Bu röportaj soL gazetesinde kısaltılarak yayımlanmıştır.

Röportaj: Cansu Fırıncı

Görsel

Savaş kışkırtıcılığının geçer akçe olduğu bir dönemde Nâzım Oyuncuları barış kışkırtıcılığına devam ediyor, hâlâ! Şairlerin dizelerini, müzisyenlerin ezgilerini, tiyatrocuların repliklerini ve sinemacıların görüntülerini ustaca kaynaştırıp, kitlelerle birlikte barış ve kardeşlik duvarı örmeyi sürdürüyorlar! Orhan Aydın ile Uluslararası Ankara Tiyatro Festivalinin arefesinde Barış’ı konuştuk. Üç kere!

Nâzım Oyuncuları her yıl Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’ne katılıyor. Bu yıl da Barış Barış Barış isimli oyunla festivalde olacaksınız. Bir serinin parçası aslında bu oyun. Daha önce Sabahattin Ali, Orhan Veli, Can Yücel merkezli aynı üslupta sahnelenen başka oyunlar da sergilemişti ekip. Barış Barış Barış oyunu nasıl ortaya çıktı. Oradan başlayalım istersen.

Barış Barış Barış bir oyun olmaktan öte bir gösteri. Türkiye tiyatrosunda, sahhelerimizde fazla örneği olmayan bir biçime sahip. Bir nevi sahnede şiir okuma… Ama seyirciler izledikleri zaman farklı bir durumla karşılaşıyorlar çünkü neredeyse şiirlerin replik replik oyuncular tarafından paylaşıldığı, canlandırıldığı bir üslup. Aynı zamanda müzikle, şarkılarla, türkülerle beslenen ve arkada görsellerin aktığı bir biçim. Barış Barış Barış az evvel senin anlattığın serinin son halkası olarak dünyanın ve ülkenin içine itelendiği son durumla bağlantılı olarak gündemimize gelmişti. Barış bütün tiyatro yaratıcılarının ve elbet de bizim sürekli olarak gündemimizde olan bir durum. Barışı kışkırtmak için sanat alanında ne yapabiliriz sorusu gündeme geldiğinde Aragon’dan Neruda’ya, yurdumuzda Nâzım Hikmet’ten Enver Gökçe’ye, Ahmed Arif’e, Ataol Behramoğlu’na kadar uzanan bir scalası olan, barışı anlatan şiirlerden oluşan bir kolaj. Ve yine barışı tanımlayan şarkı ve türkülerden oluşan ve şiirlerle, canlandırmayla, görsel desteklemelerle iç içe geçen bir başka kolaj Barış Barış Barış.

Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nin 17.’si düzenleniyor. Nâzım Oyuncular da 12 yaşında. Yani aslında küçücük bir çocuk gibi ama aslında bir yetişkin de aynı zamanda. Çünkü sahneye ilk çıktığı günden beri kendini kanıtlamış bir gelişkinliğe sahip. Festivalde ekip olarak Ankara kökenli oyuncular olarak güzel bir seyirciyle buluşuyoruz her sene. Ve 17.’si düzenlenen bir festivalde bu tarz yetkin işlere seyircinin çok yoğun bir ilgisi olduğunu görüyoruz her sene. Yetmiyormuş gibi her gidişimizde bir Şinasi Sahnesi’nde oynamak istiyoruz, oynuyoruz. Çünkü Şinasi’nin Nâzım Oyuncuları’nı oluşturan oyunculardan benim de dahil olduğun bir kısmı için farklı bir anlamı var. Orasını evimiz gibi benimsiyoruz, orası bir zamanlar Çağdaş Sahne’ydi, uzun yıllar o çatının altında Metin Çoşkun, Gülsen Tuncer ve ben birlikte onlarca üretimin içinde bulunduk. Nostaljik bir tarafı da var o salonda yeniden oynuyor olmanın. Dolayısıyla her yıl seyirci ile anlamlı bir buluşma yaşıyoruz. Bu yıl da öyle olacağını umuyorum.

Ankara Seyircisi için hep “farklıdır” denir zaten. Zamanında pek çok özel tiyatro Ankara seyircisi karşısında kendisini “ispatladıktan” sonra memleket sathında kabul görmüş. Biraz Ankara’dan konuşalım öyleyse. Nasıl bir profil çıkıyor karşınıza?

