Bu yazı soL Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlandı.

Yazı: Cansu Fırıncı

Görsel

Zira sessiz akan bir ırmaktır o geceden. Bir gün çekip gidebilir bu şehirden, geride hiç bir anı bile bırakmadan. Değil mi ki her sevda bir ayrılığı, her sarnıç küflü bir yağmuru yaşar… Sessizdir, fısıltıdır, ama yol aldıkça, akıldan akıla, kalpten kalbe aktıkça zaman zaman çağlayan olur, sert kayaları aşındırır, aşılmaz denen dağları aşar, bentleri yıkar. Halk gibidir, bin yıllık sessizliği, içinde biriken öfkeyle tamamlar. Kelimeleri parlatmaz, duru, berrak akar ama dip akıntısına dayanmaz hiç bir filika. En beklenmedik anlarda girdap olup içine çeker okuru. Belki de o bu şiiri yazarken biz bir barikatta ölürüz..
Dedim ya sessiz, dingin, fısıltıyla konuşur onun şiiri. Ama artık o şiire yakalanan hiçbir zaman susamaz, haksızlığa katlanamaz, dünyayı olduğu gibi kabullenemez, arkası dönüp görmezden gelemez… Değişir, değiştirir…
Görkemli ’60lardan, umut veren ’70lere sonra uzun bir yüzyıl gibi süren ’80’e… Kırgındır şair, bungundur, söylenmemiş sahipsiz bir şarkıdır, kimileyin umutsuzdur. Arada en umutsuz olduğu anda mayına basıp gök yüzüne fırlayan umudu da taşır heybesinde. Bir nar ağacıdır üstelik, saçıldığında acı, öfke, umut, umutsuzluk, mücadele, dinginlik, hayat, zıtların bir aradalığı ve çatışmasıdır fışkıran…

kozalak yaktım ben de/ sessizlikte-
ömrümün kozalaklarını/ küllere sıvanmış/ baştan başa dolaşıp/ ağrıyan ormanı.
yağmur dindi sevgilim bak dinle/ her şey dindi, acıysa dinmemiş halde.

Dize sonunda sesli harflerle yakalanan uyaklar, kelimeleri özenli seçimiyle oluşturulan ses uyumları, iç uyaklar, insana haz özelliklerin başka varlıklara eklektik durmayacak şekilde aktarılması, alabildiğine doğal bir anlatım biçimi., hele de “sevgilim” kelimesinin şiirlerinde bu kadar çok ama bu kadar içten ve çarpıcı kullanılması:

kar yağıyor dışarda/sokak lambasına düşüyor/ve serçeler/üşüyor
kenarları hafifçe yanmış/sayfalarına kan/sıçramış/bir kitapta/nâzım hikmet/okuyorum.
dışarda kar yağıyor/ve dağ lokantasına/gidiyor/zengin/kasabalılar.
kar yağıyor dışarda/mektubun yeni gelmiş/istanbul/kokuyor.
dışarda kar yağıyor/seni seviyorum.

Aşk, acı, keder, ayrılık temalarının ağır bastığı şiirlerde geniş bir yelpaze kurabilme başarısı, Aysan’ın daha ilk şiirlerinde gösterir kendini, daha ilk şiirlerinde bunu kendi üslubu kendi diliyle okutmaya başlar karşısındakine.

Ve yine daha ilk şiirlerinden itibaren, dipten giden, alttan sessizce akan, bağırmayan, ama nasıl başarıyorsa isyan eden, hem kendi kendine okuyabileceğin hem de kitleler karşısında gücünden hiçbir şey yitirmeyen bir üslup, dili Sivas’ta yanıklarla susana kadar konuşturmuştur kendini.

İnsanın kendine en yakın duygularıyla, toplumsal yaşamda tiksindiği, eleştirdiği, karşı durduğu olayları, durumları, aynı şiirin içerisinde damıtabilmek, eklektik politik dizelerden her zaman kurtularak derdini anlatabilmek, aşkın da kavgaya yabancı olmadığını adeta ispat edebilmek şiirinin itibaren başat özelliklerden biridir, ateşle kavlanmış olan şairimizin:

kurtarılmış bir kalptir taşıdığın/senin, ne bakırdan bükülmüş/ne de geçirilmiş bir değirmenden/kimselere benzemeyen./kurtarılmış bir aşk yaşıyorsun/sen, ne paranın kiri sinmiş/üstüne, ne yalan safran gibi/almış rengini onun./hiçkimse de olmayan bir aşk/alevlerle/sevişen/bir semenderin kalbi gibi.

O halkını sever. Zaman zaman bir hekim duyarlılığıyla, zaman zaman kışlasını terk etmiş bir subayın sertliği ve burukluğuyla yaklaşır ona. Halkı oluşturan bireylerin aynı zamanda sunıflı toplumu birer üyesi olduğu gerçeğini de asla unutmaz ve bunu şiirinden sakınmaz. Kimileyin annesinin eteğine yapışan bir çocuk sevgisle kimileyin çocuğunun hatasını azarlayarak yüzüne vuran babanın kıyımsız sertliğiyle konuşur onunla:

sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler/yalan her şey gibi /aşklarınız da. /yaşamı ölüm
diye anlatıyorlar size/yalanı gerçek diye./ne leylakların/tomurundan/haberiniz var/ne önünüzden/ kara bir tabut/gibi geçen geceden./sevmeyi unutmuşsunuz kardeşler/yalan aşklarınız/da.

Yaşamın tüm fırtınası, dinginliği, kalabalıkların korkunç sessizliği, yalnız bireyin toplumu sarsan çığlığı, tepkisizleşmiş toplumun yakasının sirkelenmesi, dönüştürücü bireyin zaman zaman yaka silkmesi, göz yaşının ardındaki gülümseme, kahkahanın ardından dökülen sıcak göz yaşı, Arjantinli annelerinin Cumartesi arayışı hepsi, Behçet Aysan şiiridir.

O susarsa, okur konuşur, onun fısıldadığı yerde kelimeler çığlık olur.
Yaşamsal bir düellodur Behçet Aysan şiiri. Sonunda ölüm de olsa tetiğe dokunan…

Reklamlar