Bu röportaj soL gazetesinde kısaltılarak yayımlanmıştır.

Röportaj: Cansu Fırıncı

GörselAltKat Sanat ekibi 21. Yüzyıl Merzarlı’ğında ölülere kalp masajı yapan bir tarzı benimsemiş. Alternatif tiyatro biçimlerini çocuk yetişkin demeden her oyunlarında biraz daha ileriye taşıyorlar. Söylemleri ilk bakışta umutsuz gibi görünse de oldukça büyük bir inada, dirence ve insandan asla umudu kesmeyen bir bakış açısına sahipler. O insanlar her ne kadar şimdi mezarlarında rahat uykularına devam etmeyi sürdürüyor olsalar da, mezar kazıcılarının soyu tükenmiyor. Bir gün ölüler dirilir elbet diyerek, Nevzat Süs ve Müge Saut ile söyleşiyoruz.

 

Daha önce pek çok projede yer almış iki tiyatrocu olarak yakın zamanda AltKat Sanat isimli alternatif tiyatro ve sanat mekânı açtınız. Nasıl başladı bu süreç ve nasıl tamamlandı?

 

Nevzat Süs: Türkiye’deki tiyatro ortamına baktığınız zaman mesela en yeni örneği Muammer Karaca kapandı. On yıllardır var olan bu sahne artık yok. Şehir Tiyatroları’nın durumu ortada. Devlet Tiyatroları’nın ne olacağı henüz belli değil. Böyle bir ortamda yani tiyatrolar kapanırken, tiyatro yapmak başlı başına bir mesele. Biz zaten uzun yıllardır tiyatro her yerde olmalıdır, diyoruz. Her mahalle’de, her sokakta tiyatro yapılmalıdır. Tiyatro salonları çoğalmalıdır, bunu hep dillendiriyorduk. Sadece 500 kişilik kadife koltuklu mekânlarda ya da konferans salonlarından bozma yerlerde tiyatro yapılmaz. Bu anlamıyla biz Kadıköy Moda Caddesi’nde bir yer bulduğumuzda işin açıkçası sevindik çünkü bu mantık içerisinde biz burada tiyatro yapabilirdik. Zaten özel tiyatroların yaşadığı seyirci kaybı da malumumuz. Biz bu mütevazı salonumuzda ayda 2-3 oyun oynayacağımıza 8-9 oyun oynuyoruz ve seyirci ile buluşabiliyoruz. Kimi küçük mekânsal düzenlemelerden sonra da Martı oyunu ile perde açmış olduk.

Görsel

Salonun ismi bir pasajın alt katındaki bir yerin sahneye dönüştürülmüş olmasından yola çıkılarak oluşturulmuş gibi. Beri taraftan da bir undergraund çağrışımı da var. Yalnızca mekansal bir gönderme mi yoksa bağlantılı bir estetik tercih de söz konusu mu?

 

Müge Saut: Evet bu undergraund üzerine bir seçim de aynı zamanda. Zaten uzun zamandır hedeflediğimiz bir şeydi bu. AltKat’ı bir labaratuvara dönüştürme düşüncesini de barındırıyor aynı zamanda. Örneğin; hem dışımıza yönelik tiyatro eğitimi çalışmaları yapıyoruz, atölyeler gibi, hem de kendi oyuncu kadromuzu yetkinleştirmek için. Oyunculuk, ses, diksiyon, doğaçlama ve hareket çalışmaları, pantomim çalışmalarını kapsıyor bu atölyeler. Yaz döneminde gençlere yönelik çalışmalar tasarlıyoruz. Çocuklarla ilgili kimi çalışmalarımız olacak. Kendi ekibimiz için de Meyerhold, Grotowski gibi oyunculuk yöntemlerini araştırdığımız çalışmalarımız olacak. Mekânımızı alternatif tiyatrolara da açacağız.

