Bu röportaj soL gazetesinde yayınlandı.

Geleneksel Nâzım Hikmet Okuma Tiyatrosunu başlatan ve hayata geçirenlerden usta tiyatrocu Metin Coşkun ile Nâzım Hikmet’in tiyatro yazarlığı ve okuma tiyatrosu üzerine sohbet ettik.

Görsel

Her yıl oyunları okuma tiyatrosu biçiminde oynanan ilk yazar sanırım Nâzım Hikmet. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de ve belki de dünyada da başka örneği yok. Bu yıl 12.’si düzenleniyor okuma tiyatrosunun. Nasıl başladınız ve neden okuma tiyatrosu?

Aslında tiyatro dekoruyla, kostümüyle, aksesuarıyla, mizanseniyle birlikte yapılır, böyle olması tercih edilir. Ama böyle bir olanak olmadığı için, Nâzım’ın oyunlarından özellikle de daha az tanınmış olanlarını hiç olmazsa tanıtabilmek için başlattık okuma tiyatrosunu ve 12 yıldır devam ediyoruz.

Nâzım Hikmet’in şairliği konusunda bir tartışma yok. Tüm dünyada en büyük şairler arasında kabul ediliyor. Ama oyun yazarlığı tartışmalı. Nâzım için kötü oyun yazarı diyorlar! Öyle mi sahiden?

Nâzım’ın kendi sözlerinden ötürü pek çok kişinin rahatlıkla dile getirdiği bir şey bu. Nâzım kendisini iyi bir tiyatro yazarı görmediği için bir çok insan da bunu böyle ifade edebiliyor. Nâzım bile söylemiş bunu, diyorlar. Oysa Nâzım bunu tevazudan ötürü söylüyor tabiî. Bir de Nâzım tiyatro oyunu yazarken öğrenmek de ve hayatının sonuna kadar da bir öğrenme süreci yaşar her komünistin olduğu gibi. Öğrenmekte olduğu için, kendisini bir talebe olarak gördüğü için tevazu içinde ifade ediyor bunu, ben üçüncü sınıf bir tiyatro yazarıyım, diyor. Bana göre öyle değil. Elbette yazdığı oyunlar arasında bir takım farklar var dramaturjik yapısı itibariyle. Kötü yazar demek mümkün değil. Nâzım Hikmet dünyanın en önemli şairlerinden biri hatta birincisi bana göre. Bu kadar önemli bir yazarın başka işlerinde de önemli olduğunu düşünmek gerekir. Elbette şiirde dünyanın en iyisi, en azından bana göre böyle bu. Tiyatroda o seviyede değil, derken yine bir yargı vermiş oluyorum aslında, bana göre değil diyeyim. Oyunları şiirleri düzeyinde başarı kazanmadığı için belki de böyle düşünenler oluyor. Ama bence Nâzım kötü bir tiyatro yazarı da değil. Bunu oynadığımız oyunlarında da gözlemledik, tespit ettik. Yazdığıkları laf olsun diye yazılmış şeyler değil, hepsinin bir nedeni, bir temeli var. Neden sonuç ilişkisine dayanan oyunlar yazmış. Kötü oyun yazarı demek haksızlık olur Nâzım’a.

Görsel

Dünyanın büyük oyun yazarları olarak kabul edilen, Şekspir’in örneğin ya da Çehov ya da Moliere, hepsinin oyunları binlerce kez, farklı ekollerden gelen tiyatrolarda başka sahneleme biçimleriyle seyirci karşısında sınandılar. Nâzım’ın oyunlarınınsa böyle bir şansı olmadığı bildiğim kadarıyla?

Olmadı diyemeyiz tam olarak. Sovyetler döneminde sergilendi oyunları. Sosyalizm döneminde iyi oyun yazarları yetişmedi aslında. Sosyalist tiyatrocular devrimci oyunlar sergilemek için yeterli malzeme bulamadılar. Ve o dönemde Nâzım’ın Ferhat ile Şirin ve başka bir kaç oyunu sosyalist ülkelerde hatta kimi batı ülkelerinde de oynadı. Yani hiç sınanmadı diyemeyiz ama yeteri kadar seyirci ile buluşmadı diyebiliriz. Türkiye’de Nâzım’ın dönüp dolaşıp bir kaç oyunu oynandı. Ferhat ile Şirin mesela. Ferhat ile Şirin en iyi oyunlarından biri. Bir halk masalını devrimci bir bakış açısıyla yeniden yorumlayıp sonunda Ferhat’ın kişisel âşkının toplumsal bir sevgiye dönüşmesi temasına oturtuyor. Oyunları yeterince seyirciyle buluşmadı diyebiliriz, evet.

 Görsel

Bu yılki oyun seçimini konuşalım istersen. Yeni Osmanlı, Padişahlık tartışmalarının ortasında Kör Padişah’ı seçtiniz bu yılki okuma tiyatrosu için. İsmi oldukça manidar oldu!

Önce ismi dikkat çekti tabiî! Yılmaz Onay’a önerdik. Severek kabul etti. Üzerinde çalışmasını yaptı, dramaturjisini oluşturdu. Kör Padilah, Nâzım’ın klasik oyunlarından biraz farklı. Sanki bir çocuk oyunu gibi yaklaşmış. Üç Cadı karakteri üzerine kurmuş oyunu. Savaş karşıtı bir oyun. Tüm dünyayı istila etmiş ve atının ayağının basmadığı toprak neredeyse kalmamış olan bir padişahın kör olduğu bir masalda geçiyor oyun. Ve padişahın gözlerinin açılması için atının ayağının basmadığı bir toprak parçası bulunması gerekiyor. Bu arada masalın içine dışarıdan, gerçek dünyadan bir karakter sokuyor. Bu da bir yabancılaştırma oluşturuyor. Yani her anlamıyla güncel konularla temas ettiğini söyleyemeyiz oyunun aslında. Ama hem kör hem padişah, cuk oturdu!

Okuma tiyatrosuna her yıl oldukça yoğun bir ilgi oluyor.

Biz bu işe başlamadan önce ben bir okuma tiyatrosuna tanık olmadık, yapmadım, ilgi de duymadım.

Tiyatro oynanmak için vardır diye düşünürdüm, hâlâ da öyle düşünüyorum. Ama okuma tiyatrosunun seyirciyle farklı bir ilişki kurduğunu gördük. Bu da beni şaşırttı doğrusu. Seyircinin pek çok eksiğe rağmen hepsini varmış gibi algıladığını gördüm örneğin. Metnin seyirciye tam anlamıyla geçtiğini fark ettik. Seyircinin hayalgücünü harekete geçiriyor ve ona farklı bir tat alıyor. Tüm oyunlarını bitirene kadar devam edeceğiz oynamaya. Bitince de belki tekrar başa döneriz, kim bilir!

Görsel

Reklamlar