Ankara Türkiye’de ya da Anadolu’daki hiçbir kente benzemeyen bir tiyatro seyircisine sahiptir. Bunda açık adıyla söyleyelin Devlet Tiyatrosu’nun büyük bir katkısı olduğu gözlemleyebiliriz. Bununla birlikte bu sene 50. yaşına girmiş olan Ankara Sanat Tiyatrosu’nun Ankara’da seyirci potansiyeli oluşmasına yoğun katkısı ve emeği vardır. Biz de bu çabanın uzunca yıllar içinde olduk. Ekibimizdeki pek çok arkadaşım Ankara kökenli olduğu için orada ürettik, orada seyirci ile buluştuk. Ankara seyircisi seçer! Neyi izleyeceğini bilir! Tiyatro anlamında söylüyorum, hiçbir zaman kül yutmaz! Ankara’ya turneye giden her oyunun salonu dolacak diye bir durum yoktur… Çünkü seyirci, bakar, izler ona göre karar verir. Ankara iyi tiyatroyu bilir. Bizim böyle bir zorluğumuz olmadı açıkçası Ankara’da seyirci bulmak konusunda. Hem Nâzım Oyuncular olarak hem de başka ekiplerle üretimlerimizi Ankara’ya götürdüğümüz zaman hep iyi bir seyirci ile buluştuk. Bunlardan birinin içinde sen de vardın, Uğur Mumcu’nun Sakıncalı Piyade’sinde, hem de evinde, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oynamıştık. İnsanların yoğun ilgisini hatırlarsın, merdiven boşluklarına kadar dolmuştu oyun anımsarsan. Ankara seyircisinin başka bir yanı daha vardır; oyunu bitirdikten sonra alkışlayıp gitmez, fuayede oyuncusunu bekler, oturup onunla çay kahve içer, sohbet eder, konuşur. Biz bunu her seferinde yaşıyoruz. Yine anımsarsan Sakıncalı turnesinde sen de benzer bir ortamı, solumuştun, yaşamıştın. Oyuncu ile seyirci arasında daha dostça diyalogların gelişmesi için de verimli bir zemindir Ankara.

Barış Barış Barış’a dönelim yeniden. Daha önce Hatay’da oynandı oyun. Çok kültürlülüğün, halkların kardeşçe bir arada yaşama iradesinin sembol şehirlerinden biri Hatay. Ve barış kışkırtmasına en çok ihtiyaç duyan coğrafyaların da başında geliyor. Oyun oraya gittiğinde henüz sıcak bir savaş tehlikesi yoktu anımsadığım kadarıyla.

Hatay’da Mimarlar Odası’nın bir etkinliği kapsamında sahneye taşınmıştı Barış Barış Barış. 550 kişilik salon hınca hıç doluydu. İnsanların bir kısmı ayakta izlediler ve sahnede söylenen barış şiirlerine ve şarkılarına eşlik ettiklerine şahit olduk. Gösterim sonrasında da tıpkı Ankara’da olduğu gibi bir miting havası oluştu kapının önünde ve seyirci gitmedi oyundan sonra. Gençler de oradaydı ve içinde müslümanı, hristiyanı, ateisti, Alevisi, Kürd’ü, Türk’ü kalabalıkça bir toplam yaklaşık 1-1.5 saat salonun önünde, merdivenlerde, üstelik yağmurlu havaya aldırmadan sohbet ettik. Şimdi Hatay’ın o durumunu özlüyorum açıkçası. Çünkü Hatay şimdi uluslararası katil çetelerinin cirit attığı, savaşı yürüten kurmayların merkezi haline gelmiş bir yer durumunda. Hataylılar’ın barış ve kardeşlik zemininde yaşadıkları hayat ellerinden alınmış, çalınmış, gasp edilmiş durumda. Galiba binlerce yıldır barışık halde yaşayan Antakya’nın Hatay’ın bugünlerde yeniden bir barışa ihtiyacı var. Bu çok acı bir şey aslında. Bunu düşünüyor, söylüyor olmak bile çok acı bir şey… Binlerce yıldır, farklı uluslardan, dinlerden, mesheplerden, inançlardan insanların bir arada yaşadığı bir kentin bugünlerde yeniden barışa ihtiyacı var demek bile can acıtıcı bir durum. Bunun tek sorumlusu elinde iple meydan meydan dolaşan bir savaş kışkırtıcısıdır! Şu ya da bu biçimde Hatay halkı bu durumu geri püskürtecektir. Hatay’da ilerici, devrimci, halkçı, sosyalist bir damar var ve o damar gerektiğinde ayağa kalkmasını da biliyor. Bu isyanı barış için Hatay tekrar yapacaktır diye düşünüyorum. Bizim de gösterileri tekrar oraya götürme projemiz var. Bugün yarın bunu kotaracağız diye düşünüyorum.