Nevzat Süs: Yani böyle bir yer bulduk burada tiyatro yapalım, değil. Amerika’da, Avrupa’da pek çok ekip var undergraund tiyatro yapan. Üstelik hepsi alt katlarda da değil, küçük mekanları dönüştürerek oralarda deneysel, alternatif tiyatro yapıyorlar. Bize gelince evet AltKat’ın çünkü mekân alt katta. Çünkü biz de alt kattayız aslında. Üretimlerimizin hedef kitlesi de alt katta. Üst kattakilerle işimiz yok. Bir de üçüncü bir nedenimiz var, insanın altı katmanları, bilinçaltımız, sistemin aklımızı iğdiş eden tarafı, gömdüğümüz, üstünü örttüğümüz her şey aslında alt katta var. İnsanın bilincinin alt katı yani. İşte burayı didiklemek istiyoruz.

 Görsel

İlk oyununuz Martı. Bir çocuk oyunu ile merhaba demiş oldunuz. Bu seçimin nedeni nedir?

Müge Saut: Çocuklarımızı sınırlandırılmış durumda çünkü. Küçücük alanlara hapsedilmiş. Dünya klasikleri arasında olan bir metinle onların alanlarına girmek istedik. Martı’nın özgürlük arayışını, bu arayışın hâlâ var olduğunu anımsatmak, çocuğun aklında bir nebze olsun bunun yer edinebilmesi, martıların sesi olabilmek, onlara ses verebilmek, maketlerle, kuklalarla, oyuncularla, çocukların hafızasında bu görsel anlatının yer edeceğini düşünüyoruz. Bizim için altını çizerek söylüyorum bu özgürlük arayışı kritik bir şeydi. Yetiştirilmek istenen yeni nesil karşısında kendinden emin, birey olduğunun farkında, irade sahibi bir kuşak ortaya çıkarmak gerekiyor. Ancak böyle insan olunabilir çünkü. Bu da çocukluktan başlıyor.

Nevzat Süs: Çocuklara felsefe anlatabilir miyiz, sorusuyla ortaya çıktu bu proje. Çocuklarla nasıl felsefe yapılır sorusuna epeyce bir kafa yorduktan sonra da bu oyuna karar verdik.

 

Martı’yı black light theatre biçiminde sahneye taşıdınız. Oldukça ilginç tabiî bu tercih. Biraz da bunu konuşalım.

 Görsel

Müge Saut: Türkiye’de çocuk tiyatrosunun çok gelişkin olduğunu söyleyemeyiz. Hep batıdan örnek almak doğru değildir ama başka şansınız yoksa, eğer orada daha gelişkin tekniklerle, yeni biçimlerle oyunlar oynanıyorsa elbet de örnek alacaksınız. Şimdilerde black light pek kullanılmıyor oysa 10 sene önce Behrengi’nin Küçük Karabalık’ı bu teknikle sahnelenmişti ve Anadolu’nun her yerine gidilmişti. Başka bir algısı var bu biçimin. Sahnede oyuncu görünmeden, maketlerle, nesnelerin hareketli kılınmasıyle, kuklalarla sahneleniyor oyun. Biz de bu tarz işleri seviyoruz. Söze dayalı sahne oyunlarından yorulduk ve sıkıldık artık. Çocuklar anlamaz diye bir algı var ve bu nedenle gösterişli ama içi boş işler yapılıyor. Ama bu biçim oyunlar artık yerini bulmuyor ya da tiyatro artık böyle bir yerde değil. Söze de dayalı ama tadında, gerçekten bir özü anlatan oyunlar, bize bu gerekli.

Nevzat Süs: Çocuğun görsel hafızası bir yetişkinden daha güçlü.  Anlarlar mı anlamazlar mı konusunu biz de kendi içimizde tartıştık ama görünen o ki bir çok yetişkinden daha iyi anlıyorlar. Çünkü zihinleri bakir ve tertemiz. Anlamaz diye yaklaşıldığı zaman sorunlar ortaya çıkıyor zaten. Ayrıca herkes her şeyi anlar. Bu nasıl anlattığınıza bağlı. Pop ya da arabesk çok kolay anlaşılıyor ama bir uyuşturucu etkisi yaratıyor neticede… Bizse hem çocuklar hem yetişkinler için çıtayı yüksek tuttuğumuzda, onların zihinsel faaliyetlerini yeniden hareket ettirecek noktadan yaklaştığımızda onlar da ister istemez bu sürece dahil oluyor. Bunu Brecht de farklı bir biçimde yapıyordu zaten.

