“ ‘Şiirözü’ diye nitelediğim kitapları yazarken, bir kez daha ve derinlemesine anladım ki, özüne ulaşabilene, başta şiir, tüm dallarıyla sanat bir definedir; düş, duygu, bilgi, sezgi, kültür definesi.”     Nihat Behram

AYKIRI AKADEMİ – Cansu FIRINCI

Fotoğraf: Serdar Nazım YÜCE

Dar Ağacında Üç Fidan. Bizim kuşakta bu kitabı okumamış olan var mıdır, bilmem. Hatta baskı sayısına ve adedine bakarsak, memlekette okumayanı azınlıkta kalır. Demek ki düşmanı bile okumuş kitabı. Böylesine ‘kült’ ve her daim gündemde olan bir eser yaratıp da altında ezilmemek, kitabın şöhretinin arkasında kalmamak zor şey doğrusu. Zor ama imkânsız değil. Ne de olsa biz, gerçekçi ol imkânsızı iste, diyenlerin soyundan geliyoruz.

Yaşım itibariyle elbette önce kitaplarını tanıdım Nihat Behram’ın; romanlarını, şiirlerini tanıdım. ‘80 sonrasının koyu karanlığında bir Anadolu kasabasında çölde vaha gibiydi. Elden ele dolaşırdı kitapları. Şiirleri kadar, roman ve günlük politika yazıları da kaleme aldı. Ama hiçbirinin gölgesinde kalmadı şiirleri. Bu da zor şey, zor ve şaşılacak şey. Ancak has şairin verebileceği bir sınav.

Onu ilk gördüğümde, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nin düzenlediği Sanat Cephesi toplantılarında, koltuğunun altında “Parayı Verdi Düdüğü Çaldı” kitabı, CIA’nın fonladığı satılık kalemleri anlatıyordu. Ömrü boyunca eşitliğin, özgürlüğün, kardeşliğin sesi olmuştu ve para ya da hiçbir çıkar karşılığında kimsenin düdüğünü çalmamıştı çünkü. O gün onunla tanışma şansı buldum. Sonra zaman içinde, yarısı gurbette yarısı vuslatta geçen hayatına dahil etti tevazuuyla, kardeşi belledi beni.

nihat_behram1

 

Yazarlık basamaklarının doruklarına tırmanmış bir yazarın, devrimci inadına, doğrudan ayrılmama becerisine, şaşmaz bir çalar saat gibi tehlikeyi işaret edişine tanıklık ettim. Bir de piyasa tarafından görmezden gelişine.

Evet’ine gerek yok, yetmez ama, deyiverse; şunu iyi yaptı’sına lüzum yok, her yaptığı mı kötü, deyiverse; bir şey söylemesine gerek yok, konuşması gereken yerde susuverse, ona da açılacak akçalı hükümet kapıları, sosyal demokrat belediyelerin havuzlu etkinliklerinin tatlı suları. Ama o tatlı su solculuğuna prim vermiyor, hâlâ sınıf diyor, sınıf mücadelesi diyor; kapitalizm ehlileştirilebilir, sosyalizm uzak ihtimal ama bu mümkün, demiyor, hemen devrim yapılmalı, diyor. O yüzden de eserleri, şiirleri, yazarlığı hakkında koca bir sükût komplosu.

Ama Şiirözü için susulamayacak. Bu kitap fikrini ilk duyduğumda büyük bir heyecan yaşamış, boynuna atılmıştım.

Nihat Ağabey’in baskıda olan ve peş peşe yayınlanacak olan Şiirözü serisi, daha önce örneğine rastlamadığımız bir türü müjdeliyor. Bir şairin şiirlerinin iç dünyasına götürüyor bizi ve imgenin damıtım sürecinde yolculuğa çıkartıyor. Düş gücü ile desteksiz atmak arasına ayrımı çekiyor ve bilimsel temellerini okurla paylaşıyor. Masal diliyle kaleme aldığı, hayvanları, doğayı bir şiirin arka bahçesinin yaratıcılığında konuşturduğu Şiirözü serisi çocuklara hitap ettiği kadar içindeki çocuğu öldürmüş olan büyüklerin içine yeni bir cenin düşürüyor. Bu sayede ‘yetişkin’ ama yıkıcı okurla da yapıcı bir bağ kuruyor.

Nihat Behram’ın söylediğine göre seri ‘şimdilik 10 kitaptan oluşacak’. Bu seriyi yazmaya başladığı günden bu yana 3 kitap baskıya hazır ve TÜYAP öncesinde okurla buluşmuş olacak. Daha önce hayatını romana taşıdığı ressam Bayram Gümüş’ün kitaba özel hazırladığı resimleriyle bezeli Şiirözü serisinin eli kulağında.

Şimdi benim duyduğum heyecanı, kitaplar raflardaki yerini aldıktan sonra milyonlarca insan duyacak. Şiirözü serisi tıpkı Darağacında Üç Fidan gibi nesilden nesile okunacak. Çünkü Nihat Behram, boynu kırılan fidanlardan asla yok edilemeyecek ormanlar yaratmış.

Reklamlar