Bu röportaj soL gazetesinde yayımlandı.

Röportaj: Cansu Fırıncı

Görsel

Dünyanın dönüştürülebilir olduğunu bilmenin umudu, kavramanın hazzı; işte budur Vasıf Öngören’i anlamanın anahtarı. Türkiye’nin en önemli tiyatro adamlarından birinin, 15-16 Haziran büyük işçi kalkışması sırasında bir mutfakta koskoca bir dünyayı anlattığı oyunu Zengin Mutfağı, Vasıf Öngören’in kızı olmanın zorluklarını aşarak başlı başına bir tiyatro insanı olmayı başaran Aslı Öngören’in rejisiyle 26 Aralık Çarşamba saat 20.30’da Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde seyirci ile buluşacak.

2013 yılının arefesinde Zengin Mutfağı Şehir Tiyatroları’nda sahnelenmeye başlanıyor. Bu karardan başlayalım dilerseniz. Neden Zengin Mutfağı?

Aslında Zengin Mutfağı biraz sürüncemede kalmış bir proje. Geçen sezon çıkacaktı normal koşullarda Ayşenil Şamlıoğlu Genel Sanat Yönetme’niyken. Sezonun sonlarında girmesin oyun, önümüzdeki sezonun başında olsun gibi bir takın gerekçelerle yaz tatiline girmiştik. Sonra hepinizin bildiği üzere bazı çalkantılar yaşandı Şehir Tiyatrosu’nda. Yönetmeliğimiz değiştirildi, yönetim kadrosu değişti. Yeni kadro da Zengin Mutfağı’nı yarım kalmış bir proje olarak gerçekleştirmemi istiyordu. İlk oyuncu kadrosundan bazı oyuncu değişiklikleri gerekti. Ben de bir karar süreci geçirdim ve ardından provalara başladık sezon başında. Eskisine göre çok daha sağlamlaşmış gerekçelerle başladık diyelim! Çünkü Vasıf Öngören ya izole edilmeye ya da sıradanlaştırılmaya çalışılan bir yazar tıpkı dünyada Brecht’e yapıldığı gibi. Oysa her iki yaklaşım da yanlış ve haksızlık Vasıf Öngören’e. Ne tabulaştırmak ne de sıradanlaştırmak lazım. Neden orijinal neden önemli oraya bakmak lazım. Bu da yapıtlarıyla anlaşılabiliyor en net olarak. Yapıtların güncel olanı içerse dahi konusu itibarıyla, her zaman geçerli olan yanları çok ustuca kullanan bir yazar tarafından yazıldığını görüyoruz. Hepsi tarihsellik anlamında geçmişte ise de bugüne çok söz söyleyen yarına dair düşündüren oyunlar. Daha dün yazılmış gibi dipdiriler bence. Devlet Tiyatroları değişik vesilelerle Vasıf Öngören oyunları sahneledi bugüne kadar. Onu kaybedişimizin, 19., 20. ve 25. yıllarında anma toplantıları düzenleyerek ben oyunlarını gündeme getirdim. Oyun Nasıl Oynanır’ı okuma tiyatrosu olaraksahneledik. Daha sonra dört oyunundan bir kolaj olan Oyunlardan Bir Oyun’u sahneledik. Şehir Tiyatrosu ise sanırım 35 yıldır Vasıf Öngören’e yaklaşmadı.35 yıl önce Başar Sabuncu rejisiyle sahnelenmişti Şehir Tiyatrosu’nda. Vasıf Öngören de hayattaydı ozaman. Müthiş bir yazar-yönetmen dayanışması olduğu anlatılır o rejinin. Tabiî çok uzun bir aradan sonra Şehir Tiyatrosu gibi geniş seyirci kitlelerine hitap edebilen bir kurumda Vasıf Öngören’i gündeme getirmenin büyük bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Ve çok heyecanlıyım. Çünkü her oyunu gibi Zengin Mutfağı da bugün düşündüğümüzden çok fazla karşılıkları olan bir metin. Üstelik Vasıf Öngören’in bizi düşündürdüğü biçimde, yeniden iyi bildiğimizi zannettiğimiz konulara onun bizi davet ettiği biçimde yeniden bakmaya da toplum olarak çok ihtiyacımız olduğu kanısındayım. Yani fark ederek, birbirinden bağımsızmış gibi görünen şeylerin ilişkilerini kurarak, farkındalığımızı artırarak, en önemlisi de değişmezmiş gibi görünen her şeyin aslında değiştirilebilir olduğu gerçeğiyle karşılaşıp umutlanmaya çok ihtiyacımız var bence… Çok temel meseleler üzerine kafa yormuş Vasıf Öngören. Elbe de özünde, temelinde emek sermaye çatışması var. Sosyalist bir yazar olarak Vasıf Öngören çok nettir çizgisinde. Brecht’in bir dünya görüşünün tiyatrodaki karşılığı olarak oluşturduğu kuramını, sistematiğini Türkiye orijinalitisene uygulamasıyla özel bir yazar. Bu anlamda bir sistem olarak ve Türkiye orijinalitesinde yeniden teorisine emek harcamış ve ürünlerini de bu kadar ustalıkla vermiş bir ikinci yazar olmadını düşünüyorum bu kulvarda. Dolayısıyla onun yaklaşımı çok temel bir yaklaşım hayata bakış için. İnsanlar arasındaki ilişkilerde insanı bulmak isteyen, eğlendirerek değiştirmek,düşündürmek, güldürerek dönüştürmek isteyen bir tiyatro bu. Hem çok keyif alınan ama en çok da kavramanın hazzı dediği şeyin peşinde olan bir üslup. Bugün pek çok anlamda, sendikal hakların gaspından tutun, zengin mutfaklarında yeniden semiren, semirtilen gençler kimler, nerelere maşa oluyorlar, bütün bunlara yeniden bakmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Suikastlerle, fail-i meçhullerle dolu yakın tarihimiz, oralara da yeniden bakış imkanı veriyor Zengin Mutfağı. En önemlisiyle, sıcacık, çok iyi tanıdığımız Yeşilçam tiplemeleri diyebileceğimiz Aşçı, Hizmetçi, Şoför, baba adam olan bir Patron, Kerim Bey gibi aşina olduğumuz figürleri aslında görünenin ardındaki gerçek yanlarıyla, Yeşilçam’ın bize sunduğu görüntülerinin çok ötesinde gerçek ilişkileri içinde anlatıyor. Vasıf Öngören çelişkiyi ve dönüşümü çok önemseyen bir yazar, epik yöntemin de vazgeçilmez iki unsuru olarak. Elbet de çelişkinin olduğu yerde gülmece başlıyor. Çok eğlenceli bir oyun. Ama en çok farkına vardıkça, kavramanın hazzıyla yol alacağını düşünüyorum seyircinin. Bu tarihte yapılmasının özel bir seçim olmasının çok daha ötesinde bir önemi olduğunu söylemek için anlattım aslında tüm bunları. Benim bütün dileğim bir gün Vasıf Öngören oyunlarının demode olmasıdır! Bütün yüreğimle bunu dilerim. Daha hafif, daha çözülesi ve artık değiştirilebilir olduğuna inandığımız problemlerimiz olsun hayatımızda! O günler gelinceye kadar Vasıf Öngören hep güncel bir yazar olacak sanırım!