Görsel

Martı’nın ardından da bir güvercini taşıdınız sahneye, Hrant Dink’den yola çıkılarak yazılan Su Çatlağını Bulur buluştu seyirciyle. Su çatlağından nasıl sızdı, peki?

Nevzat Süs: Hrant üzerine çok fazla şey yazılıp çiziliyor. 2 de oyun oynandı şimdiye değin. Bizim de tiyatro insanları olarak Hrant’ı yeniden gündeme getirmek boynumuzun borcuydu aslında. Kardeşlik adına, halkların, mezheplerin birbirine düşmemesi adına bir borçtu bu. Bu işin duygusal yaklaşımı elbet de. Ama bir sanat ürünü yalnızca böyle bir duygusallıkla tamamlanmaz. İşin bir de sanatsal, biçimsel boyutu var. Bedensel aksiyona dönük, iç aksiyonun bedene yansıması üzerine denemelerimiz oldu bu oyunda. Her sahne farklı biçimlerde kurgulanıp, yeniden yazıldı. Bazı sahneleri çöpe attık, yeniden kurguladık. 20 bölümden oluşan frangmanter bir yapısı olan oyun ortaya çıktı sonuç olarak. Verili, hazır modellerin dışında bir tarzda üretmek zaten AltKat’ın var oluş sebebi.

 

Oyunu izlediğim zaman şöyle bir okuma yaptım açıkçası. Sanki Hrant’tan ziyade Rakel Dink’in, bebekten katil yaratan düzen, tanımlaması belirleyici olmuş. Oyunun alt metninde daha önemli bir yere sahip olduğu söylenebilir mi bu tanımlamanın?

 

Müge Saut: Evet, aslında bir tarafıyla da böyle bir şey var. Çocukluk sahnesi var oyunda. Çocukluk önemli bir dönem. Çocuk merakla yaklaşır her şeye. Soru sorar. Eleştirir, saldırır… Bizise bu yönlerimiz örselenmiş bir biçimde yaşıyoruz. Güzel özelliklerimizi, büyüdükçe kaybediyoruz ve hiçbir duygumuzu açıkça ifade edemez hale geliyoruz. Hep gizli saklı ve üstü örtük gerçeklerle baş başayız. Kendi başımıza kaldığımızda bunlarla yüzleşmekten bile korkar hale geliyoruz. Çünkü hayatı çok yanlış yaşıyoruz. Doğal olarak da çocukluğumuza sahip çıkmamız gerekiyor. Oyunculuk çalışmaları sırasında da bu insan kalbinin en saf haline dönmek zorundasındır zaten. En temel itkilerimize yaslanmaya çalıştık.

 

Nevzat Süs: Yalnızca bu yok tabiî alt metinde. Hrant’ın çocuk yanı da var örneğin. Yani biz yalnızca, bebekten katil yaratan düzen, demiyoruz aslında. Hrant’ın çocuk yanı diri olmasaydı eğer öldürüldüğü güne kadar, Türklerle Ermeniler kardeştir, diyemezdi zaten. Kendi içinde o çocuğu hâlâ yaşatan, yeniden topluma sunan, Hrant gibi içinde çocuk yaşatanlardır var edecek olanlar. Öldürülen Hrant değil bu anlamıyla yalnızca, hepimizin çocuk yanı ve düşünme becerimiz de öldürüldü aslında. Her jop darbesi her sıkılan kurşun toplumu susmaya itiyor. Biraz daha içine kapanıyor toplum her katliamda. Rakel Dink ile götüştüğümüzde o da bir yaklaşımı ilginç bulmuştu. Seyirci de belki Hrant’ı izleme beklentisiyle geliyor oyuna. Klasik anlayışla bir tiyatro yapmış olsaydık, oyunda Hrant olurdu, daktilosu olurdu, yazardı, konuşurdu vesaire.

