soL Gazetesi oyunumuz üzerine ekibimizle röportaj yapıp yayımladı.

Röportaj: Sinem Burgu

Görsel

Oyun Sandalı ne zaman kuruldu?

Harun Güzeloğlu: Oyun Sandalı aslında bir tiyatro ekibi kurma projesi olarak geçen yaz kurgulandı. Düşünme boyutu daha eskilere dayanıyor. Türkiye’de son dönemde genç yazarlar oyunlarının sergilenmesini sağlayabilecek olanakları çok fazla bulamıyorlar. Bu yüzden de daha çok yazarlık mezunu olan ya da bu tür yetenekleri olan insanlar ilk elden dizilere koşturuyorlar. Biz de dedik ki, bu kadar yetenekli genç yazar adayı varken bu insanları yeni şeyler yazmaya özendirecek bir yapı oluşturalım ve yeni yazarların ilk oyunlarını mutlaka repertuvarına alacak bir tiyatro kuralım. Oyun Sandalı böyle ortaya çıktı ve sloganı da; yeni yazarlar, yeni oyunlar… Tabiî bu kurguyu yaptık ama hemen de yeni yazarlar bulamadık. O zaman biz yeni bir şey yazalım diye düşünerek başladık. Nereden başlayalım diye düşünürken Cansu’nun ortaya attığı bir Hayyam projesi çalışma fikri oldu. Bu fikirle birlikte yola çıkmış olduk. Ve Hayyam, Oyun Sandalı için yol almaya başlamamız anlamında ‘vira’ oldu.

Neden Hayyam’ı anlatan bir oyun ile yola çıkmak istediniz?

Cansu Fırıncı: Öncelikle rubailerini daha önce okuduğumuz, bildiğimiz, sevdiğimiz bir ozan bir taraftan. Diğer taraftan da rubaileriyle bilinmesinin ötesinde büyük bir bilim adamı aynı zamanda Hayyam. İnsanlık tarihine çok fazla şey katmış. Hayatını okumaya başladığınız, bilimle ilgili çalışmalarını öğrenmeye başladığınız zaman gerçekten nefesiniz kesiliyor. Çünkü bugün matematikte kullanılan ‘x’ sayısını örneğin Hayyam bulmuş. Arapça’da ‘şey’ kelimesi ‘bilinmeyen’ manasında kullanılıyor. Sonra bu İspanyolca’ya geçince ‘xey’ oluyor, ve zamanla kısaltılarak ‘x’ oluyor. Bugün bizim birçok işlemi yapabilmemizi sağlayan ‘bilinmeyen’ anlamına gelen ‘x’ sayısının mucidi, Binom açılımının da mucidi. Ve başka pek çok değerli bilimsel çalışması var. Bütün dünyanın tanıdığı bir Orta Doğulu’nun aslında bütün dünyayı etkileyen büyük bir bilim adamı olması… Bu çok büyüleyici bir şey.

Diğer taraftan da insanlar oyun seçimi yaparken hangi saiklerle hareket ederler? Toplumsal ilişkiler ağının içinde yaşarsınız. Bir tarafta bir şeyler olur ve sizi onlara tepki vermeye iter. Hayyam da bir vesileyle, Fazıl Say’ın bir sosyal paylaşım sitesinde Hayyam’ın bir rubaisini paylaşması ve bunun üzerine yargılanmasıyla yeniden Türkiye’nin gündemine geldi. Ve açıkçası çok sağlıklı bir şekilde de tartışılmadı bu süreç. Aslında sadece bir rubainin geçekten onun olup olmadığı üzerinden tartışıldı. Oysa ki Hayyam’ın yaşamını irdeledikçe anlıyorsunuz ki, Nasreddin Hoca gibi bir adam. Yani halk söyleyemediklerini ama söylemek istediklerini Hayyam’a mal ederek söylemiş. Dolayısıyla bir sürü Nasreddin Hoca fıkrası var, bunların hangileri gerçekten ona ait bilinmiyor. Hayyam’ın da pek çok rubaisi var ama bunların kaç tanesi gerçekten ona ait bilinmiyor. Ve Hayyam’ın rubai yazarı olmak dışındaki diğer vasıfları da bilinmiyor. O zaman madem Türkiye’nin gündemine böyle geldi, biz de bestelenmiş rubaileriyle, Hayyam’ın hayat hikayesiyle örülmüş bir oyunu bugün toplumun karşısına çıkartalım ve böyle bir tepki verelim diye düşündük ve Hayyam ile birlikte yola çıktık.

Görsel

Peki bu ekip nasıl buluştu, Sevtap Oyun Sandalı’na nasıl dahil oldu?

