Bu hikâye cafrande.org sitesinde yayınlanmıştır.

Görsel

Bu hikâye çiçek yetiştirmenin yasak olduğu zindanlarda, kızlarına, eşlerine, sevdiklerine, dostlarına ve bu ülkenin yurtseverlerine, devrimcilerine sevgi, direnç, mücadele azmi filizleyen tutsaklara adanmıştır. Özgürlükte kucaklaşmak dileğiyle. Fesleğen kokulu sabahlarda…

Çalıştığım gazetede oldukça zor zamanlar geçirdiğim, işimi kaybetmek üzere olduğum günlerde karşıma her şeyi düzeltmek için çok büyük bir fırsat çıkmıştı. Bütün acar muhabirlerin peşinden koştuğu esrarengiz adama biraz da tesadüflerin yardımıyla ulaşmış ve onu gazete için röportaj vermeye ikna etmiştim.

 

Bilim dünyasını şaşırtan, bilim insanlarını birbirine düşüren, tarihçileri derin araştırmalara gark eden, tüm dünyanın merakla beklediği demokrasi gazisinin hikâyesi tüm gazetelerden önce benim gazetemde yayımlanacaktı. Bu bana işimi kaybetmek bir yana dünya gazetecilik tarihinde de silinmesi imkânsız bir yer kazandıracaktı.

 

Hangi olaydan bahsettiğimi hemen anlamışsındır.

 

Adamla röportajı yapıp, deşifreyi de bitirdikten sonra neşeli bir ıslık tutturup gazeteye yollandım. Girişte kartımı okutup kapıdan geçtiğim sırada haber müdürü önümü kesip, patronun beni odasında beklediğini söyledi. Gözlerinde alaycı bir bakış ve sesinde küçümseyici bir ima vardı. Asansöre binip en üst kata çıktım. Sekreter beni görünce gerdan kırıp, telefonla geldiğimi haber verdi. Elini özensizce kapıya yöneltip iki kere, gir manasında salladı. Kapının önünde üzerimi başımı düzeltip, boğazımı temizledikten sonra, içeri girdim.

 

Patron tüm şehri tepeden gören, duvarı boydan boya kaplayan pencerenin önünce elinde purosu dışarı bakıyordu. Bir süre yokmuşum gibi dikildikten sonra bana döndü. Yüzüme yayılan aptal gülümsemeyle tam ona bomba haberi söyleyemek üzere dudaklarımı kıpırdatmıştım ki, işaret parmağını ağzına götürüp sus işareti yaptı ve bana hakaretler yağdırmaya başladı.

 

Ne beceriksizliğimi bıraktı, ne zeka kıtlığımı ne de tembelliğimi. Kovulmuştum. Elimde tuttuğum deşifre metnini katlayıp iç cebime koydum ve hiçbir şey söylemeden gazeteden öylece çıkıp gittim. Bu zengin, nobran ve görgüsüz adamdan nasıl intikâm alacağımı çok iyi biliyordum!

 

Tutulduğu İnceleme Merkezi’nden firar ederek kayıplara karışan ve tüm dünyanın peşinde olduğu bu mucize adama, ulaşmayı başardım. Evet evet. Yanlış okumadın ona ulaştım ve ilk röportajı ben gerçekleştirdim. Ve bu röportajı yayımlaman için sana iletiyorum. Nasılsa yayımlandıktan sonra ben artık üne ve paraya kavuşacağım. Zor zamanlarımda bana destek olan senin gibi bir dostumla bu başarıyı bölüşmek benden hiçbir şey eksiltmeyecek aksine vefa borcumu basitçe ödememi de sağlayacak…

 

Eski patronuma gelince…. Öyle saça böyle tarak! Daha ne diyeyim.

 

Üstelik bir de fotoğrafını çektim adamın iyi mi! Onu da ekte yolluyorum. Seni özledim sevgili dostum. Sıkıca kucaklarım.

 

İşte mucize adamla röportajımın tam metni:

 

Demokrasi şehitleri kavramı, mahalle baskısı kavramından da daha çok tartışılacağa benziyor. Buzulların çözülmesiyle birlikte bölgeye akın eden balıkçıların oltasına takılan ve okyanus berisinde yaşanan nükleer patlama sonrasında tamamen yok olduğu düşünülen bir ülkede, tesadüfün iğne deliği hayata tutunan Demokrasi Gazisi’yle az sonra hepimizin merak ettiği soruları konuşacağız.

 

Yaklaşık olarak bir asırdır buzulların altında bozulmadan kalan ve balıkçıların büyük bir şans eseri bulduğu adam, bir balıkçının kendisine kalp masajı yapması ve hayat öpücüğü vermesi üzerine hayata geri döndü. Balıkçının hayat öpücüğü verdiği anda gözlerini açan adamın ilk sözleri:

 

Öpmek yok öpmek yok! Oldu ve balıkçıya iki tokat aşk etti. Peş peşe patlattığı tokatların ardından:

 

Bizler Demokrasi şehitleriyiz! Kahrolsun demokrasi! Diye bağıran adam derhal hastaneye oradan da dünyanın en iyi bilim insanlarından müteşekkil bir labratuvara kaldırıldı.

