Bu yazı soL gazetesinde yayımlandı.

Yazı: Cansu Fırıncı

Görsel

Bir çift güvercin havalanırsa ve konarsa elektrik tellerinin üzerine narin bacağıyla, değildir bu, unutulur şey değildir! İşte o vakit biz bir karanfil düşürürüz yüreğimizin yamacına. Sevdiğimiz çiçek adlarından sokak tabelaları düşürürüz gece yarıları, sabaha karşı. Öyle ya Amerika’da McCarty zaliminin uydurma suçlamalarla elektrikli sandalyeye gönderdiği iki sendikacı, iki komünist, iki insan, Rosenbergler için, en güzel ağıdı Türkçe yakmamış mıdır o? Öpüşürken Bu dalgınlığımız ondandır. Rahat yatakların kırmızı çarşaf düşürmesi yüzümüze ondandıır…

Öyle ya, uyumayacaksın, memleketin hali seni seslerle uyandıracak, oturup yazacaksın. Telgrafhanedir, sanal postalara inat, gerçek titreşimleriyle Melih, Cevdet olup der ki; düzelmeden memleketin hali, düzelmeden dünyanın hali, insanın gözüne uyku girmez ki! Anday bir derinliktir bu nice kişinin uykusunu kaçıran.

Bakarsın Nâzım Hikmet’in haksız yere yıllardır hapishanede tutulmasına yeter gayrı deyip açlık grevine oturan üç şairden biridir o. Öteki, yani en yakın üç arkadaşından biri Orhan Veli’nin, Oktay Rıfat ile.

Hınzırdır, muzırdır biraz da, ağaçtan elde edilen kâğıtla dizilen kitabı, Etlik bağlarında tanıdığı bir ağaca götürüp verir. Maksat? Huzuru kaçsın. İnsanağaç bir bilgelik değil de nedir bu?

Biz bir öğrenegördük ki ondan âşkı, ağaçların seyri bir başka meşk oldu gayrı.

Orhan Veli dedik, kadınların arasında en çok eşit olsak, hür olsak diyenini sevendir o. Bir de işçileri sever, kadınları sever ama işçi kadınları daha çok sever. Ciğercinin kedisine mındar der de, sokak kedileriyle rakı şişesini paylaşır, balık olmuştur ne de olsa o şişenin içinde. Kedilerin mezesine bakın da keyfe keder bir kadeh parlatmayın şimdi. Bir de cenazesine katılanların hepsinin polis tarafından komünist olarak fişlendiğini anımsadık mı, şunu demek zamandır artık: Bana arkadaşını söyle, sana garip olduğunu söylerim.

Oktay Rıfat dedik, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde, Türkiye’de cadı kazanı kaynatılırken hani, Behice Boran’ın, Pertev Nailî Boratav’ın, Adnan Cemgil’in kürsüleri kaldırılıp da mahkemeye çıkarıldıklarında kimdir avukatı? Oktay’dır elbet ve o da gariptir.

Öyle ya! Melih Cevdet diyince hemen bu iki isim gelir akla. Ve birlikte yazılırlar edebiyat tarihçisinin kitaplarında.

Gariptir evet ve yine sosyalist ülkelere yaptığı gezi anılarını anlattığı kitabında, şöyle aktarır Melih Cevdet: Sovyetler’de şöyle bir gelenek varmış: Misafir ülkelerden gelen yazarların ülkelerinin devlet başkanlarının adı geçtiğinde hemen kadehler kalkar ve fondip yuvarlanırmış. Bizde de Demirel başbakan o vakit. Masada Demirel adı geçtikçe, ‘nazdorovya!’ fondip! İçmessen gücenirler ayıp. Kimin aklına gelirdi Melih Cevdet Anday’ın Demirel’in şerefine bu kadar kadeh kaldırıp sonunda kafasını düşüreceği meyhane masasına! Gariptir elbet! Şimdi olsa şişeyi baştan diker, bari olacaksa bir kerrede olsun derdi ellam!

Öyle ya! Herkes tek başınadır ama en az iki kişidir bu dünyada. Bir de bakarsınız Murat Tek olarak çıkıverir karşınıza. Erotik romanlarla, göz kırpar, nanik çeker mollara.

Sonracıma romanlarının içinde iki distopya; Gizli Emir bir yana, İsa’nın Güncesi bir yana.

Derken ve perde ve sahne, İçerdekiler’de hapishane gerçeği, Mikado’nun Çöpleri’nde mitoloji göndermeli mutluluklar, mutsuzluklar… Ve başka romanlar, oyunlar, denemeler, kuramsallar ve daha bir çok vesaire…

Cevdet’i alalım ortaya, soluna Orhan’ı, Sağına Oktay’ı koyalım. Ve bir fotoğraf düşürelim belleğimize. Anmamız tam olsun böylece.

Öyle ya üç garipten, üç sosyalist sanatçıdan biridir Anday. Kapitalizm üçün birini daha almıştır ikisinden sonra. Sapına kadar sosyalist bir sanatçının aydınlanma dolu gözleri ışıldayıversin bir kez daha gözlerimizde. Biz birbirimizi gözlerimizden öperiz ne de olsa…

Reklamlar