Sevtap Özaltun: Ben Cansu aracılığıyla Harun ile tanıştım. Cansu önermiş beni Harun’a. Sağ olsun iyi de etmiş. Ben de metni okudum ve çok sevdim. Çünkü bin yıl önce yazılan bu rubailerin bugün hepimizin derdine tercüman olduğunu düşünüyorum. Ben de bu arada Hayyam ile ilgili – ki birçok rubasini de bilmiyordum açıkçası – birçok şeyi oyunla beraber öğrendim. Ve öğrendikçe hayranlığımın boyutu değişti. Ve keyifle bu projenin içinde yer almak istedim. Ve şu anda da her şey çok iyi ilerliyor. Ben aslında müzisyen değilim ama bu oyunda şarkıları da ben söylüyorum. Şarkı söylemeyi çok seven biriyim. Ekipteki arkadaşlarım bilmiyordu bunu. Sadece Cansu’ya belki daha önceden söylemiş olabilirim. Cansu da bana telefonda ‘şarkı söylemeyi becerebilir misin’ dediğinde ‘tabiî beceririm’ diyip hemen kabul ettim. Sonradan aslında iyi bir performans sergilemenin çok zor olduğunu gördüm. Umarım üstesinden gelirim. Bu ekip de beni çok destekliyor zaten. Umarım hakkıyla bu oyunu oynar, şarkılarımı da söyleyebilirim.

Şarkılardan bahsetmişken oyunun biçiminden de biraz bahsedelim mi o zaman?

Harun Güzeloğlu: Oyunumuz müzikli bir oyun ama biraz genel kalıpların ötesine geçiyor. Müzikli oyun diye bildiğimiz genelde içinde koral şarkılar olan ya da arkasından sadece müzik çalınan bir şeydir ya da kayıttan gelir vs. Bu oyunun genel kurgusu aslında şöyle: ‘bir meyhanede rastlaşmış, buluşmuş iki arkadaş yine bir meyhane işleten arkadaşlarının yanına gittiklerinde n’olur?’ diye düşünüp biraz Hayyam’ın ruhuna da yakışır bir mekan dokusu çıkarmaya çalıştık. ‘Meyhanede ne olur?’ dedik. Meyhanede şarap olur, meyhanede müzik de olur, ve hatta meyhanede müzik biraz da işlevsel olur. Nasıl olur peki? Mutlaka içinde seyircilerin sevdiği, dinlemekten hoşlandığı şarkılar da olur. Onları seçtik, belirledik. Sevtap bu şarkıları okuyor. Oyun meyhanenin içinde kurgulandığı için biraz serbest doğaçlamaya dayalı izlenimi versin ve seyirciyle interaktif bir ilişki kursun istedik. Bunda tabiî müzikten de yararlanıyoruz. Bizim doğaçlama oynadığımız bölümlerin içerisine doğaçlama müzik yapılıyor. İçinde geleneksel öğelerin de bulunduğu, modern oyunculuk tarzlarının da bulunduğu, aslında tek bir biçime sığdırılamayacak birçok şeyin iç içe geçtiği bir yöntemle sahnelemeye çalıştık. Umarım başarılı olmuşuzdur. Temel derdimiz de zaten Hayyam’ın hayatını anlatırken onu lezzetli anlatabilmek ve seyircinin keyif alabilmesini sağlamak zaten.

Görsel

Oyun Sandalı’nın fikir aşamasında da olsa yeni projeleri var mı?

Cansu Fırıncı: Yeni oyun yazarlarının yeni metinlerini sergileyeceğiz bu tiyatroda. Aklımızda kimi şeyler var ama henüz netleşmiş değil bu projeler. Ama sanıyorum şöyle bir yerden devam edecek bu projeler. Hayyam da da böyle yaptık. Kendi hayatlarımızdan yola çıktık aslında. Hayyam’ı anlatırken aslında kendimizi anlatıyoruz. Kendi yaşadığımız sorunları, sıkıntıları, mutlulukları ve mutsuzlukları anlatıyoruz. Çünkü bin yıllar geçiyor ama bazı şeyler değişmiyor. Çünkü eğer hayata bilimsel bir gözle bakıyorsanız, hayatı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyorsanız, insanlığa bir şey katmaya çalışıyorsanız ve dogmaların, bir takım değişmez varsayılan kuralların, her şeyi kendi istediği doğrultuda düzenleme hakkına sahip olduğunu düşünen iktidarların olduğu bir dönemden geçiyorsanız, kafası aydınlıktan yana çalışan insanların yaşadığı sorunlar aslında benzer. Yani Hayyam döneminde, çağında ne yaşadıysa bugün Hayyam’ın hayata bakışıyla hayatı yaşayan insanların yaşadığı sorunlar, acılar, mutluluklar, mutsuzluklar çok benzer. Biz burada Hayyam’ı anlatırken aslında diğer taraftan Harun’un bahsettiği o samimi kurgu içerisinde kendi hayatlarımızdan da bir parça insanlara göstermiş oluyoruz. Elitist, halk düşmanı tiyatrocular söyleminin aslında üstünü kazıdığımız zaman altından ne kadar da toplumda emekçilerin kendi emek gücüyle çalışan insanların hayatına benzer hayatlar yaşandığını da aslında insanlara göstermeye çalışıyoruz. Ve sanırım savaşların hiç gündemden düşmediği bir coğrafyada, bırakın ulus savaşlarını artık mezhep savaşlarının gündeme geldiği ve yaşandığı bir coğrafyada sanırım Oyun Sandalı ikinci projesinde de böyle bir konuya el atmayı tercih edecek. Şimdi bizim eğilimimiz bu yönde açıkçası.

 

Reklamlar