 

Tüm dünyanın merakla beklediği ve medyadan özenle kaçırılan adama ilk kez ben ulaşmayı başardım. Tam bir asır buzulların altında donmuş vaziyette kalan adamın en çarpıcı özelliği oldukça unutkan olması. Sık sık kullandığı cümleler arasında:

 

-Dün dündür, bugün bugündür! Hayaldi gerçek oldu! Bir uyandım ki rüyaymış! İspat edemezsen namertsin! Ne zaman söylemişim? Kime söylemişim? Söylemiş miyim? Allah Allah niye söylemişim acaba? Unutkanlığıyla dikkat çeken konuğumuzunsa unutamadığı tek şey demokrasi! Demokrasi sözü ağzından düşmüyor. Demokrasi aşağı, demokrasi yukarı. Varsa yoksa demokrasi. Ona göre demokrasi bir varlık yokluk meselesi!

 

Evet, benim ısrarlı teklifimi geri çevirmediğiniz ve röportaj vermeyi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Hoş geldiniz.

 

-Demokrasi bulduk!

 

Hemen demokrasi takıntınızla başlayalım. Nedir sizin bu demokrasi ile alıp veremediğiniz? Demokrasiyi tanımlar mısınız rica etsek?

 

-Demokrasi: adı var kendi yok!

 

Bilmece gibi yani?

 

-Demokrasi: Bir meydan polisçik, eli dolu sopacık!

 

Hımmm, ilginç!

 

-Demokrasi: Yoksulun varlık sebebi! Varsılın çokluk sebebi! Varsa da yok, yoksa da var.

 

Nasıl yani?

 

-Var…

 

Ee, öyleyse?

 

-da diyemem!

 

Allah Allah!

 

-Yok

 

Diyorsunuz.

 

-da diyemem.

 

Ne menem bir şey bu acaba?

 

-Varsıl varsa, yoksul çok. Varsılın varlık sebebi, yoksul. Yoksul için varlık yokluk meselesi. Yokun çoksa, varın yok! Varın çoksa yokun yok! Demokrasi varlığa varmak için yokluğu satmak! Varmak, olmak, var olmak, varoluş! Varoş! Sıpa!

 

Anlayamadım sıpa derken!

 

-Sen yok dedikçe polislerin elinde sopa! Vuruyor kafaya, basıyor yaygaraya! Evraklar gidiyor Ankaraya!

 

Ankara derken?

 

-Sivrisinek saz, Silivri, Kumburgaz!

 

Demokrasiye dönersek? Biraz daha ayrıntılı bilgi verseniz?

 

-Demokrasi de demokrasiymiş ha! Adam durmadan koyuyordu. Adam koydukça demokrasi ilerliyordu. Yani adam zevk almak için değil, ileri demokrasiye varmak için koyuyordu.

 

(Söyleşinin tam da burasında misyoner ülkelerin demokrasi ihraç etmek için savaş açtığı ülkelerde ölen milyonlarca insan geldi aklıma. “Demokrasiyi tesis etmek” için yağdırılan bombalar altında can veren miyonlarca insan…)

 

Adam derken kimi kast ediyorsunuz acaba, sakıncası yoksa açıklar mısınız? Tüm dünya bunu merak ediyor?

 

-Recebim!

 

Recebim derken, neyi kastediyorsunuz acaba?

 

(Yine aynı şarkıyı mırıldanmaya başlıyor burada.)

 

-gemilerde recep var

bahriyeli oğlu var

o da gitti Amerika’ya

ne de kârlı şirket var

hadi benim recebim recebim

sana kaset vereceğim

açmazsan internete gireceğim

 

Şarkınız bittiyse konumuza dönsek?

 

-Adam zevk için değil demokrasi için koydukça birileri zevkten inliyordu:

Koy, koy, daha çok koy! Demokrasi aşkına koy! Demokrasi yoluna girdik bir kere durmak yok, ileri! Suyundan da koy!

Adam şakşakçıları duydukça koydukça koyuyor, koymaya doyamıyordu!

Demokrasi de demokrasiymiş ha! Adam durmadan koyuyor, koydukça demokrasi ilerliyordu!

 

Bilim kurgu filmleri gibi!

 

-Adam gazetecileri koyuyor, demokrasi ilerliyor, bilim adamlarını koyuyor demokrasi ilerliyor, yazarları koyuyor demokrasi ilerliyor, zamları koyuyor demokrasi ilerliyor, yasakları koyuyor demokrasi ilerliyor, çiftçiyi, köylüyü, işçiyi koyuyor demokrasi ilerliyor!

