ve Ergenekon Destanı’na uygun. Keçileri kaçırma şüphesi varsa da, kendini bırakın yurtdışına, bunca teknik takibin, Aktem ajanının arasında evin dışına kaçırmakta sıkıntı yaşayacak olan ve de dövlet büyüklerinin kafasına daktilo fırlatarak darbe yapma olanağı olan kişileri 3 yıldır içeride tutuyor Yamuk Terazi. Hüküm de yemediklerine göre hâlâ, misafirperverlik geleneğinin bir yansıması olarak olsa gerek hapishanede konaklatılan aydınlar için, tuttum sanıklamaktadırlar, demiş bulundum! Çünkü birileri demokrasi demokrasi diye sayıklayıp, Üsküdar’da konaklarken, atı alan Okyanusötesi’ne vardı.

Her ne halse gelelim Sermaye ile isim benzeşliğinin ötesinde, akraba evliliği sonucu oluşmuş olan bir kan bağı da kurulan Şermaye’ye… Bilmediğiniz ve bu nedenle de değişmesi için serçe parmağınızı oynatmak yerine, beş senede bir oylattığınız yani oy atarak “yaşasın” nidalarıyla şıkır şıkır oynattığınız “Sermaye” düzeniyle, alnınızdan süzüldüğü halde, elinizin tersiyle silip attığınız emek arasındaki mücadeledir yaşamın özeti…

İşte yıllar, on yıllar beri “ananızı ağlatan”  bu sermaye geçerse eğer “hayır da şer de allahtan gelir” diyen dincinin, yobazın eline, katmerlenir mi sana ensende pişen bozanın acısı! İşte hayır bizden,  şer onlardan der, Şermaye koyarım ben de yeni düzenin adını… Ş ile $ arasına bir Amerika kıtası, bir de Küçük Amerika rüyası girer netekim… Küçük Amerika, yani Amerika’nın apış arası, yani Amerika’nın erkeklik organı! Başına çuval da türban da geçirilebilir! Koru(n)masız yakalanmamak lazım…

Domatesler meselesine gelince. Anamı alıp da gidemediğime göre, yalnızca iki anne kelimesinin yan yana getirilmesinden oluşmayan, bakınız anne anne, anneanne, herkesin hayatında önemli bir rol de oynayan anneannemden bahsetmem kaçınılmaz olur.

Anneannem, şimdilerde tedavülden kalkmış pek çok kelime bilir, bunları da hiç sakınmadan cart diye kullanır, bana da “anneanne bu ne demek, şu ne demek” diye soru yağmuruna tutulmak düşerdi.

İşte bu kelimelerden birisi Maye’dir. Anneannem, bazen köydeki genç kızlara takılır “mayeler kızardı mı a gadunum” derdi. Der demez de karşısındaki kızcağız kıpkırmızı kesilir, utanır, elleriyle zaten bilmem kaç kat esvapla örtülü olan memelerini kapatır ve koşarak uzaklaşırdı. Ben uzun süre maye kelimesini meme sandım, ses benzerliğinden dolayı. Ve fakat, gel gelelim dilbilimcisi olmayan, sıradan bir köylü kadını olan anneannemden öğrendim ki gel zaman git zaman sonra, maye domates demekmiş!

Yani ananem yetişme çağında, ergenliğe girmek üzere olan kızlara “Domatesler kızardı mı?” diye soruyor! Bu yüzden kızların yanakları domatese kesiyor, salata olup, yüzlerini sirkeliyorlar ve kaçıyorlar! Mayeler kızardı mı, yani meme uçların kızardı mı, memelerin büyüdü mü, ergenliğe girdin mi… Enfes bir kadın argosu anlayacağınız!

İşte buradan da, pazarda satamadığı domatesleri, insanlara dağıtmak yerine denize dökmeyi “mantıklı” bulan sermaye düzeni arasında kurmaz mıyım ben size bağlantıyı! Kurarım elbet, keyfimin kahyası değil ya kimse!

İşte kuruyorum! Ser yani baş, maye yani domates, birleştir bakalım, sermaye yani Başdomates! Başdomates halka yem olmaktansa denize dökülüp yılana sarılmayı yeğliyor. E, yılan bu elmayı görür de hiç durur mu! Sokuyor elmayı, akıtıyor zehrini elmanın içine, elma başlıyor yeşermeye! Böylece halka yem olmayayım derken yılanın kucağına düşen Başdomates, yani sermaye oluyor sana yeşil sermaye, yani Yeşil Başdomates, yani Şermaye!

İlki kırmızıydı, yedik gaz yaptı anam babam, bu yeşili hamdır, zehirlidir, ham yaparsan cam tabuta koyar, öptürecek ülke ararlar. Ey yoksul kardeşim, ey emekçi arkadaşım, ey alın terinin değerini bilecek bir ülkeyi, düzeni elinin tersiyle iten benim canım yurttaşım! Sen de ne oldum diyene kadar, şu ülkede, bu diyarda neden elde silah koşturup tabutla döndüğünü anlayamadığın, oğlunun, kardeşinin, babanın, arkadaşının, dostunun tabutuna sarılır, fotoğrafını öpersin… Öptürürler yani, bilesin!

Yani demem şu demek, senin eline geçmesin diye bugüne kadar hep sermaye domatesleri döktü denize, gel bu sefer de sen dök bu çürük, yeşermiş sermayeyi denize!

Yoksa bu sefer harbiden “öpecekler”, bilesin…

Reklamlar