Bu yazı ilk kez bloğumda yayınlanıyor.

Yazı: Cansu Fırıncı

“Kendini cüzzamlıların bakımına adayabileceği gibi, 

  içinde insanların yakılacağı ateşleri de tutuşturabilir insan”

Albert Camus, Başkaldıran İnsan

“İnsanlık bir bütün olarak Cüzzam Çağı’ndadır. Yaşadığımız yüzyılda, sinir uçları tahrip edilmiş, hissizleşmiş, tepkisizleşmiş insana yakılan ağıdın makamıdır Cüzzam.” 

Cüzzam. Nam-ı diğer miskin hastalığı. Ya da Kara Veba… Bir zamanların en korkutucu, en gizemli mikrobu…

Vücuda bulaşan mikrop, çevresel sinirlerin içerisine yerleşiyor. Bağışıklık sistemi mikropu fark eder etmez yok etmek için saldırıyor. Mikrobu yok ederken, farkında ve elinde olmadan içine yuvalandığı sinirleri de tahrip ediyor.

Sistem, vücuda yerleşen mikrobu yok etmek isterken, sinir sistemini de felç etmeye başlıyor.

İlkin küçük, pembemsi lekeler. Ardından el ve ayak parmaklarında uyuşmalar. Parlak bakır kırmızı renginde lezyonlar. Yüzde, ensede, meme başında koyu kahverengi lempromlar. Kemik dokuda derin tahribatlar…

Mikrop yüze yerleşirse, burun yavaş yavaş çöker çöker ve bir semeri andırır. Damak delinir, göz kapakları düşer, yüz felç geçirir, ses kısılır ve cüzzamlının suratı bir insan suratı olmaktan çıkıp bir aslanın suratını andırır…

Mikrop ele yerleşirse, kimi sinirler büyük oranda yıkıma uğrar ve el üzerinde çıkan koyu kabarık lekelerle birlikte bükülerek el olmaktan çıkıp bir pençeye dönüşür. Parmaklardan bazıları kendi kendine düşer…

Duyu sinirleri felç geçirir. Sinirlerin felç geçirdiği lekeli bölgelerde duyu ve ısı hissi yok olur…

Ve cüzzamlı duyarsızlaşır…

Ve cüzzamlı hissizleşir…

Ve cüzzamlı tepkisizleşir…

Cüzzamlı yanar ama fark etmez… Vücudundaki lekeleli, çürük bölgelerini kızgın maşayla dağlasanız hissetmez…

Lekeli, kabarık bir et parçasını keskin bir bıçakla vücudundan ayırsanız, ağrı duymaz…

Hissetmez, yanmaz, ağrımaz, acımaz…

Ama durup dururken ağlar… Göz kapaklarını ve gözyaşını kontrol edemez. İstemeden, bilmeden, bir damla yaş süzülüverir bir gözünden.

Ve aslan, pençesinin tersiyle, eğer fark edebildiyse, içinde yatan insanın akıttığı gözyaşını siler…

Cüzzam bulaştığı insanın sinirlerini tahrip eder. Sinirleri tahrip olan insan, yanar ama hissetmez, ağrıyı, acıyı duyumsamaz. Durmadan yanar, kanar ama fark edemez…

İnsanlık bir bütün olarak Cüzzam Çağı’ndadır. Yaşadığımız yüzyılda, sinir uçları tahrip edilmiş, hissizleşmiş, tepkisizleşmiş  insana yakılan ağıdın makamıdır Cüzzam.

Tek tek insanlarda ortaya çıkan bir hastalık olmaktan çıkmıştır.

Cüzzam toplumsallaşmıştır.

İnsanlık, sinirleri tahrip olmuş cüzzamlılar gibi, hissizleşti, tepkisizleşti.

Tüketim mikrobu, insanlığı çürüttü. Çürüyen insanın aklı ve vicdanı için için koflaştı ve döküldü.

Tüket tüket diyen “geçmiş ve şimdiki zamanın ruhu”, insan ruhunu tüketti.

Toplumsal cüzzam, 21. yüzyılda baş gösterdi…

Güzelleme: 

Şüphesiz ki “o” yalnızca cüzzam hastalarını iyileştirmek için değil,

toplumsam cüzzamı ortadan kaldırmak içinde mücadele etti.

bu  yüzden “onu” Cüzzamla Mücadele Derneği’nin olduğu kadar

Toplumsal Cüzzamla Mücadele Derneği’nin de kurucusu ve neferi saymak lazım…

Reklamlar