 

(İşgalci ülkelerin demokrasi söylemiyle başka ülkeleri işgal etmesini kolaylaştırmak için Kral’ın komşu ülkeleri demokrasiye çağırdığı günler geçiyor aklımdan, sonrasında bu komedi tekbir eşliğinde demokrasiye kurban etmek için kesilen kafalarla birlikte trajediye terk etmişti yerini…)

 

Şaşılacak şey doğrusu!

 

-Adam koydukça vicdan duruyor, akıl duruyor, insanlık onuru duruyor, özgürlük duruyor, eşitlik duruyor, herkes donup kalıyor, demokrasi bana mısın demiyor, durmadan ilerliyordu!

 

Peki, tüm bunları herkes nasıl karşılıyordu?

 

-Adam savcıyı çete üyesi diye koyuyor demokrasi durmuyor, eski emniyetçiyi devrimci diye koyuyor demokrasi durmuyor, gazeteciyi yasadışı terör örgütü üyesi diye koyuyor demokrasi durmuyor!

 

Oldukça ilginç bilgiler sunuyorsunuz doğrusu. Ne anlattığınızı tam olarak anlayamasak da büyük bir ilgi ve merakla dinliyoruz!

 

-Demokrasi de demokrasiymiş ha! Adam durmadan koyuyordu. Adam koydukça demokrasi ilerliyor, işçi inim inim inliyor, yoksul inim inim inliyor, demokrasi tam gaz gidiyor, durmak nedir bilmiyordu.

 

Biraz daha ayrıntı verseniz?

 

-Halk takatsiz kalmış, sesi soluğu kesilmişken, demokrasi ilerledikçe meclisin ufuğu genişliyor, zevkten ağzı dudaklarına varıyordu. Demokrasi ne özgürlük tanıyor, ne yasa tanıyor, ne hak tanıyor, ne vicdan ne de akıl tanıyordu. Yeter ki demokrasi gelişsin, her şey askıya alınıyor, yetmez ama evet diye inleye inleye demokrasi âşıkları köşelerinde, ekranlarda nidalarla zevke geliyorlardı!

 

(İki diktatörden birini tercih etmek… Buydu demokrasi mücadelesinin anlamı insanlığın bir dönemi için… Kamuya ait işletmeleri ver, demokrasi al, bağımsızlığını ver demokrasi al, dilini ver demokrasi al, yemek, giyim kültürünü ver… Demokrasi jan janlı kutularla hipermarket raflarındaydı bir zamanlar…)

 

Oldukça ilginç bir zevk anlayışınız varmış o dönemde!

 

-Demokrasi de demokrasiymiş ha! Demokrasi ilerledikçe, kodamanlar dışında herkes için her şey yok oluyordu.

Demokrasi ilerledikçe ilerledi, durmak nedir bilmedi! Sonunda “tam demokrasiye” nihayet kavuştuk. Ama artık demokrasi dışında hiçbir şeyimiz kalmadı! Bileklerimizdeki zincirlerimizden başka!

 

(Demokrasi… insanlığın tiranı oldu. Halklar cellatlarına karşı ayaklanacağına onlara sevgiyle kucaklarını açıp, boyunlarını usulca eğdiler önlerinde… Toprak milyonlarca insanın kanıyla sulandı ve kızardı meyvelerle birlikte gökyüzü… Sonuç: Bugün hâlâ demokrasi arıyoruz. Yoksullar zenginler için nasıl yaşamaları gerektiğini oylayıp duruyorlar. Bir ülkenin yoksulları demokrasi uğruna başka ülkelerin yoksullarını bombalarla, silahlarla param parça ediyorlar. Çalışarak ürettikleri tek şey kendi yoksullukları oluyor oysa… Çıldırmamak işten değil. Zavallı adam akıl sağlığını iyi bile korumuş. Aklıma mukayyet olmam lazım… Şimdi değişen pek az şey olduğunu söylesem… Hayır hayır… Ona bunu yapmaya hakkım yok… Sus.. Sus…)

 

Bak ne diyeceğim. Bak bi… Hiiişşşt.

 

Özür dilerim dalmışım. Lütfen devam edin.

 

-Zincir… İncir… lik… demokrasi, krasi, demo, krasi, hürriyet, zincir, li, hürriyet, adalet, musavat, adalet, adele, acele, ecele… Geliyor… geliyor… Zincirli geliyor, demokrasi, si, si, si, eyvah, ey…

 

Biz her ne kadar pek bir şey anlamadıysak da yaşadığınız günlerin en önemli olayına sizin aracılığınızla hep birlikte tanıklık ettik. Çok teşekkür ederim…

 

Röportaja burada son verdim. Demokrasi Gazisi yaylana yaylana ve omuz tikleri eşliğinde hızlıca gözden kayboldu.

                                                                                                                         Acar Muhabir: C. F

 

 

Reklamlar