 Görsel

Oyunda söz neredeyse yok denecek kadar az. Beden dili ön planda. Metaforlar havada uçuşuyor. Tiyatro-ayna benzetmesine de farklı bir yaklaşım var. Sessiz kalan topluma göndermeler var. Gazete metaforu da oldukça çarpıcı.

 

Nevzat Süs: Bir insanın 3 metre arkasından kafasına kurşun sıkılınca toplum hemen sessizleşiyor zaten. O sessizlik o sessizlik işte. Bundan sonraki oyunlarımızda da bu tarz metaforlar büyük ölçüde belirleyici olacak. Tekrarlar da var ve bile isteye kullandık tekrarları. Gazetelerin aynaya yapıştırılması dakilalar sürüyor örneğin. Kapitalizmin dayattığı hıza, Hollywood sinemasının aksiyonel yapısına alışkın olan seyirciyi çırpındırmak istiyoruz bu tarz sahnelerle. Oyun açıldığında seyirciye bir kaç dakika kendisini izletiyoruz. Evet bu bir ayna ama aynı zamanda da bir yüzleşme. Aklı ile vicdanı ile yüzleşme. Bu yüzleşmenin önü açıldıktan sonra diğer sanatsal unsurlar devreye giriyor oyunda. Metaforlar ve tekrarlar bu aşamada devreye giriyor. Tekrarlar için naif bir kışkırtma çabası diyebilirim. Finalde gazete kâğıtlarıyla kaplanan aynada bir memleket panaroması çıkıyor.

 

Peki, son olarak, yeni bir projesi var mı AltKat Sanat’ın?

 

Nevzat Süs: Yeni projemizin adı Eller, yine black light ile sahneleyeceğimiz bir çocuk oyunu. Daha küçük bir yaş grubuna hitap edecek. Konuşma olacak bu sefer ama cıbırca olacak bu konuşma.

Yetişkin oyunu olarak da bir çalışmaya başlamak üzereyiz. Şu kadarını söyleyebiliriz şimdilik: Oyun şöyle açılıyor: Bayanlar, Baylar! 21. yüzyıl mezarlığına hoş geldiniz!

AltKat Sanat ekibi 21. Yüzyıl Merzarlı’ğında ölülere kalp masajı yapan bir tarzı benimsemiş. Alternatif tiyatro biçimlerini çocuk yetişkin demeden her oyunlarında biraz daha ileriye taşıyorlar. Söylemleri ilk bakışta umutsuz gibi görünse de oldukça büyük bir inada, dirence ve insandan asla umudu kesmeyen bir bakış açısına sahipler. O insanlar her ne kadar şimdi mezarlarında rahat uykularına devam etmeyi sürdürüyor olsalar da, mezar kazıcılarının soyu tükenmiyor. Bir gün ölüler dirilir elbet diyerek, Nevzat Süs ve Müge Saut ile söyleşiyoruz.

 

Daha önce pek çok projede yer almış iki tiyatrocu olarak yakın zamanda AltKat Sanat isimli alternatif tiyatro ve sanat mekânı açtınız. Nasıl başladı bu süreç ve nasıl tamamlandı?

 

Nevzat Süs: Türkiye’deki tiyatro ortamına baktığınız zaman mesela en yeni örneği Muammer Karaca kapandı. On yıllardır var olan bu sahne artık yok. Şehir Tiyatroları’nın durumu ortada. Devlet Tiyatroları’nın ne olacağı henüz belli değil. Böyle bir ortamda yani tiyatrolar kapanırken, tiyatro yapmak başlı başına bir mesele. Biz zaten uzun yıllardır tiyatro her yerde olmalıdır, diyoruz. Her mahalle’de, her sokakta tiyatro yapılmalıdır. Tiyatro salonları çoğalmalıdır, bunu hep dillendiriyorduk. Sadece 500 kişilik kadife koltuklu mekânlarda ya da konferans salonlarından bozma yerlerde tiyatro yapılmaz. Bu anlamıyla biz Kadıköy Moda Caddesi’nde bir yer bulduğumuzda işin açıkçası sevindik çünkü bu mantık içerisinde biz burada tiyatro yapabilirdik. Zaten özel tiyatroların yaşadığı seyirci kaybı da malumumuz. Biz bu mütevazı salonumuzda ayda 2-3 oyun oynayacağımıza 8-9 oyun oynuyoruz ve seyirci ile buluşabiliyoruz. Kimi küçük mekânsal düzenlemelerden sonra da Martı oyunu ile perde açmış olduk.