Görsel

Zengin Mutfağı, ironik bir tezatın içerisinde gibi bugün. 15-16 Haziran yürüyüşü gibi Türkiye işçi sınıfının ilk kez ve en güçlü gövde gösterisini gerçekleştirdiği dönemde geçiyor oyun. Bugünse dünyada ve Türkiye’de işçi sınıfı en zayıf dönemini yaşıyor. Nasıl bir dramaturjik alt yapıyla karşıladınız bu durumu?

Aslında çok çarpıştık. Hem metnin kendisiyle, hem içeriğiyle hem de yönetmiyle. Bir düsturu asla bırakmadık, epik yöntemin bize söylediği ve Vasıf Öngören’den kalan. Diyor ki: “Devrimci bir yazar gerçeğin değiştirilebilir olduğundan başka bir şey öğretemez. En fazla bunu öğretebilir.” Zaten öğretici bir işlevi de çok önde tutmaz yaptığı tiyatroda. Daha çok farkındalık yaratmak peşindedir. Dolayısıyla o atkıları atmak, soruları ilişkilendirmek, nelerin değişip nelerin değişmediğini düşümdürebilmek adına kurguladık oyunu. Hikâyedeki bazı detayları bugüne getirmek ya da bugünle karşılaştırmak gibi bir yöntemi özellikle seçmedik. Oyunu kendi tarihselliği içinde korumanın, bugün pek çok gencin bilmediği işçi sınıfının o görkemli direnişinde haberdar olmalarını sağlamanın bile onları bir karşılaştırmaya bir sorgulamaya götüreceğini bilerek o tarz bir güncellemeye gitmedik. Biz daha çok Vasıf Öngören’in toplumsal anlamda sınıflar, sınıfsal çatışmaların çok keskinleştiği ’70ler Türkiyesi’nde geçirdiği, dışarıda yaşananların bir mutfağa nasıl yansıdığı üzerine ustaca kurguladığı hikâyesini en yalın, meselesini korur bir biçimde yeniden keşfetmek, tarif etmek belki bugün bizim kullandığımız dil ve değişime uğramış kavramlarımızla bir ortak dil kurabilmek,bunlardı yolculuğumuz. Epik tiyatro, epik oyunculuk aslında uzun yıllar bir arada çalışan aynı dünya görüşünden insanların bir araya geldiği topluluklarca en ustaca yapılır. Tabiî ki bizim gibi ödenekli kurumlarda bu çok mümkün değil. Ama yine de biz çok şanslı bir ekibiz. Hayata bakış açısı yakın olan arkadaşlar olarak bir araya geldik. Buna rağmen elbet de metni algılayışımızda farklılıklar vardı. Bütün bunları zenginlik olarak kullandık. Fakat zannediyorum dramaturji çalışmamızın en önemli farkı; Brecht’e de Vasıf Öngören’e de bilindiği varsayılan teoriyle yaklaşılır ama aslında bunun pratikteki karşılığı ya da gerçek dayanakları çok kullanılmaz. Kullanılmadı Türkiye’de. Biz gerçekten öğretiyi, yani epik sistemi, bayağı yeniden keşfetmek isteyen ve o metodun adımlarını birebir uygulayan, kitabına uygun diyebileceğim bir dramaturji çalışması yaptık. Çelişkileri bulurken, çok zengin bir malzeme döktük ortaya. Bu nedenle de uzun süredir çalışıyor olmamız bir avantaj oldu bizim için. Brecht’in de Vasıf Öngören’in de neden uzun süreler provaya ihtiyaç duyduklarını da somut olarak gördük bu sayede. Metnin meselesini anlatmak başlı başına önemliydi bizim için. Üzerine bir kuş kondurma derdimizse hiç olmadı. Ama şöyle bir şey yaptık; oyuna metinde olmayan şarkılar ekledik. Dramaturgi çalışması sırasında da sınayabildiğimiz kadar sınadık şarkıları, yeni sözleri ve müzik anlayışını. Sonuçta bugünden yeniden bakmak, büyüteç tutmak diyebileceğimiz bir çalışma oldu. Bir yenilik oldu. Elbet de sonucunu seyirci ile birlikte sınayacağız. Tüm bunlar dramaturgi çalışması sırasında metnin içerisinden doğdu. Oyunun meselesini görünür kılmaya yönelik ciddi bir masa başı çalışması yaptığımızı söyleyebilirim.