Suriye’de süren savaş ve Hatay’a bunun yoğun yansımalarının olduğu böylesi bir dönemde Barış Barış Barış özel bir anlam kazanıyor. Bu anlamlı bir buluşma olacak, iyi bir haber oldu…

Ülkemizde 30 yılı aşkındır süren, öyle düşük yoğunluklu filan da değil üstelik, bir savaş var. Halklar arasında bir boğazlaşmaya dönüşecek neredeyse. Silahlar susmuyor, her iki taraftan gencecik insanlar, hem asker hem gerilla her gün ölüyor. Barış Barış Barış bu anlamda da bir görevi yerine getiriyor diye düşünüyorum. Bu tarz uluslararası boyuta ulaşmış ulusal sorunları sanatın eliyle çözmeye çalışmak başka bir akıl işi aslında. Yöneticiler, var olan siyasi akıl böyle bir şey düşünmüyor ama Urfa, Antep ve Hatay-İskenderun üçgeninde, bu bölgede bu tür gösterileri yapmak istiyoruz. Ve yalnızlaşmayacağımızdan da eminiz. Yani yalnız Nâzım Oyuncuları değil, tiyatrocu arkadaşlarımız, diğer sanatçı dostlarımız da, şairler, edebiyatçılar, yazarlar, müzisyenlerde de böyle bir duyarlılık olduğunu biliyorum ve bölgeye çıkartma yapmalıyız diye düşünüyorum. AKP’nin, uluslararası güç odaklarının, emperyalistlerin ve maşalarının bölgede kurduğu tezgahı başka türlü yenme şansımız yok. Hele de Tayyip’in aklıyla yenme şansımız hiç yok. Çünkü oradan savaş kışkırtıcılığı dışında bir şey çıkmıyor, çıkmaz. Bunun karşısına sanatla bir duvar örülebilir. Barış ve kardeşlik duvarı!

Oyunun içinde benim hatırladığım kadarıyla Chaplin’in Büyük Diktatör filminden de bir alıntı var. Oldukça manidar oluyor tabiî…

Charlie Chaplin ve Büyük Diktatör ikisinin birlikte anıldığı bir parça. Chaplin, Şarlo diyince insanın aklına ürettiği onlarca yapıttan başka başka karakterler de gelebilir ama bir defa yeryüzünde ben oyuncuyum diyen herkesin o sahneyi oynamak istediğini biliyorum. Gösteri metninin oluşmasında senin de katkın vardı yoğun biçimde, Barış Barış Barış isimli gösterinin kolajı esas olarak senin labaratuvarından geçti. Baktığımız zaman birebir bugüne, yalnızca Türkiye’ye değil bütün dünyaya tek elden ve oldukça etkili bir biçimde seslenen nadir yapıtlardan biri sanırım Büyük Diktatör. Kadıköy Belediyesi Yıldızlar Altında Tiyatro Festivalinde oynadığımızda seyirci o bölümün sonunda ayağa kalkıp alkışlamıştı. Bu da az evvel söylediğimin bir kanıtı oluyor. Chaplin, dün o bölümünü yazdığında bugün de, yarın da yaşayacağını biliyordu ve işte yaşıyor!

BARIŞ…BARIŞ…BARIŞ

Şiirli-Şarkılı-Gösteri

PUŞKİN, Y.RİTSOS, NERUDA, ARAGON, NİHAT BEHRAM, UĞUR MUMCU, AHMED
ARİF, ENVER GÖKÇE, ATAOL BEHRAMOĞLU,HALUK IŞIK, YAŞAR KEMAL,NÂZIM
HİKMET, B.BRECHT

Düzenleme Metin Coşkun

Araştırma Cansu Fırıncı

Müzikler Emin İgüs/Volkan Akkoç

Görseller Tufan Bora

Işık tasarımı Yüksel Aymaz

Ses ve Görüntü Ersin Aşar

Yönetmen Orhan Aydın

Oyuncular Gülsen Tuncer /Metin Coşkun /Levent Ülgen  /Ayşegül Alpak/ Orhan Aydın

“YİTİRMEMEMİZ GEREKEN TEK UMUT BARIŞ İSE EĞER, BUNUN İÇİN AVAZIMIZ
ÇIKTIĞINCA MEYDANLARI DOLDURMAK, İNSANLIĞIN MUTLU GELECEĞİ İÇİN EN
TEMEL HAK OLSA GEREK”. B.Brecht

Görsel

Reklamlar