Salonun ismi bir pasajın alt katındaki bir yerin sahneye dönüştürülmüş olmasından yola çıkılarak oluşturulmuş gibi. Beri taraftan da bir undergraund çağrışımı da var. Yalnızca mekansal bir gönderme mi yoksa bağlantılı bir estetik tercih de söz konusu mu?

 

Müge Saut: Evet bu undergraund üzerine bir seçim de aynı zamanda. Zaten uzun zamandır hedeflediğimiz bir şeydi bu. AltKat’ı bir labaratuvara dönüştürme düşüncesini de barındırıyor aynı zamanda. Örneğin; hem dışımıza yönelik tiyatro eğitimi çalışmaları yapıyoruz, atölyeler gibi, hem de kendi oyuncu kadromuzu yetkinleştirmek için. Oyunculuk, ses, diksiyon, doğaçlama ve hareket çalışmaları, pantomim çalışmalarını kapsıyor bu atölyeler. Yaz döneminde gençlere yönelik çalışmalar tasarlıyoruz. Çocuklarla ilgili kimi çalışmalarımız olacak. Kendi ekibimiz için de Meyerhold, Grotowski gibi oyunculuk yöntemlerini araştırdığımız çalışmalarımız olacak. Mekânımızı alternatif tiyatrolara da açacağız.

Nevzat Süs: Yani böyle bir yer bulduk burada tiyatro yapalım, değil. Amerika’da, Avrupa’da pek çok ekip var undergraund tiyatro yapan. Üstelik hepsi alt katlarda da değil, küçük mekanları dönüştürerek oralarda deneysel, alternatif tiyatro yapıyorlar. Bize gelince evet AltKat’ın çünkü mekân alt katta. Çünkü biz de alt kattayız aslında. Üretimlerimizin hedef kitlesi de alt katta. Üst kattakilerle işimiz yok. Bir de üçüncü bir nedenimiz var, insanın altı katmanları, bilinçaltımız, sistemin aklımızı iğdiş eden tarafı, gömdüğümüz, üstünü örttüğümüz her şey aslında alt katta var. İnsanın bilincinin alt katı yani. İşte burayı didiklemek istiyoruz.

 

İlk oyununuz Martı. Bir çocuk oyunu ile merhaba demiş oldunuz. Bu seçimin nedeni nedir?

Müge Saut: Çocuklarımızı sınırlandırılmış durumda çünkü. Küçücük alanlara hapsedilmiş. Dünya klasikleri arasında olan bir metinle onların alanlarına girmek istedik. Martı’nın özgürlük arayışını, bu arayışın hâlâ var olduğunu anımsatmak, çocuğun aklında bir nebze olsun bunun yer edinebilmesi, martıların sesi olabilmek, onlara ses verebilmek, maketlerle, kuklalarla, oyuncularla, çocukların hafızasında bu görsel anlatının yer edeceğini düşünüyoruz. Bizim için altını çizerek söylüyorum bu özgürlük arayışı kritik bir şeydi. Yetiştirilmek istenen yeni nesil karşısında kendinden emin, birey olduğunun farkında, irade sahibi bir kuşak ortaya çıkarmak gerekiyor. Ancak böyle insan olunabilir çünkü. Bu da çocukluktan başlıyor.

Nevzat Süs: Çocuklara felsefe anlatabilir miyiz, sorusuyla ortaya çıktu bu proje. Çocuklarla nasıl felsefe yapılır sorusuna epeyce bir kafa yorduktan sonra da bu oyuna karar verdik.

 

Martı’yı black light theatre biçiminde sahneye taşıdınız. Oldukça ilginç tabiî bu tercih. Biraz da bunu konuşalım.