 Görsel

Zengin Mutfağı gerçekten gülmecenin bol olduğu bir oyun. İnsanın izlerken karnına ağrılar girebiliyor gülmekten. Ben daha önce izlediğim kimi örneklerinde özellikle Aşçı karakterinde gülmece ögesinin abartıldığına ve bıunun de o karakterin geçirdiği dönüşümün gözden kaçmasına yol açtığını tanık olmuştum. Tüm karakterlerin dönüşümü var oysa oyunda. Adı olmayan tek karakter de Kız karakteri. Solcuların bile kitap vermeye değer bulmadığı bir karakter. Bu anlamıyla kadın sorununu da tartışıyor oyun…

Çok güç bir denge var evet. Çünkü amacınız izleyiciye burjuva tiyatrosunun amacı olan göz boyama, sadece yüzelsel olarak ve burjuva estetiği içerisinde keyifli vakit geçirtmek olunca seçenekleriniz çok fazla. Ve yaratıcılığınız ve ekibinizin yetenekleri, donanımınız el verdiği ölçüde bir metni ele alıyorsunuz. Bu metindeki güçlükse kendi ezberinizi de kırmanızın gerekmesi. Elbet de oyunculuk yönelimi olarak da bugün yapılan görsel zenginlikteki rerilere bakınca yönetmen olarak da insan yer yer başka artistik lezzetlerin ne kadar ağır bir ezber olduğunu görüyor. Onların peşine düşer gibi olup vazgeçtik, kendimizi ayık tutmaya çalıştık bu konuda. Çünkü özünde durumların, ilişkilerin içinde bu kişi bu koşullarda böyle davranıyor denilen ve kendi sınıfsallığından, gerçekliğinden, gerçekçi öz çıkarından bihaber bireyin ne kadar komik durumlara düşebildiğini ustaca gösteren bir oyun Zengin Mutfağı. Dolayısıyla bütün mesele ilişkileri kurmakta, bunun yerleşimdeki karşılığını bulmakta, tartımdaki, tempotaki karşılığını bulmakta, bunun için de oyunun tümünü ele geçirdikten sonra akışla ve seyirciyle de dengesi bulunacak bir süreç bu. Bilenler biliyordur, Brecht oyuncuları 40 oyun sonra bazı bölümleri değiştirebiliyorlar, yeni buluşlar yapabiliyorlar, Brecht bazı bölümleri tekrar yazabiliyor. İzleyici ile birlikte aslında o denge bulunuyor. Biz gülünç olmaya değil, gülünesi durumları göstermeye özen gösterdik. Bu konıuda çok titiz davrandık.

Kızı olarak Vasıf Öngören’in bir oyununu yönetmekle ilgili bir parantezle bitirmek isterim. Çok güç bir karar benim için. Vasıf Öngören’in oyununu, üstelik de Başar Sabuncu ve Şener Şen gibi isimlerle anılan bir oyununu, böylesi bir kurumda sahnelemek gerçekten güç bir karardı. Ama şöyle söyleyebilirim; Vasıf Öngören’i doğru okumaya çalışan bir avuç insandan biri olduğuma inanıyorum. Bunu anladığım yerde bu cesareti gösterdim. Elbet de böylesi bir girişimin sonucundaki zaaflar bana fatura edilmedilir. Zaten metin kendi sözüyle, gücüyle ortada. İçinde hatalar da barındırsa doğru bildiğin yolda üretmenin doğru olduğunu düşünüyorum.

Reklamlar