Bu mektup Silivri zindanında Tuncay Özkan’a yazılan binlerce mektubun arasındadır. Ve “görülmüştür”.

Görsel

Bazı şeyler anlatılabilir mi Tuncay Ağabey? Bazı yaşanmışlıklar? Bazı anlar? Ben günlerdir yalnızca bir günü yaşıyorum. Her ne kadar anlatamasam da, bak işte bunu en iyi sen anlıyorsundur. Hani diyalektiğin yasalarından birisi: Nicel birikimin nitel sıçraması…

İşte o son kadeh rakıyı içmeyecektik.

Beklemek, sonsuzluktan sonsuzluğa akan zaman dizgesinde bir rakamın takılmasıdır bazan. Takılır 4…3…2…1…1…1… İşte o anda bir bir sayıyordu gözlerinde saatleri, dakikaları, saniyeleri, saliseleri, Nazlıcan. “Ya Tuncay’ı tahliye ederlerse!”

Senin tahliye olma ihtimalin… yüreği ormanda uçuşan serçe sürüsüydü heyecandan, umutluydu, aklı yüreğiyle el ele tutuşmuştu, kızının usulca babasına sokulması gibi, başını koynuna yaslaması gibi, ağzı yarı açık, huzur dolu uyuması gibi uysaldı “Tuncay” derken, ve hırçındı umutları kırılmasın için biz “tahliye etmeyecekler bugün de” dediğimizde “Hayır edebilirler! Her şey olabilir! Olabilir!” derken.

Kızın, (kardeşim benim), umutluydu işte, heyecanlıydı, üzgündü, patlamaya hazır aktif bir yanardağ ağzıydı ve… korkuyordu Ağabey. Evet, korkuyordu: YA BABAMI TAHLİYE EDERLERSE!

Hâkim bugün karar vermeyeceğim demişti, Silivri’ye gelmişti Nazlıcan, Zeynep ve Onur, izlemişlerdi mahkemeyi ve hâkimin “karar vermeyeceğim” cümlesi bir an için düşürüvermişti boyunlarını öne. Sonra mı? Sonra Kadıköy’de buluştuk ve Nazlıcan korkuyordu: YA BABAMI TAHLİYE EDERLERSE!

Çünkü hâkim kararını değiştirmiş “bugün karar vereceğim” demişti, onlar varmak üzereyken Kadıköy’e, bendenizin yanına…

Yurtsever, namuslu bir gazeteci olan babasını, uydurma iddianamelerle 4 yıldır içeride tutan insan müsveddesi bu düzen, “tahliye olduğu anda babasının yanında olma imkânını” da alır mıydı bu küçük filozofun elinden?

Alırdı Tuncay Ağabey!

Düşündüm o anda, şimdi Tuncay Özkan tahliye edilse mi daha iyi, edilmese mi! Ne kadar acı, ne kadar komik, ne kadar bilmem ne işte! Şimdi ben o anda yaşadığım duyguları hangi kavramla nasıl anlatabilirim düşünsene!!! Anlatılabilir mi Tuncay Ağabey! Bugün günlerden fesleğen işte! Bu gün gün ler den fes le ğen. bu güngün lerdenfes leğen. bu güngün lerdenfesle ğen.

Seninle aramda 4 yıldır giderek azalan mesafeyi, bir anda kapatıverdi o gece. Çünkü inandığımız aynı 3 hece: fes, le, ğen.

Böyle bir kız çocuğu yetiştirmiş babaya inanılmaz da ne yapılır!

Sayın Hâkimler, Sayın Savcılar, Sayın Cemaatçiler, Sayın Dinciler, Sayın Emperyalistler, Sayın Halk, Sayın Liboşlar, Sayın Akıllılar, Sayın Deliler ve Sayın Allahın Belaları!

Böyle bir evlat yetiştirmiş bir baba, terör örgütü kuramaz. Yönetemez. Kimseyi öldüremez, öldürme emri veremez. Vatan hanini olamaz. Halk düşmanı olamaz. Elitist olamaz! Olamaz! O la maz!

Tuncay Özkan, senin masumiyetin için tek bir delil yeter: Nazlıcan Özkan!

Birikimine mi şaşırsam, zekâsına mı, ahlakına mı, yüreğine mi, ben Nazlıcan’ın neyine şaşırsam Ağabey?

Şunu söyleyebilirim bak işte: Ben ömrümde bu kadar güzel rakı içen bir kıza rastlamamıştım! Onunla her bir kadehi bir başka renkti rakının. Ve masadan oturduğu gibi kalkan, dimdik, dağ gibi bir kızın var arkanda, yanında, önünde.

Anlatsam, anlata anlata bitiremem ki…

Altıok Zeynep, Behramoğlu Onur, Gürsoy Şebnem, Özkan Nazlıcan ve ben… bir de sen, bir de saman sarısı bir de özlem kırmızısı… seni içtik, sana içtik.

Özgürlük mahpushaneden kaçırılmış bir fesleğen, Zeynep’in dediği gibi “bugün günlerden fesleğen!”

Tuncay Ağabey, çık da fesleğen kokalım!

Kardeşin, Cansu.

Reklamlar