 

Müge Saut: Türkiye’de çocuk tiyatrosunun çok gelişkin olduğunu söyleyemeyiz. Hep batıdan örnek almak doğru değildir ama başka şansınız yoksa, eğer orada daha gelişkin tekniklerle, yeni biçimlerle oyunlar oynanıyorsa elbet de örnek alacaksınız. Şimdilerde black light pek kullanılmıyor oysa 10 sene önce Behrengi’nin Küçük Karabalık’ı bu teknikle sahnelenmişti ve Anadolu’nun her yerine gidilmişti. Başka bir algısı var bu biçimin. Sahnede oyuncu görünmeden, maketlerle, nesnelerin hareketli kılınmasıyle, kuklalarla sahneleniyor oyun. Biz de bu tarz işleri seviyoruz. Söze dayalı sahne oyunlarından yorulduk ve sıkıldık artık. Çocuklar anlamaz diye bir algı var ve bu nedenle gösterişli ama içi boş işler yapılıyor. Ama bu biçim oyunlar artık yerini bulmuyor ya da tiyatro artık böyle bir yerde değil. Söze de dayalı ama tadında, gerçekten bir özü anlatan oyunlar, bize bu gerekli.

Nevzat Süs: Çocuğun görsel hafızası bir yetişkinden daha güçlü.  Anlarlar mı anlamazlar mı konusunu biz de kendi içimizde tartıştık ama görünen o ki bir çok yetişkinden daha iyi anlıyorlar. Çünkü zihinleri bakir ve tertemiz. Anlamaz diye yaklaşıldığı zaman sorunlar ortaya çıkıyor zaten. Ayrıca herkes her şeyi anlar. Bu nasıl anlattığınıza bağlı. Pop ya da arabesk çok kolay anlaşılıyor ama bir uyuşturucu etkisi yaratıyor neticede… Bizse hem çocuklar hem yetişkinler için çıtayı yüksek tuttuğumuzda, onların zihinsel faaliyetlerini yeniden hareket ettirecek noktadan yaklaştığımızda onlar da ister istemez bu sürece dahil oluyor. Bunu Brecht de farklı bir biçimde yapıyordu zaten.

Martı’nın ardından da bir güvercini taşıdınız sahneye, Hrant Dink’den yola çıkılarak yazılan Su Çatlağını Bulur buluştu seyirciyle. Su çatlağından nasıl sızdı, peki?

Nevzat Süs: Hrant üzerine çok fazla şey yazılıp çiziliyor. 2 de oyun oynandı şimdiye değin. Bizim de tiyatro insanları olarak Hrant’ı yeniden gündeme getirmek boynumuzun borcuydu aslında. Kardeşlik adına, halkların, mezheplerin birbirine düşmemesi adına bir borçtu bu. Bu işin duygusal yaklaşımı elbet de. Ama bir sanat ürünü yalnızca böyle bir duygusallıkla tamamlanmaz. İşin bir de sanatsal, biçimsel boyutu var. Bedensel aksiyona dönük, iç aksiyonun bedene yansıması üzerine denemelerimiz oldu bu oyunda. Her sahne farklı biçimlerde kurgulanıp, yeniden yazıldı. Bazı sahneleri çöpe attık, yeniden kurguladık. 20 bölümden oluşan frangmanter bir yapısı olan oyun ortaya çıktı sonuç olarak. Verili, hazır modellerin dışında bir tarzda üretmek zaten AltKat’ın var oluş sebebi.

 

Oyunu izlediğim zaman şöyle bir okuma yaptım açıkçası. Sanki Hrant’tan ziyade Rakel Dink’in, bebekten katil yaratan düzen, tanımlaması belirleyici olmuş. Oyunun alt metninde daha önemli bir yere sahip olduğu söylenebilir mi bu tanımlamanın?

 

Müge Saut: Evet, aslında bir tarafıyla da böyle bir şey var. Çocukluk sahnesi var oyunda. Çocukluk önemli bir dönem. Çocuk merakla yaklaşır her şeye. Soru sorar. Eleştirir, saldırır… Bizise bu yönlerimiz örselenmiş bir biçimde yaşıyoruz. Güzel özelliklerimizi, büyüdükçe kaybediyoruz ve hiçbir duygumuzu açıkça ifade edemez hale geliyoruz. Hep gizli saklı ve üstü örtük gerçeklerle baş başayız. Kendi başımıza kaldığımızda bunlarla yüzleşmekten bile korkar hale geliyoruz. Çünkü hayatı çok yanlış yaşıyoruz. Doğal olarak da çocukluğumuza sahip çıkmamız gerekiyor. Oyunculuk çalışmaları sırasında da bu insan kalbinin en saf haline dönmek zorundasındır zaten. En temel itkilerimize yaslanmaya çalıştık.

 

Nevzat Süs: Yalnızca bu yok tabiî alt metinde. Hrant’ın çocuk yanı da var örneğin. Yani biz yalnızca, bebekten katil yaratan düzen, demiyoruz aslında. Hrant’ın çocuk yanı diri olmasaydı eğer öldürüldüğü güne kadar, Türklerle Ermeniler kardeştir, diyemezdi zaten. Kendi içinde o çocuğu hâlâ yaşatan, yeniden topluma sunan, Hrant gibi içinde çocuk yaşatanlardır var edecek olanlar. Öldürülen Hrant değil bu anlamıyla yalnızca, hepimizin çocuk yanı ve düşünme becerimiz de öldürüldü aslında. Her jop darbesi her sıkılan kurşun toplumu susmaya itiyor. Biraz daha içine kapanıyor toplum her katliamda. Rakel Dink ile götüştüğümüzde o da bir yaklaşımı ilginç bulmuştu. Seyirci de belki Hrant’ı izleme beklentisiyle geliyor oyuna. Klasik anlayışla bir tiyatro yapmış olsaydık, oyunda Hrant olurdu, daktilosu olurdu, yazardı, konuşurdu vesaire.

 

Oyunda söz neredeyse yok denecek kadar az. Beden dili ön planda. Metaforlar havada uçuşuyor. Tiyatro-ayna benzetmesine de farklı bir yaklaşım var. Sessiz kalan topluma göndermeler var. Gazete metaforu da oldukça çarpıcı.

 

Nevzat Süs: Bir insanın 3 metre arkasından kafasına kurşun sıkılınca toplum hemen sessizleşiyor zaten. O sessizlik o sessizlik işte. Bundan sonraki oyunlarımızda da bu tarz metaforlar büyük ölçüde belirleyici olacak. Tekrarlar da var ve bile isteye kullandık tekrarları. Gazetelerin aynaya yapıştırılması dakilalar sürüyor örneğin. Kapitalizmin dayattığı hıza, Hollywood sinemasının aksiyonel yapısına alışkın olan seyirciyi çırpındırmak istiyoruz bu tarz sahnelerle. Oyun açıldığında seyirciye bir kaç dakika kendisini izletiyoruz. Evet bu bir ayna ama aynı zamanda da bir yüzleşme. Aklı ile vicdanı ile yüzleşme. Bu yüzleşmenin önü açıldıktan sonra diğer sanatsal unsurlar devreye giriyor oyunda. Metaforlar ve tekrarlar bu aşamada devreye giriyor. Tekrarlar için naif bir kışkırtma çabası diyebilirim. Finalde gazete kâğıtlarıyla kaplanan aynada bir memleket panaroması çıkıyor.

 

Peki, son olarak, yeni bir projesi var mı AltKat Sanat’ın?

 

Nevzat Süs: Yeni projemizin adı Eller, yine black light ile sahneleyeceğimiz bir çocuk oyunu. Daha küçük bir yaş grubuna hitap edecek. Konuşma olacak bu sefer ama cıbırca olacak bu konuşma.

Yetişkin oyunu olarak da bir çalışmaya başlamak üzereyiz. Şu kadarını söyleyebiliriz şimdilik: Oyun şöyle açılıyor: Bayanlar, Baylar! 21. yüzyıl mezarlığına hoş geldiniz!

Görsel

 

 

 

 

Reklamlar